Genel – KUTLU YAZARLAR DERGİSİ http://kutluyazarlardergisi.com Mon, 15 Jun 2026 15:48:56 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.1.3 Prof. Dr. Hilmi Özden, Cins-i Latif’i Yorumladı http://kutluyazarlardergisi.com/prof-dr-hilmi-ozden-cins-i-latifi-yorumladi/ http://kutluyazarlardergisi.com/prof-dr-hilmi-ozden-cins-i-latifi-yorumladi/#respond Mon, 15 Jun 2026 15:48:35 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=741

Hilmi Özden1

Cins-i Latif2, Naciye Tekerek’in kıymetli eserlerinden birinin ismidir. Cins-i Latif ifadesi bugünlerde fazla kullanılmasa da klasik edebiyatımızda ve lügatlerde “Lâtif, zarif ve hoş cins (cinsiyet), nevini ifade eder. İnsanlar nev’inde kadın” tanımı olarak kabul edilmektedir. Tamlamanın Latif kısmı Esma-ül Hüsna’daki El-Latîf isminden uygun bir ödünçleme olarak alınmıştır: “lütuf ve ihsan sahibi, en ince detayları bilen anlamına gelir.

Kitap şu cümlelerle başlar “erkek geceye benzer, kadın ise aya, her erkeği aydınlatan bir kadın vardır”. Sonra Hz Peygamberin(O’na selam olsun) bir hadisini girişe alır.  “Allah (c.c) sizden kadınlara karşı iyi ve hayırlı olmanızı ister. Çünkü onlar sizin analarınız, kızlarınız veya teyzelerinizdir”. Eserin ilk hikâyesi Hz. Meryem’indir. Sonra cahiliye devrinde kadına bakış gelir. Erkek mi  üstün diye sorar yazar. Sonra atasözlerimizde ve deyimlerimizde kadınlara yüklenen olumsuz kavramları ele alır. Gelinlere bağlanan kırmızı kurdelenin anlamını yorumlar. Kadın cinayetleri ve çocuk istismarı ile devam eden kitap çocuk gelinlere kadar gelir. Eserin bundan sonraki kısmında rengârenk kadınlarımız başlığı altında Merhaba diye başlayan ve ben diye devam eden rengârenk kadınlarımızı sıralar; kırmızı, sarı, mor, kahverengi, turuncu, siyah, gri, füme, lacivert, ebru ve beyaz. “Merhaba Ben Beyaz”ın haricinde bütün renkler trajik kadın hikâyeleridir. 

Tüm bu trajik hikâyeler yazar ve okuyucunun içini titretir. Nasıl da mahvolmuş yaşamlar olduğunu ortaya koyar. Hikâyeleri yazarken bir hayatı sonlandıran etkenlerin asırlar boyu değişmediğini görmüştür: “vicdandan ve merhametten yoksun insanların masum tertemiz hayatları ve hayalleri sonlandırılmaları”.  Nice hayatlar bir hiç uğruna son bulmuştur. Aramızda yaşayan nice canlı cenazelerin olduğunu söyler. Son hikâyesi Merhaba Ben Beyaz’da:  “masumiyetin ve berraklığın rengi olarak mutlu bir evliliği ve eşine karşı sevgiyle bağlı bir erkeğin duygularını içermektedir”. Bu hikâye ise diğerlerinden nazaran kısacıktır. Adeta sevinç ve mutlulukların keder ve dertlere göre daha kısa oldukları gibi.

Eser’in giriş hikâyesi Hz. Meryem’in ki demiştik. Yazar “ annelik denilince hafızamdan çıkmayan her okuduğumda içimi titreten bir kıssadan bahsetmek istiyorum; evet sizlere cennetle müjdelenen o mübarek Hazreti Meryem’in yaşadığı zorluklardan bahsedeceğim” der.  Fakat “ Hz. Meryem Allah’ın ipini tuttuğu halde insanoğluyla mücadelesi bitmemiştir. Ömrünün sonuna kadar hayatını ibadetle geçiren bir kadının nasıl olur da iffetinden şüphelenilirdi” (s.15) sorusu asırlardır erkek egemen dünyanın anaerkil toplumlarını dikkate almazsak kronolojik zamanın çok büyük bir kısmını işgal ettiği görülür.

Cahiliye devrinde kadına bakış (s.17) başlıklı yazısı Peygamber Efendimizin öncesinde cahiliye devrinde Kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesini anlatmaktadır. O dönemde kız çocuklarına söylenen “dayıya gitmek” deyimi ölümle buluşturmanın örtülü ifadesidir. Böyle bir toplumda peygamberimiz Veda hutbesinde “ Kadınlar size emanettir” demiş olsa da  vefatından sonraki yaşanan hadiseler Arap toplumu bu geleneğini yok etmesine rağmen bilinçaltında kadına ikinci sınıf bakışının kaybolmadığı da görülmektedir. Maalesef birçok toplum İslam’ı anlamak yerine Arap hatta cahiliye Arap adetlerini benimsemeyi de İslamlaşmak sanmıştır.

Bunun en acı örneği Türk töresince kadının toplumdaki değeri asırlar içinde aşınarak bugünlere gelinmesidir. Batı toplumlarında ise kadın haklarını savunduğunu iddia edenler Avrupa’nın feodal yapısındaki tarihi tortudan kurtulamamıştır. Cenab-ı Allah kadın erkek ayırmadan yaratılanların üstünü (eşrefi mahlûk) demesine rağmen nasıl bir idrak kırılması olduysa erkekler kendilerini üstün oldukları gibi bir zanna/vehime kaptırmışlardır. Zaman içerisinde atasözlerimizde ve deyimlerimizde kadınlar (s.20).  Kızını dövmeyen dizini döver, kız kısmı konuşmaz, gelinlikle girdin kefenle çıkarsın, saçı uzun aklı kısa, eksik etek gibi  insan onuruyla bağdaşmayan sözler toplumun sosyal genetik hafızasına işlenmiş ve kanıksanmıştır.  Yazar “ örnek olun onlara, Sevginizi gösterin yavrularınıza”(s. 22) başlığı altında “ kız olsun erkek olsun öyle bir sevgi verin ki onlar şiddete meyilli birer birey olarak yetişmesin” cümleleri ile bir yudum sevginin bir tutam sevginin topluma vereceği merhameti vicdanı hatırlatmaktadır.

“1926’da Medeni Kanunu, 1934’te Kadınlara seçme ve seçilme hakkını getiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu kanunlarla kadınların değerini yükseltmiştir. Bu kanunlarla beraber kadın erkek eşitliği sağlanmıştır. Kadınlar istedikleri meslekleri yapabilme hakkına sahip olmuşlardır. Bunun yanı sıra erkeklere tek eşlilik esası getirilmiştir.  Getirilen kanunlar kadınlar için çok önemlidir. Onların özgürleşmelerini sağlamıştır”(s. 25).

Naciye Tekerek “ olumsuzlukları  ortadan kaldırmak için kız çocuklarımızı okumaya yazmaya teşvik edelim. Özgürlüğün yolunun okumaktan, meslek sahibi olmaktan geçtiğini kızlarımıza aşılayalım” “ kızlarımıza herhangi bir meslek sahibi olmadan evlenmeye teşvik etmeyelim”  “Kadın zekidir, erkek her zaman kadının zekâsını baskı altına almıştır zekâsını kullanmasına izin vermemiştir. Erkek her koşulda üstünlüğü kendinde görmüştür” cümleleriyle  yazarın haklı tespitlerine katılmamak mümkün değildir.

Hatta burada Atatürk’ün ifadesi ile “ yeryüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir” gerçeğini  anaokulundan, ilkokuldan,  üniversite sıralarına kadar insanlığa öğretilmesi gerekmektedir.   Yazar şöyle bir öneride bulunur “okullara kadın adıyla bir ders konulmasını talep ediyorum”. Bu teklif seçici bir bakış izlenimi vermektedir. Bunun yerine “Yurttaşlık Bilgisi” derslerinin genişletilmiş şekli olarak okullara; insan, insanlık, akıl, zekâ, ahlak vb. başlıkları içeren daha bütüncül olabilecek “Beyin ve Beyni Kullanmak” dersi daha isabetli olacaktır. Beyin ve Beyni Kullanmayı bilmeyen nesillerin yapay zekâ esirleri olacağı da unutulmamalıdır. Bilenler için böyle bir sorun olmayacaktır.

Her şey doğru bir şekilde insan doğasına uygun olarak beyin ve beyni kullanmaktan başlar. Çocukluktan itibaren insanlığa ve uygarlıklara yön veren en önemli organımızın beyin olduğunu anladığımızda yanlış giden birçok şeyin farkına varmakla düşüncelerimizi ve eylemlerimizi değiştirmek mümkün olacaktır. 21. yüzyılda kadın cinayetleri, çocuk gelinler ve çocuk istismarı yeryüzünde ve yurdumuzda oluyorsa Türk halkının gerçekle yüzleşmesi açısından toplumsal beynini kullanma ve gelişim aynasına bakıp kendisini sorgulaması ve düşünmesi gerekmektedir.

Bilindiği gibi Mâtürîdî, “Düşünmemeyi size telkin eden her türlü his şeytan işidir” diyen ve akılcılığı savunan Türk asıllı bir din âlimidir3. Asırlardır Türklerin Ahmet Yesevi’ye dayanan “hoşgörülü” inanç anlayışı ve “fıkıhta Hanefi, itikatta Mâtürîdî” çizgisinde olması unutulmuş yerine Türk milletine yabancı bir anlayış getirilmiştir. Hâlbuki Hanefi- Mâtürîdî -Yesevî anlayışı, halifeliğin getirilişine kadar Osmanlı devlet yönetiminde de etkilidir.4 Anadolu bacılarının (Bacıyan-ı Rum) Ertuğrul Gazi’den itibaren devlet yönetimi ve orduda etkinliği de bilinmektedir. “Fakat Yavuz Sultan Selim Han, halifeliğin İslami kurallara göre daha iyi uygulanmasına destek olacakları düşüncesiyle, Kahire’den dönerken iki bin kadar Eş’arî Arap din hocasını da İstanbul’a getirmiştir. Bunların arasında son Halife III. Mütevekkil ile din uleması kabul edilen önemli kişiler de vardı ve tamamı “kaderciliği” esas alan “Eş’arî” anlayışında olan insanlardı. İstanbul’a getirilen ve din uleması kabul edilen bu Eş’arî Arap hocalar yüksek maaşlarla devlet kadrolarına alındı, kimi saraya yerleştirilirken kimine de büyük konaklar tahsis edildi. Devletin üst kademelerinde görev yapan bürokratlara emir verilerek Arap hocalarla yakın temas kurmaları istendi. Arap hocalar artık Osmanlı devlet bürokrasisinde ağırlık kazanmış, devletin bir parçası olmuştu. Kısa zamanda Eş’arî Arap hocaların ve onların çevresinde toplananların, devlet bürokrasinin üzerinde etkileri öylesine arttı ki şeyhülislamlar devlet protokolünde çok gerilerdeyken hızla yükselerek sadrazamların da önüne geçtiler.

Şeyhülislamların, devlet protokolünde bu hızlı yükselişi, devlet yönetim tarzını da etkiledi. Öyle ki fetva almadan devlet karar alamaz, kanun çıkaramaz hale geldi. Padişahlar bile şeyhülislamlardan fetva/olur almadan ferman yayınlamaz oldular. Bu durum devletin yazışmalarını ve dilini de etkilemiş, resmi yazışmalarda adeta Arapça kelimeleri kullanma yarışı başlamıştı. İşte bu gidiş, Osmanlının kuruluşundan bu yana geçen “üç yüz yıllık devlet anlayışını” temelinden değiştirdi. Kaderciliği esas alan Eş’arî düşüncenin etkisiyle “akıl” rafa kaldırıldı, sonuçta Osmanlı Devleti, şeyhülislamlardan fetva almadan karar alamayan bir “din devleti” haline geldi5. Sırf bu anlayış nedeniyle, matbaa gibi hayati önemi olan bir konuda bile, “Dinen uygun değildir.” denilerek olumlu fetva verilmediği için üç yüz yıla yakın bir süre beklemek zorunda kalındı. Benzeri bir olay da, dünyanın en önemli rasathanelerinden biri olma yolundaki İstanbul Rasathanesi’nin “akıl almaz” nedenlerle yerle bir edilmesidir. O günlerde, İstanbul’da zelzele, kıtlık gibi felaketler yaşanmaktadır. Bu olumsuzlukları rasathaneye bağlayan zamanın şeyhülislamı Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi, Padişah III. Murat’a giderek “Yıldızları gözlemenin felaket getireceğini, göklerin sırlarını örten perdeyi kaldırmanın uğursuz bir haddini bilmezlik olduğunu, böyle bir gözlemevinin kurulduğu hiçbir devletin varlığını sürdüremeyeceğini” söyledi. Bunun üzerine padişah III. Murat’ın emriyle 21 Ocak 1580 gecesi rasathane topa tutularak yerle bir edildi.

Hâsılı kadının giyim kuşamı ve sosyal hayatıyla hiç ilgilenmeyen devlet, halifeliğin getirilmesinden sonra kadınların giyim kuşamı ve sosyal yaşamıyla yakından ilgilenmeye, bu konuda fermanlar çıkarmaya başladı. Bu fermanlardan bazı örnekler verelim:

  • “Kadınların, muhallebici dükkânına girmesi yasaklanmıştır.” Tarih 1573.
  • “Kadınların, mesire yerlerine gitmeleri yasaklanmıştır.” Tarih 1751.
  • “Kadınlar, ancak haftanın dört günü sokağa çıkabilirler.” Padişah II. Osman’ın fermanı.
  • “Müslüman kadınların sokağa çıkması yasaklanmıştır.” Padişah III. Mustafa’nın fermanı,
  • Kadınların, sokaklarda erkeklerle dolaşamayacağına dair II Mahmut’un fermanı,
  • “Kadınların sokakta babaları ve oğulları olmadan yürümeleri ve ayrı arabalara binmeleri ve belli meydanlardan geçmeleri yasaktır.” Tarih 1861.
  • “Yüze yapışan yaşmak takmak yasaktır.” 15 Eylül 18816

Böylece Osmanlı toplumunda da kadının cinsiyeti, toplum için “bir kültür”, “bir medeniyet”, “bir ahlak”, “bir dindarlık” konusu haline getirilmiştir. Başka bir deyişle, toplumun düzen ve ahlakının merkezine, tam odak noktasına “kadının cinsiyeti” oturtulmuştur7.

Bir başka çalışmada8 Osmanlı toplumunda kadınlar hangi dine, sınıfa mensup olursa olsun, sosyal hayatın içerisinde belirli kurallara göre hareket etmek zorundadır. Kadınların kılık kıyafeti, sosyalleşme mekânları, ulaşım için kullandıkları vesaitlere kadar hemen her konuda sınırlamalara tabi tutulduklarını padişah fermanlarında görülmektedir. Fermanların sayısı kadınların sosyal hayatın içindeki varlığına paralel olarak artmıştır. Nitekim 18. yüzyıldan itibaren saraylı ve şehirli kadınların kamusal alan içerisinde daha fazla görülmesi ve sosyalleşme mekânı olarak mesire yerlerine gitmeye başlaması ile birlikte, arka arkaya çıkarılan fermanlar ile toplumsal düzen korunmaya çalışılmıştır. İncelenen fermanlarda kadınlara yönelik doğrudan mekânsal sınırlamalar ve yasaklar getirildiği görülmektedir. Sultan II. Selim’e ait 1573 tarihli fermanda kadınların kaymakçı dükkânlarına girmelerinin yasaklandığı ifade edilmektedir. Eyüp kadısına gönderilen hükümle, Eyüp semtinde kadınların kaymak yemek bahanesiyle kaymakçı dükkanlarında oturduklarını, buralarda kendilerine namahrem olan erkekler ile ahbaplık ettiklerini, bu sebepten dolayı kadınların bu dükkanlara girmelerinin yasak olduğu ilan edilmiştir (BOA, A. DVN.MHM.d: 22-42). Kadınların erkekler ile kayık içerisinde uygunsuz davranışlarda bulunmalarını önlemek amacıyla çıkarılan, kadınların yağlı kayığa binme yasağına Sultan III. Selim’e ait 9 Eylül 1790 tarihli hattı hümayunda rastlanılmaktadır. Padişahın kadınları söz konusu yasakları çiğnememesi için, “Mecmû‘u iskelelere tenbîh idesiniz bu günden sonra karılar yağlı kayığa binmesün ve hangi kayıkcı yağlı kayığa karı bindirir ise katl iderim ve kayığın batırırım hem Muslimân karıları Frenk gibi şemsiye ile geziyorlar tenbîh idesüz hele ben kimseyi görür isem öldürürüm bir sıkı tenbîh idesüz hem İstanbul᾽da sokaklarda cengâneler çalub çağırırlar imiş tenbîh idesün çalub gezmesünler bu yazdıklarım birisini bu da bu günden sonra da görür işidir isem sizi tekdîr iderim” diyerek oldukça sert bir dille uyardığı görülmektedir (BOA, HAT: 195-9735)9.

Sultan II. Mahmut dönemi kadınlara yönelik sık sık ferman çıkarılmıştır. Bunlardan ilki kadınların mesire alanlarında dolaşmasını yasakladığı fermanıdır. Padişahın bu fermanı ilan etmesinde Bostancı başı ağanın, “Vak‘a-i fesâdın zuhûrundan berü ricâl ve nisvanın gerek piyade ve gerek araba ile seyr yerlerinde geşt ü güzârları muktezâ(y)-i irâde-i seniyye-i şâhâneleri üzre men‘ olunmuş iken geçen ‘îd-i şerîfde Dolma-Bağce᾽de zîb-i efzâ(y)-i sâha-i yumn ü iclâl olan biniş-i humâyûnlarda ‘îd-i şerîfe hurmeten ricâl ve nisâ ‘umûmen ruhsat-yâb-ı temâşâ olduklarına mebnî bu günlerde ba‘zı seyr mahallerinde yine kemâ-fi᾽s-sâbık tecemmu‘a başlamış olduklarından ba‘de-ezîn dahi bunlara ne vecihle mu‘âmele olunmasını bostancı başı ağa kulları bu def‘a takdim eyledigi bir kıt‘a tezkiresiyle su᾽âl ve istîzan itmiş olmağla…” diye yazdığı tezkiresi etkili olmuştur. Bostancı başı, kadınların yaya ya da araba ile seyir yerlerinde dolaşmaları padişah hazretlerinin iradesi ile yasaklanmışken, bayram gününün hürmetine seyir etmelerine izin verilmesinden dolayı, bugünlerde de yine eskisi gibi bazı seyir yerlerinde toplanmaya başladıklarının görüldüğü ve bunlara nasıl muamele edileceğini padişaha sormuştur. Sultan II. Mahmut bu tezkire üzerine ilan ettiği 27 Eylül 1821 tarihli hattı hümayununda “İş bu takrîrin ve bostancı başı ağanın tezkiresi me᾽âlleri ma‘lûm-i humâyûnum olmuşdur nisâ tâ᾽ifesi arabayla ve yayan hiçbir vecihle mesîrelere gitmesünler zukûrdan kendü ırz ve edebleriyle gezenler râkiben ve mâşiyen gezenlere be᾽s yokdur ve nisâ ta᾽ifesi dahi fakat mesîreden men‘ olunub musâferet ve maslahatları içün bir mahalle gitdiklerinde araba ve kayığa binmelerini men‘ iktizâ itmez bend-i evvel-i tıbk-ı tahrîrin vechile icrâ oluna… ve fakat bir maslahat veyahud musâferet içün bir mahalden bir mahalle ‘azîmetleriyle yollarda arabalara binmelerine bir şey denilmeyüb ancak bu vesîle ile seyr yerlerine uğrayub arabalarını durdurmak murâd idenler derhâl def‘ itdirilmesi ve iş bu mesîre ve araba yasağı fakat nisvân hakkında olub ırzıyla mukayyed olan tâ᾽ife-i zukûrun kendü hâlleriyle piyade ve süvari geşt ü güzâr itmelerine nâsı pek sıkmamak içün ruhsat virilmesi”(BOA, HAT: 300-17864) diyerek kadınların mesire alanlarına yaya ya da arabayla hiçbir şekilde gitmeyeceklerini, erkeklerin ise edepleriyle gezdikleri sürece yaya ya da arabayla gezmelerinde bir sakınca görmemiştir. Sultan II. Mahmut, kadınların gezinti amaçlı mesireye gitmelerini yasaklamıştır ancak misafirlik ya da işlerini halletmek için bir yere gidecekleri zaman ulaşım aracı olarak kayığa ve arabaya binmelerinde sakınca görmemiştir. Ancak işini ya da misafirliğe gitmeyi bahane ederek seyir yerlerine uğrayıp buralarda durmak isteyenlerin hemen uzaklaştırılmasını buyurmuştur. İlave olarak da bu yasağın yalnızca kadınlar için geçerli olduğunu, namusuna mukayyet olan erkeklerin gezip dolaşmalarına, halkı sıkmamak için müsaade edileceği bildirilmiştir10.

Bu gelişmeler sonucu kadınlar için kullanılan, “Bacağını kırsın, evinde oturup namusunu korusun.” deyimi Osmanlı toplumunda adeta bir slogan haline gelmiştir. Artık Osmanlı erkeğinin ahlak anlayışına göre kadının namuslu olmasının, namusunu korumasının tek yolu vardır, o da evinden dışarı çıkmaması, bacağını kırıp evinde oturmasıdır. Görüldüğü gibi güçlü ve söz sahibi kadınların yerine, her işi erkeklerin istediği gibi yapmaya alıştırılmış, evinde bile söz hakkı ve ağırlığı olmayan, sömürülen, ezik bir kadın tipi ortaya çıkmaya başlamıştır. Kadınların bu duruma düşmesinin en önemli nedeni de zaman içinde, Türk erkeğinin de değişerek kadına, “Arap erkeği gözüyle” bakan, yeni bir erkek tipi haline gelmiş oluşudur11.

Kendi muhasebesini yapmayan toplumların asırlar geçse de değişmesi mümkün değildir. Söz sırası geldiğinde kendisinin İslam toplumu olduğunu söyleyen halklarda suç oranlarının ve kadına bakışın problemli olmasının diğer toplumlara göre açık ara öndeliğinin izahı nasıl yapılacaktır.

Atatürk’ün büyük gayretlerine ve devrimlerine rağmen varlığın başlangıç noktası ve anlamlandırıcısı kadın nasıl olmuşta tekrar erkeklerin zihin ve hukuk dünyasında kazandığı onurdan tekrar uzaklaştırılmıştır. İşin özü ve özeti burada yatmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk “Millî Mücadele’de Türk Kadınının” başarılarını hafızalara kazıyarak onları hak ettikleri maddi ve manevi şeref madalyasına kavuşturmuştur. Türk kadını olmadan asla Türk Milletinin istiklal ve istikbalinin olamayacağını cumhuriyet kuşaklarına öğretmiştir. Milletçe tekrar hafızalarımızı tazelemeli toplumsal nevrozdan kurtulmalıyız. Atatürk Millî Mücadele’nin sonunda da milletçe zafere ulaşmayı şu cümleleriyle dile getirmiştir:

“Millî Mücadeleyi yapan, doğrudan doğruya milletin kendi­sidir, milletin evlatlarıdır. Millet analarıyla, babalarıyla, hemşi­releriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Biliyorsunuz ki, asır­larca vuku bulan mücadeleler ve bunların neticeleri olarak da yüksek tarihi zaferler vardır. Fakat o zaferlerin amilleri kendi ülküleri olarak değil, şunun bunun hırsı peşinde kul köle olarak bulunmuşlardır. Hâlbuki Milli Mücadele’de kişisel hırs değil, millî ülkü, millî izzet-i nefis hakiki müessir olmuştur12.”

Atatürk’ün bu cümlelerinde geçen ana ve hemşireler, Millî Mücadele’ye hazırlanış günle­rinde miting düzenleyen ve bu mitinglerde konuşup, milleti bu mukaddes mücadeleye yöneltenler, “Millî Mücadele”de kadınla­rın kurduğu dernekler, cephede ve cephe gerisinde kadınlarımı­zın hizmetleri, işgal altındaki bölgelerdeki kadınlarımızın fedakârlıklarını anlatmaktadır. Şu paragraflar ise Atatürk’ün Millî Mücadelede Türk kadının şahikalarına dikkat çekmektedir:

“Bu son senelerin devrim yaşamında, ateşli özverilerle dolu mücadele yaşamında, milleti ölümden kurtararak kurtuluşa ve bağımsızlığa götüren gayret ve faaliyet yaşamında her millet bireyinin çalışması, çabası, yardımı, özverisi olmuştur. Bu arada en fazla kutlanarak anılması ve daima gönül borcuyla tekrar edilmesi gereken bir yardım vardır ki o da, Anadolu kadınının göstermiş olduğu çok yüce, çok yüksek, değerli özveridir. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasından söz etmek imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim’ diyemez13 ”.

“Belki erkeklerimiz, memleketi istila eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat erkeklerimizin oluşturduğu ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin yaşama araçlarını hazırlayan kadınlarımız olmuş ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, bu savaşta ve ondan önceki savaşlarda milletin, yaşama yeteneğini tutan, hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, ürünleri pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber, sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin savaş gereçlerini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o özverili, o kutsal Anadolu kadınları olmuştur. Bu nedenle hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı gönül borcu ve teşekkürle sonsuza dek analım ve kutlayalım14”.

Sözün sonunu Cins-i Latif’in “Merhaba Ben Siyah” renginde bir ananın oğlunu/ciğer paresini şehit vermesi üzerine dile gelen mısralarla tamama erdirelim. Her ne kadar ana sözü/kadın sözü tamama ermese de. Çünkü o ana dili oluşturur. Kadın/ana olmasaydı muhakkak ki lisan/dil de olamayacaktı. Cins-i Latif yeryüzünün hafıza santralleridir. Gökler ve yer unutsa Cins-i Latif asla unutmaz. Kadınlar olmasaydı Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’nin hikmetlerini asırlarca bebeklerin beyaz kundağına şehitlerin beyaz kefenine nefeslerinden üfleyerek, hafızalarına nakış nakış işleyerek, çeyiz sandıklarında saklaya saklaya bize kimsecikler getiremeyecekti.

“ŞEHİT”

“Kundak beyaz, kefen beyaz/ Bu kara yazgı niye?/ Ama kara renkte lazım/ Hangi renk örtebilir ki kara geceleri?/ Gecelerden de karası var mıydı?/ Vardı…/ Gecelerden de karası katran karasıydı/ Kaç şehit analarına hamile kaldı?/ Kaç şehit anası kara yazma bağladı başına?/ Kan kokulu topraklara…./ Gecelerden de karası katran karasıydı/ Ay’ı yüreklerine ışık tutsalar analar/ Aydınlatmazdı yürekleri/Katran karasıydı…/ Artık hayra çıksın/ Gecenin sabaha karşı gebelikleri/ Şehitlerimiz ölmesin zaten ölmediler/ Çünkü emir büyük yerden: “Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler fakat siz bilemezsiniz (Bakara suresi/ 154. Ayet)”(s.93).

Cins-i Latif “gecelerden de kara katran karası” yazgıları ak nefesiyle yıkmaya/yakmaya çalıştı. O asırlardır kız olsun oğul olsun tüm insanlığa ilk çığlıklarında “Rahmanın nefesini” öğreten ilk mürebbiye oldu. Tanrı “ol” dediğinde Cins-i Latif hayat ağacının ilk meyvesini tattı. Çünkü o hayat ağacının tüm yükünü taşıyacak güç ve iradeyle donatılmıştı. Yoksa dünyanın yükünü milyonlarca yıldır kadın nasıl taşımakta taşıyabilmektedir. Çünkü o cins-i latif’tir. Latif olan cins, latif olan varlık, varlığın latif olanı kesif olmayanı. Nur/ışık olanı nar/ateş olmayanı odur. Karanlıkları aydınlatan Tanrı’nın “Rahim” isminin emanetçisi, nezaket, zarafet, sevgi, hilm (sabırlı, yumuşak huylu), letafet, şefkat ve merhametin mabedi, Cennet ırmağından beyaz sütü yeryüzünde kendi bedeninden bebeğe tattırabilen yegâne yaratılmıştır. Cins-i Latif Beytullah’ın duvarı dibinde ebedî istirahatında asırlardır insanların tavaf ettiği Hz. İbrahim’in eşi, Hz. İsmail’in annesi Hacer validemizdir.

Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât adlı mevlidiyle yaygınlık kazanan ve birçok şair tarafından benzeri yazılan mevlid geleneği eserler ana hatlarıyla; Hz. Peygamber’in nurunun yaratılması, bu nûrun peygamberler aracılığıyla intikali, Âmine Hatun’un hamileliği ve bu esnada vuku bulan olağanüstü hadiseler, Hz. Peygamber’in doğumu anında ve sonrasında gerçekleşen olağanüstü hadiseler, Hz. Peygamber’in nübüvveti, mucizeleri, miracı ve vefatı gibi konulardan oluşmaktadır15.

Mevlidlerdeki Hz. Peygamber’in doğum sahnesi tasvirleri incelendiğinde birtakım olağanüstü hadiselere yer verildiği görülmektedir. Peygamberlerin, vahiy almadan önce yaşadıkları ve nübüvvetlerine işaret eden bu olağanüstü hadiseler irhâsât olarak adlandırılmaktadır. Mevlid metinlerinin doğum sahnelerinde genel hatlarıyla Âmine Hatun ve diğer ulu kadınlar ile ilgili olağanüstü hadiseler tasvir edilmiştir: “Gök kapılarının açılması ve meleklerin Âmine Hatun’un önünde saygıyla durmaları. Âmine Hatun’un evinin kıble yönündeki duvarının yarılması ve Hz. Asiye, Meryem, Havva ve Hacer’in Hz. Peygamber’in doğumu için yardıma gelmeleri. Gökten üç alem inmesi ve birinin şarka, birinin garba ve birisinin de Kâbe’ye dikilmesi. Âmine Hatun’un evinde bir nur hâsıl olması ve âlemin nurla kaplanması. Gökten inen meleklerin Âmine Hatun’un evini tavaf etmesi. Meleklerin ve hurilerin doğum için sündüs döşek döşemeleri. Doğumun yaklaştığı an Âmine Hatun’da hararet zuhur etmesi ve kendisine şekerden tatlı, sütten ak, buzdan soğuk bir şerbet sunulması. Âmine Hatun’un doğum sancısı çekmemesi. Doğum yaklaştığında, beyaz bir kuşun gelip kanadıyla Âmine Hatun’un arkasını sıvazlaması ve nihayet Hz. Muhammed’in doğması. 10. Bir bölük atlı meleğin Âmine Hatun’un evini tavaf etmesi”16.

Görüldüğü gibi Mevlid-i Şeriflerde Hz. Musa’yı himaye eden Asiye,Hz. İsa’nın annesi Meryem, Hz. Âdem’in eşi Havva ve Hz. İbrahim’in eşi Hacer Hz. Peygamber’in doğumu için Âmine Hatuna yardıma gelmişlerdir. İnsanlığın ister peygamberleri ister düşünürleri isterse geçmiş gelecek tüm insanları olsun, kadın elinden berrak/ “anasının ak sütü gibi helal” olan suyu içmiştir. Fakat erkeklerin önemli bir kısmı gücü ellerine geçirdikleri günden beri kadına/ annesine/eşine katran suyu içirmektedir. Kız çocuğuna ve kadına yapılan negatif ayrımcılık ile haksızlık devam ettiği müddetçe insanlık hak ve hakikat güneşiyle asla buluşamayacaktır. Bu konuda Cins-i Latif eseri uyarıcı hatta sarsıcı bir nitelik taşımaktadır.

Kaynaklar

Naciye Tekerek, Cins-i Latif, Kutlu Yayınevi, İstanbul, 2021.

Ahmet Vural, Diren Bitsin Karanlıklar, Orta Asya’dan Bugüne Türk Kadını, Önka Matbaa, Ankara, 2021.

Hacer Yılmaz ve Ahmet Aksın (2022). Osmanlı Devleti’nde Kadınların Mekânsal Sınırlılıkları: 1850 Tarihli Tenbihat Örneği, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 32, 3(1267-1278).

Sedat Şenermen, Atatürk ve Türk Kadını, Nergiz Yayınları, İstanbul, 2018.

Zeynep Kayapınar, Türkçe Mevlidlerde Hz. Peygamber’in Doğum Sahnesi Tasvirlerine Dair Tespitler, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Kültüründe Mevlit Geleneği Uluslararası Sempozyum, Editör: Prof. Dr. Hakan Yekbaş, Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları No: 261, Sivas 2023, s. 885-889.

1 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESTÜDAM) Kurucu Müdürü

2 Naciye Tekerek, Cins-i Latif, Kutlu Yayınevi, İstanbul, 2021.

3 Ahmet Vural, Diren Bitsin Karanlıklar, Orta Asya’dan Bugüne Türk Kadını, Önka Matbaa, Ankara, 2021, s. 92. Editörlüğünü H.Şule Albayrak’ın yaptığı “Kadın Olmak” kitabındaki Doç. Dr. Hülya Terzioğlunun “Rahmet ve Bereket Kaynağı Kadını Maturidi ‘den Okumak” makalesi, s. 56.

4 Ahmet Vural, a. g. e., s. 93.

5 Ahmet Vural, a. g. e., s. 93.

6 Ahmet Vural, a. g. e., s. 94-95., Nermin Abadan Unat, Türk Toplumunda Kadın, sayfa 8.

7 Ahmet Vural, a. g. e., s. 95., Nilüfer Göle, Modern Mahrem, Medeniyet ve Örtünme, sayfa 48.

8 Hacer Yılmaz ve Ahmet Aksın (2022). Osmanlı Devleti’nde Kadınların Mekânsal Sınırlılıkları: 1850 Tarihli Tenbihat Örneği, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 32, 3(1267-1278).

9 Hacer Yılmaz ve Ahmet Aksın, a. g. m., s. 1268.

10 Hacer Yılmaz ve Ahmet Aksın, a. g. m., s. 1269.

11 Ahmet Vural, a. g. e., s. 95.

12 Sedat Şenermen, Atatürk ve Türk Kadını, Nergiz Yayınları, İstanbul, 2018, s. 126., Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 27-28.

13 Sedat Şenermen, a. g. e., s. 128-129. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1923,c. II, s. 147-148

14 Sedat Şenermen, a. g. e., s. 129. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1923,c. II, s. 148.

15 Zeynep Kayapınar, Türkçe Mevlidlerde Hz. Peygamber’in Doğum Sahnesi Tasvirlerine Dair Tespitler, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Kültüründe Mevlit Geleneği Uluslararası Sempozyum, Editör: Prof. Dr. Hakan Yekbaş, Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları No: 261, Sivas 2023, s. 885.

16 Zeynep Kayapınar, a. g. m. s. 887.

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/prof-dr-hilmi-ozden-cins-i-latifi-yorumladi/feed/ 0
Yazar Yusuf Deli İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-yusuf-deli-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-yusuf-deli-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Thu, 04 Jun 2026 09:11:26 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=737

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

Duygularımı dile getirmek içimde konulan kişiyi konuşturmak ve okuyuculara bu duyguları aktarmak onlara hissettirmek için yazıyorum.Yazmak benim için bir uğraş. Bunu severek yapıyorum.


İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

6 Şubat 2023 büyük depreminden etkilendikten sonra şiirler yazmaya başladım. Şiir okumayı ve dinlemeyi çok severim. Bu yüzden içimdeki duyguları o zaman şiirlerle aktarmak istedim.


Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

Kitabımı ilk imzaladığımda çok özel hissettim ve bunun büyük bir zaferin başlangıç imzası olarak değerlendirdim. Belki de bu imza hayatımda attığım tüm imzalardan da çok önemli hissettirdi.
Okur bana kitabımı imzalattığında bunun çok değerli bir süreç olduğunu düşündüm ve o an çok özel hissettim. İçimde bir şeyleri başarabilmenin ve hayata geçirebilmenin sevinci vardı.


Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

Kitap fuarına gittim evet. İlk girdiğimde tüm stantları heyecanla seyrettim. Ardından bu kitapları yazanları gördüm ve onlarla tanışmak sohbet etmek istedim.


Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kitap fuarının kesinlikle kültürümüze etkisi vardır. İnsanlar sosyal vakitler geçirmek ve gezmek ihtiyacı duyuyorlar. Kitap fuarları da okurlar için ve hatta okumayı pek sevmeyenler için bile bir ilham kaynağı oluyor. Kesinlikle düzenli olarak her ilde yapılmalı ve hatta üniversite içerlerinde yapılmalı diye düşünüyorum.


Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

Yazarken müzikler dinliyorum mutlaka. Genellikle de piyano dinletisi veya yazacaklarımı derinleştirecek tarzda müzikler dinliyorum. Özellikle gece saatlerinde yazmayı tercih ediyorum. Uykuya dalış esnasında da yazacaklarım birdenbire aklıma geliveriyor o anda da çok yazıyorum. Gün içerisinde yaşadığım bir olaydan veya dinlediğim bir müzikten etkilendiysem o an hemen aklıma geleni yazmak istiyorum.


Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

Özellikle bir yazar var diyemem fakat Türk yazarlardan Osman PAMUKOĞLU, Ümit Yaşar OĞUZCAN, İsmet ÖZEL ve Nurullah GENÇ’in kitaplarından ve tarzından etkilendim. Yabancı ise Rupi KAUR ve Dostoyevski kitaplarını beğeniyorum.


Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?

Edebiyatın günümüzde değerinin azaldığını düşünüyorum. Eski yazarların daha derin ve özgün yazılarının olduğunu düşünüyorum. Çağımızda artık yazacak yazı ve söz neredeyse kalmadı gibi. Özellikle teknolojinin gelişmesi ile bir şeyleri çabucak yazmak ve okuyucuya sunmak daha hızlı ve kolay.


Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

Anne ve babasız büyümedim böyle bir duyguyu yaşamadım. Ama böyle bir duyguyu gerçekten okuyucuya doğalmış gibi hissettirmek için bu duyguları yaşamış insanlar ile çok yakın iletişim kurarak onlarla iyi ve kötü günler geçirerek, empati kurarak ve onların neler hissettiğini neler yaşadığını yerinde ve birebir öğrenerek tecrübe edinirdim . Tüm hassasiyetleri gözeterek negatif duygular ağırlıklı gerçek yaşanmış hikayeler ile okuyucuyu da derinden etkileyecek bir şekilde hissetmelerini sağlardım.


Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

Elbette yazdıklarımın neredeyse tamamı yaşantımla alakalı. Gerçek ve özgün şiir ve yazılar içeriyor.


Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

Özellikle yaşamda büyük bir süre geçirmiş tecrübeli, deneyimli ,kitap okumayı seven, anlayan, eleştiri yapabilen bir akademisyen hocama veya beni yakinen tanıyan arkadaşıma okutuyorum. Onlardan gelen geri dönüt ve eleştirilerin doğruluk olasılığı yüksek olacağından onlara okutuyorum.


Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

Aslında bazı şiir kitaplarının dağınık stilini sevmiyorum. Biraz daha derli toplu kurgusal olarak ve görsel olarak düzenli ve akışkan olmasını isterdim. Ben öyle yazardım.


Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

Kitap evine ayda bir giderim. Kitap alırken özellikle sevdiğim türlere yönelirim veya görsel olarak dikkatimi çeken son dönemde popüler olan ya da yazarını takip ettiğim kitapları tercih ederim. Okuyucularıma önereceğim ilk kitap ‘Osman PAMUKOĞLU – Aykırılık Yoksa Nitelikli Hayat’ta Yoktur’ kitabı olurdu.


Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?

Günümüz şartlarında klavye ile yazmak elbette daha kolay bu yüzden kesinlikle klavye ile yazılmalı. Hem zamandan tasarruf hem de akla gelenleri çabucak yazabilmek büyük bir şans.


Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?

Bir gün ölüp gideceğiz ve yaşarken bu dünyaya bir ağaç dikmek ya da bir eser bırakabilmek seni her zaman yaşatacaktır.
İyi olmak iyidir ve iyiler kolay ölmezler.

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-yusuf-deli-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar Vefa Aziz İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-vefa-aziz-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-vefa-aziz-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Thu, 30 Apr 2026 10:34:48 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=688
Screenshot

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için bir uğraştan çok bir ihtiyaç. İçimde biriken duygu ve düşüncüleri kelimelere dönüştürmek.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Evet hatırlıyorum. aslında tereddütteydim yazsam mı yazmasam mı diye. Bir gün içimdeki yazma hissi öyle yoğunlaştıki, cesaretimi topladım ve kendimi bilgisayarın başında buldum. Ne bir planım vardı ne de bir beklentim. Sadece içimdekileri döktüm ve o gün yazmanın bana ne kadar iyi geldiğini farkettim.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Gurur. Bir hayalin somut hale gelişi gibiydi, tarif edilmesi zor bir mutluluktu.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet bir kaç kere gittim. Her tarafı kitap sayfalarının kokusu sarmıştı.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Tabiki katkısı var olmaz mı ? Bu çeşitlilik kültürel olarak bizi besliyor. Ben genelde bir kitap kurdu olan oğluma kitap bakmak için giderdim kitap fuarına.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazarken kendime koyduğum bir kural yok. Sadece sessiz sakin bir ortamın olması benim için önemli.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Belirli bir yazarı takip etmekten çok, bir kaç yazarın eserlerini incelerim. Ünlü tarihçi yazar İlber Ortaylı’nın kitaplarını çok beğenirim.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Dijital çağda her şey hızla akıyor ama edebiyat hala insanların duygu dünyasına ulaşabilen en güçlü alanlardan biri.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
O duyguyu yaşamasam bile eğer derinden hissedersem, empati kurarak evet yazabilirim.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Benim kitabım dil bilgisi üzerine. O yüzden böyle bir şey pek mümkün değil.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
İlk oğluma okuturum. Çünkü o tam bir kitap kurdu. Ve metni dışardan birinin görmesi gözümüzden kaçan ufak hataları fark etmemizi sağlar.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Yok olmadı. Çünkü bana göre her yazarın kendi yolu ve tercihi vardır.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Kitap alırken konusuna ve yazım diline dikkat ederim. Tek bir kitap önermek yanlış olur bence çünkü kitap önerisi okurun ilgisine göre değişir. Ama herkesin okuması gereken bir kitap olarak İlber Ortaylının ”Bir Ömür Nasıl Yaşanır ? ” kitabını önerebilirim.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Bence her ikisi ama duruma göre değişebiliyor. Klavye ile yazım hız kazandırıyor.

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-vefa-aziz-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar Ubeydullah Şahin İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-ubeydullah-sahin-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-ubeydullah-sahin-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Thu, 30 Apr 2026 10:13:09 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=684

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için hem bir uğraş hem de zaman zaman derin bir gereksinimdir. İnsan bazen konuşamadığı, ifade edemediği düşüncelerini bir yere bırakmak ister. İşte o yer çoğu zaman kâğıt olur. İç dünyamızda biriken düşünceler, sorular ve duygular bir noktada kendilerine bir çıkış yolu arar. Benim için yazmak çoğu zaman bu çıkışın en sahici biçimi. Bu yüzden yazı, yalnızca bir uğraş değil; insanın kendi varlığıyla kurduğu sessiz bir diyalogdur. Hatta zaman zaman bunun bir tür varoluşsal sancının ifadesi olduğunu da düşünüyorum.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Yazmaya başladığım anı belirli bir tarihle hatırlamak zor. Ancak kitaplarla kurduğum bağın beni yazıya doğru yönlendirdiğini söyleyebilirim. İlkokul yıllarını saymazsak, yaklaşık on iki ya da on üç yaşlarında kitapların dünyasıyla daha bilinçli bir şekilde tanıştım. O yaşlar insanın zihninin yeni ufuklara açıldığı dönemlerdir. Okudukça insanın içinde yeni sorular doğuyor, yeni düşünceler filizleniyor. Bir süre sonra yalnızca okumak yetmiyor; insan kendi cümlelerini kurma ihtiyacı hissediyor. Sanırım benim yazma serüvenim de bu ihtiyaçtan doğdu.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk kitabım yayımlandığında çevremdeki birçok kişinin beklediği o büyük heyecanı doğrusu ben çok yoğun hissetmedim. Bunun sebebini hâlâ tam olarak açıklayamıyorum. Belki de yazma sürecinin kendisi benim için yayımlanma anından daha anlamlıydı. Ancak bir okurun kitabı uzatıp imza istemesi insana başka bir duygu yaşatıyor. O an insanın aklından şu soru geçiyor: “Acaba yazdıklarım gerçekten birine dokunabilir mi?” Bu soru hem insanı sevindiriyor hem de derin bir sorumluluk duygusu uyandırıyor.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitap fuarlarının kendine özgü bir atmosferi vardır. Daha kapıdan içeri girdiğiniz anda farklı düşüncelerin, farklı hayatların ve farklı dünyaların bir araya geldiği bir kültür alanına adım atarsınız. Standlar arasında dolaşırken yalnızca kitaplara değil, aynı zamanda insanlığın ortak düşünce birikimine de dokunuyormuş gibi hissedersiniz. Bir şehir için kitap fuarı yalnızca bir etkinlik değil, aynı zamanda kültürel bir canlılıktır.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının bir toplumun kültürel hayatına katkı sağladığını düşünüyorum. İnsanları kitapla buluşturmak açısından önemli bir imkân sunuyorlar. Bir şehirde kitap fuarı düzenlenmesi, o şehirde düşünce ve kültür hayatının canlı kalması açısından kıymetlidir. Ancak tek başına bir fuarın kitap sevgisini kalıcı hâle getirip getiremeyeceği konusunda tereddütlerim var. Çünkü bugün gözlemlediğimiz bir gerçek var: Ne yazık ki insanlar eskisi kadar okumuyor. Bu durum özellikle gençler ve çocuklar için de geçerli. İlginç olan ise aynı zamanda çok fazla kitabın yayımlanıyor olması. Sanki burada ters bir ilişki var gibi görünüyor. Yine de umudum şu ki insanlar doğru kitaplarla karşılaşır ve okuma kültürü yeniden güç kazanır.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazarken belirli ve katı bir yönteme bağlı olduğumu söyleyemem. Ancak çoğu zaman bir düşüncenin zihnimde olgunlaşmasını beklerim. Bazen uzun süre yalnızca düşünür, notlar alır, zihnimde cümlelerin şekillenmesini beklerim. Yazmaya başladığımda ise ilginç bir ruh hâli yaşarım: Bazı anlarda yazdığım cümleleri çok güçlü bulur ve kendimi beğenirim; bazı anlarda ise aynı cümleleri son derece amatör görürüm. Bu gelgit aslında yazma sürecinin doğal bir parçasıdır. İnsan yazarken hem kendini ifade eder hem de kendini sorgular.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Okurken heyecan duyduğum, düşünce dünyamı etkileyen pek çok yazar oldu. Felsefe, din, edebiyat ve siyaset alanlarında farklı isimlerden beslendiğimi söyleyebilirim. Ancak belirli bir yazarı tek başına örnek aldığımı söylemek zor. Çünkü her yazar insanın zihninde farklı bir kapı açar. Ben de o kapılardan geçerek kendi düşünce yolumu oluşturmaya çalışan bir okur ve yazarım.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat, insanın kendini ve dünyayı anlamaya çalıştığı en derin alanlardan biridir. Ancak çağımızın hızlı ve tüketim odaklı yapısı insanların kitaplarla kurduğu bağı zayıflatmış gibi görünüyor. Artık daha az okuyoruz. Oysa edebiyat insanın düşünce ufkunu genişletir, duygularını derinleştirir ve ona başka hayatların kapısını aralar. Bu nedenle edebiyatın değeri aslında hiçbir zaman azalmadı; belki de bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir alan hâline geldi.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bir yazar her duyguyu birebir yaşamış olmak zorunda değildir. Ancak insanın empati kurma gücü sayesinde yaşamadığı bir duyguyu anlamaya yaklaşması mümkündür. Gözlem, düşünce ve insanın ortak deneyimleri burada önemli rol oynar. Samimiyetle yazılan bir metin, okurun o duyguyu doğal ve gerçekmiş gibi hissetmesini sağlayabilir.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Evet, çoğu zaman üstü kapalı da olsa kendimden izler taşıyan cümleler yazıyorum. Çünkü insan yazarken tamamen kendisinden bağımsız bir dünya kuramaz. Yazdığımız satırların içinde düşüncelerimiz, sorgulamalarımız ve içsel yolculuğumuz mutlaka yer alır.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Genellikle güvendiğim birkaç kişinin görüşünü alırım. Çünkü yazan kişi bazen metnin içinde fazlasıyla kalabilir ve bazı noktaları göremeyebilir. Dışarıdan bir bakış açısı, metnin daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlar. Bu yüzden samimi eleştiriler benim için oldukça kıymetlidir.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Bir metnin kurgusu zayıf olduğunda ister istemez insanın zihninde farklı ihtimaller oluşuyor. “Ben olsam bunu nasıl yazardım?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Bu durum aslında eleştirel okuma alışkanlığı kazandırıyor. Fakat her metnin de kendi dünyası olduğunu unutmamak gerekir.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Kitabevlerinde vakit geçirmek benim için her zaman ayrı bir keyif olmuştur. Kitap seçerken genellikle ilgilendiğim alanlara yönelirim: felsefe, din, edebiyat ve düşünce dünyasını zenginleştiren eserler. Okuyuculara önereceğim ilk kitap ise tek bir isimden ziyade, insanı düşünmeye sevk eden, ona yeni sorular sorduran kitaplar olurdu.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Her ikisinin de kendine özgü bir ruhu olduğunu düşünüyorum. Kalemle yazmak düşünceyi daha yavaş ve daha derin kurmamı sağlıyor. Klavye ise yazma sürecini hızlandırıyor. Bu nedenle ikisini de zaman zaman kullanıyorum.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Okumak insanın dünyasını genişleten en güçlü imkânlardan biridir. Belki bugün daha az okuyoruz, fakat doğru kitaplarla karşılaşan bir insanın hayatı değişebilir. Bu yüzden en büyük temennim, insanların yeniden kitaplarla güçlü bir bağ kurmasıdır. Çünkü bazen insan kendini en çok bir kitabın sayfalarında bulur. 

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-ubeydullah-sahin-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar Mert Aydın İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-mert-aydin-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-mert-aydin-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Thu, 30 Apr 2026 09:27:18 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=681

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak; varlıklara yükleyebildiğimiz anlamların bazen paylaşılması, bazen kaydedilmesi içindir. Yeni anlamlandırmalara yer açmaktır bir nebze… Sıradakine alan açan bir gereksinimdir.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazım 2022 yılında yarıda kalan bir denemeydi, uzun süreli bir ara vermiştik o cümlelerle birbirimize. 2025 yılında bambaşka bir konu için masaya oturduğumda önce o yazıyı açıp incelemiştim ve bana çok yardımı dokunmuştu. Belki de o yazının görevi sadece buydu, sıradaki için el vermek.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Kitap için ilk imzaları attığım sırada Sinop – Kastamonu yolculuğundaydım, laptopu kucağıma alarak gerekli belgeleri yayınevine gönderirken unutamayacağım güzide bir heyecan yaşıyordum. İmza için kitabım uzatıldığında ise bir süre bekledim, imzalamam doğru olur mu diye düşündüm -İmzamı atacağım kadar önemli miydi yaptığım şey- aslında kendi kendime bir çatışma içindeydim, sonunda kurduğum cümle şuydu -Elimde tuttuğum şey ilk çalışmam, tabi ki değerli.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitap fuarına okur olarak gittim hep. Düşüncelerine değer verdiğim bazı isimleri görme ihtimali beni mutlu ediyordu, bu yazılar nasıl bir duruşa, üsluba sahip birinden çıkmıştı? Tabi bunca sorunun cevabı her zaman sizi tatmin etmiyor; şaşırıp beklediğimi bulamadığım da oldu, vay be tam adamıymış dediklerim de.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Zamanını sizin ile aynı şekilde değerlendiren yüzlerce insan ile aynı ortamda olmak farklı bir motivasyon kaynağı oluyor tabi ki. Günlük hayatta çevrenizde bulunan insanlarla edemeyeceğiniz sohbetleri etme şansı veya yeni arkadaşlıkların kapısı. Fuarların yayılması ve bunun mevzu haline gelmesi çok güzel gelişmeler, inşallah yazan da okuyan da artar diyelim.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazmak, sürdürülebilir bir motivasyon gerektirir. Çoğu zaman ara verdiğiniz, yarım kalır. Şahsım, -inşallah bir gün birinin işine yarar- motivasyonunu masanın kenarına koyarak yazmaya başlar.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
İnsan, çevresindeki 5 kişinin ortalamasıdır derler; yazar okuduğu 5 yazarın ortalamasıdır da diyebiliriz o zaman. Tarihimizin endamından kaynaklı kütüphanemiz çok geniş ve ben maalesef hala çoğuna vâkıf değilim. Her okuduğum satır öncekinin önüne geçiyor, birini söylesem diğeri eksik kalır. Yaşımı sebep göstererek bu soruya cevap vermek istemiyorum.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Kısalık, özlük, sadelik aranır oldu 21.yüzyılda. Bununla inatlaşmak, yaşatmaya çalışılan yazı geleneğini toptan yok etmek olur diye düşünüyorum. Müşteriye ürünü beğendirmeye çalışmak, dükkânı boş bırakır; ürünü müşterinin beğenisine göre yapmak, dükkâna nefes aldırır. Edebiyata duyulan saygının ve ilginin az olduğu aşikâr, artması için yazarlar kendini değiştirmeli, güne ayak uydurmalı. Talep karşılanmaya çalışılmalıdır.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Somut ve soyut olan her şey varlıktır. Varlık mevcuttur, görürüz ve işlevini az çok biliriz. Bu yüzden yaşamasak da kaleme alabiliriz. Bizim gibi düz hatlarıyla o duyguyu bilen birisi için yeterli olur bu yazı. Ancak varlığı vücuda getirmiş, anlamını gerçekten kavramış birisi için bir gülünç unsuru olur o yazı. Ben yaşamadığım, yeterince anlamlandıramadığım bir şeyi anlatamam.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Bu konuları işlemediğim için cevaplayamam.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Anlayabileceğine ve gerçekten eleştirebileceğine emin olduğum insanlara okuturum. Ne kadar çok eleştiri, o kadar az kusur.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Çok fazla var, olmaması tuhaf olurdu. Farklı yaşanmışlıklar, farklı çevreler, farklı iklimler aynı sonuçta nadiren buluşur. İsim vermek istemem ancak böyle çalışmaları okumak, insanda farklı fikirler uyandırabiliyor ve bu da günün birinde işinize yarıyor.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Ayda bir gitmeye çalışırım, kendimce konu başlıklarına ayırdığım kitap listelerim vardır ve sürekli artar bu listelerin uzunluğu. Az önceki sorulardan birinde anlattığım sebepten dolayı, kendimin kitap önermesini şu anda doğru bulmuyorum.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Konu burada önem arz eder, akademik bir çalışma içerisinde klavyeyi daha doğru bulurum. Roman, hikâye veya gezi yazısında kalemi doğru bulurum. Zaman, detay, istifleme vb. bir sürü unsur bu seçim için kriterdir.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Varmak için yola koyulmak gerekir, istikamet belliyse yolun zorluğuna hükmedin.

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-mert-aydin-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar İbrahim Oğhan İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-ibrahim-oghan-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-ibrahim-oghan-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Thu, 30 Apr 2026 09:09:36 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=678

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim hayatım. Nerede olursam olayım hep yazmak geliyor içimden. Sürekli yanımda kağıt kalem taşırım, o an gördüklerimi hissettiklerimi hemen kağıda geçiririm. Yazmaktan uzak kaldığım günlerde ciddi bir boşluk hissederim.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
9 Eylül 2019 günü 9. Sınıfın ilk günüydü o gün akşam eve dönüp koltuğun kenarına oturup şuanda da kitabımda yer alan “ilk şiir” isimli şiiri yazdım o şiiri yazdığım anı ve o şiirin bana hissettirdiklerini ömrüm boyunca unutamam.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İnanılmaz bir duygu ilk kitabımı imzalarken ağlamamak için baya uğraştım. Metroda çok yakın arkadaşım Hazal, bana kitabı uzattı ve imzaladım. O an kalabalık olduğu için ağlayamadım ama sonrasında yalnız kalınca mutluluktan baya ağlamıştım.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Yanılmıyorsam 11 yaşımdan beri her yıl yılda bir kaç defa kitap fuarlarına giderim. Oraya gelen yazarlardan biri olmayı çok isterdim ve bunca kitabın arasında dolaşmak çok güzel bir duygu kitabın olduğu her yer benim için cennet gibi ben de bu tür yerlere daima giderim.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının okuma kültürümüze katkısı tartışılamaz kendi gözlerim ile buna şahit oldum. Hayatında hiç kitap okumayan kişiler bile benimle kitap fuarlarına gelip kendi ilgisini çeken kitaplar alıp bu şekilde okumaya başladı. Her ilde ve imkanlar dahilinde yılda bir kaç kez yapılması gereken bir etkinlik olduğunu düşünüyorum ve şöyle bir eklemede bulunmak istiyorum kitap fuarlarında önceliğimiz okuyucuya kitabı ulaştırmak ve okumasını sağlamak olmalı, diğer amaçları ikinci planda tutmalıyız.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Kendime has bir yöntemim yok o an gönlümden ne geçerse yazıyorum.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Çeviri şiirler okumayı tercih etmediğim için yabancı şairleri okumuyorum. Şiir yazmaya ilk başladığımda Özdemir Asaf’ı çok okuyup ona benzer şiirler yazardım. Zaman ilerledikçe Orhan Veli, İsmet Özel ve özellikle Nazım Hikmet okudum. Şu sıralar Ahmed Arif ve Arkadaş Zekai Özger okuyorum fakat hayatımın her alanına etki eden bir şair var, hayatımda örnek aldığım biri Cahit Sıtkı Tarancı.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Sosyal medya ile beraber değişen toplum yapısında maalesef edebiyatın değeri hak ettiğinin çok altında ama sosyal medyada güzel edebiyat sayfaları var ve onları her gün takip ediyorum. Yeni çıkan kitapları takip ediyorum. Bundan yola çıkarak edebiyatın değerinin eskisi gibi olmadığını fakat karamsarlığa da gerek olmadığını söylemek istiyorum.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Yaşamadığım bir duyguyu yazmak için o duyguyu ortaya çıkaran sebepleri yaşamışım gibi davranıyorum bir süre bunu devam ettirdikten sonra yazılarımda bunu kolaylıkla aktarabiliyorum.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Tabikide yazdığım her yazı benden bir parça şuan ya da eskiden hissettiğim duyguların yansıması yazarı yazılarından ayıramazsınız.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Genelde arkadaşlarıma okuyorum. Sağ olsunlar hep ilgiyle dinleyip çok güzel tepkiler veriyorlar.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Ben yazıya bu açıdan bakmam elbette ki herkesin kafasında daha ideal bir yazım vardır ama bu bir iş değil bir duygu aktarımı ve yazar ile kağıt arasındaki bu aktarıma hep saygım vardır. O yazı, yazarın duygusunu aktaran bir şey ve her haliyle bir duyguyu aktarmak muazzam bir şey bu yüzden “ben olsam şöyle yazardım” gibi lafları pek tasvip etmiyorum.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Sıklıkla uğrarım, kitap alırken çok bir şeye dikkat etmem çünkü kaybedecek bir şeyim olmadığını düşünürüm. Sadece o an ne tür bir kitap okumak istiyorum diye içimden geçirip ona göre kitap alırım. Ölü Ozanlar Derneğini mutlaka okusunlar gerek anlatımı gerek kurgusu gerek felsefesi ile muazzam bir kitap.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Tabii ki de kalem. Yani kalemle yazarken, gerçekten yazıyorum hissini alırsınız. Aksi takdirde diğer türlü bir mesaj yazıyormuş gibi hissedersiniz.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Yaşayın. Hayatta kalmak için değil yaşamak için uğraşın. Sanat, edebiyat, müzik size yaşadığınızı hissettirecek. Ve tabii ki de duygularınızı açığa çıkarın. Yazın, çalın, söyleyin. Yaşamayı ciddiye alın. Nazım Hikmet’in de dediği gibi “yaşamak şakaya gelmez.”

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-ibrahim-oghan-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar Ferat Aktaş İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-ferat-aktas-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-ferat-aktas-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Thu, 30 Apr 2026 08:52:57 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=675

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için bir uğraşın çok ötesinde, bir gereksinimdir. İçimde biriken duyguların, düşüncelerin ve bazen de sessiz çığlıkların dışa vurumudur. Yazmadığımda eksik hissederim; yazdıkça kendimi tamamlarım.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Evet, oldukça net hatırlıyorum. İçimde tarif edemediğim bir hüzün vardı ve bunu kimseye anlatamıyordum. Bir gün kâğıda birkaç cümle karaladım. O an fark ettim ki yazmak, benim dilim olacak.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk imza anı tarifsizdi. Sanki yıllardır içimde taşıdığım bir yük hafiflemişti. Bir okurun kitabımı imzalatmak için uzattığında aklımdan geçen ilk şey şuydu: “Demek ki yalnız değilim.”

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet, kitap fuarlarına katıldım. İçeri adım attığımda duyduğum o kitap kokusu, kalabalığın içindeki sessiz coşku… Hepsi büyüleyiciydi. Standları gezerken kendimi bir hayalin içinde yürüyormuş gibi hissettim.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kesinlikle büyük katkısı var. İnsanları kitapla buluşturuyor, yazarı okurla yakınlaştırıyor. Her ilde düzenlenmesi de oldukça değerli; edebiyatın yayılması adına önemli bir adım.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazarken genellikle yalnızlığı tercih ederim. Sessizlik benim için çok önemli. Önce hissederim, sonra yazarım. Bazen bir kelime günlerce zihnimde döner, sonra bir dizeye dönüşür.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Birçok yazardan etkilendim ama birebir birini örnek aldığımı söyleyemem. Her yazarın dünyasından bir iz taşıyorum diyebilirim. Kendi sesimi bulmak benim için daha önemliydi.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat hâlâ çok değerli ama hak ettiği ilgiyi her zaman göremiyor. Hız çağında yaşıyoruz; insanlar kısa ve hızlı tüketilen içeriklere yöneliyor. Buna rağmen edebiyat, derinliğiyle varlığını sürdürüyor.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Evet, yazılabilir. Empati burada devreye girer. İnsan gözlemleyerek, hissederek ve hayal ederek yaşamadığı duyguları da içselleştirebilir. Samimiyet sağlandığında okuyucu bunu hisseder.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Elbette. Yazdıklarımın içinde mutlaka benden izler vardır. Bazen doğrudan, bazen dolaylı… Ama her satırda bir parçam bulunur.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Genellikle güvendiğim birkaç yakın dostuma okutuyorum. Onların samimi geri dönüşleri benim için çok kıymetli.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Eleştirel bir gözle okurum ama her eserin kendi yolculuğu olduğunu da bilirim. “Ben olsam böyle yazardım” düşüncesi bazen geçer ama bu, o eserin değerini düşürmez.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Fırsat buldukça kitabevlerine giderim. Kitap alırken dili, anlatımı ve bana ne hissettirdiği çok önemlidir. Okuyucularıma tek bir kitap önermek zor ama şiirle bağ kurmalarını isterim.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Benim için kalemin yeri ayrı. Kalemle yazarken duygular daha doğrudan akıyor. Ama klavye de pratiklik sağlıyor. İkisi de kullanılabilir; önemli olan yazmak.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Okumaktan ve hissetmekten vazgeçmeyin. Her kitap, sizi kendinize biraz daha yaklaştırır. Ve unutmayın; bir gülün izinden yürümek bazen insanın kendini bulma yolculuğudur.

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-ferat-aktas-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar Esra Akdoğan İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-esra-akdogan-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-esra-akdogan-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Thu, 30 Apr 2026 08:20:29 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=670

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak bana iyi geldiği için yazıyorum. Bir bakıma hislerimi kalemle, kağıtla paylaşmak içimi dökmek diyelim.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk 11 yaşımda şiirle başladım.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Heyecan, yürek kırpıntısı kendime inanmışlığın verdiği gururu hissettim.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitap fuarlarına gittim evet kapıdan içeri girdiğimde işte benim dünyam derim. Sonsuz hazine bulmuş hissi kaplar içimi.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının okuma kültürüne katkısı olduğuna inanıyorum. Okuma alışkanlığı küçük yaşlarda başlamalı ailelere çok iş düşüyor bu konuda. Ekran bağımlılığı çağındayız ve çocuklar hayal kurmayı bilmiyorlar. Kendilerini ifade etmede güçlük çekiyorlar. Kelime dağarcıkları sınırlı bu beni çok üzüyor gerçekten. Çocuklara kitaplar sevdirilmeli.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazmak için zaman fark etmiyor özellikle yazacağım diye alırsam kalemi elime yazmıyorum. Yazacağım zamanı onlar seçiyor. Kelimeler, mısralar zihinimde beliriyor gece uykuyu bırakıp yazmazsam unuturum belki dediğim anlar oluyor.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Hüseyin Nihal Atsız, Cengiz Aytmatov, Buket Uzuner saymakla bitmez tabi ki.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat insanları ve toplumu anlama sanatıdır. Tarihsel ve kültürel mirasımızı gelecek kuşaklara aktarmanın yoludur. Empati ve hoşgörünün kaybolduğu herşeyin dijitale döndüğü çağımızda edebiyata daha fazla önem vermeliyiz diye düşünüyorum.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Yaşamadığım bir duyguyu yazabilirim evet hayal gücüm ve empati yeteneğim üst seviyede. Yüzeysellik değil derinlik içeren duygu ve örüntüler seçerdim.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Evet kendimden söz ederim sıkça ama bunu beni tanıyanlar anlayabilir ancak.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yazdıklarımı çoğu zaman okutmuyorum. Kişiye yazdığım özel bişey varsa okuturum.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Kurgusunu beğenmediğim diyemem çünkü ortada bir emek var belki ilk seferidir bir dahaki eseri daha iyi olacaktır. Ben olsam böyle yazardım diyemem herkesin hikayesi farklıdır.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Her hafta giderim mutlaka özellikle sahafları çok severim. Eserlerden ziyade onları okuyan kişilerin hikayeleri de o kitaplara bulaşmış oluyor. Altı çizilmiş bir kaç cümle. O eseri okuyanları hayal etmek onlarla aynı satırlarda aynı şeyleri yada farklı hayalleri hissetmiş olmak beni heyecanlandıran bişeydir.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Kalemi ve kağıdı tercih ederim. Ellerimin mürekkep lekesi oluşu beni mutlu etmiştir her zaman. Kalemin kağıda değmesi de herhangi bir duygunun yüreğime değmesi gibi… Neyse yüreğimde ki onu yazarım kağıtlara.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Bu hikaye benimdi paylaşmadan evvel ama artık okuyan herkesin.

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-esra-akdogan-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar Elif Kocakaya İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-elif-kocakaya-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-elif-kocakaya-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Thu, 30 Apr 2026 07:30:08 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=667

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

Yazmak, benim için bir tutku, kendini ifade etme ve rahatlama biçimidir. Yürürken, seyahat ederken, çalışırken, yaşamın her anında zihnimde beliren duygu ve düşünceleri yazıya aktarma ihtiyacı hissediyorum. Duygularımı satırlarla paylaşıyorum.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

Evet, hatırlıyorum. Yazmaya kısa yazılarla başladım. Yazarken kendimi daha iyi ifade ettiğimi keşfettim. Zaman içinde yazmak bir alışkanlık ve kendimi ifade etme yollarından bir haline geldi.

Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?

Gurur ve mutluluğu aynı anda hissetim. Hayallerimin gerçeğe dönüştüğü çok özel bir andı. Kitabımın sayfasına değil de hayallerime imza atmıştım.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

Evet, gittim. Kitapların olduğu her ortam her zaman beni heyecanlandırmıştır. Stantları gezdikçe mutlu oluyor, kendimi oraya ait hissediyorum.

Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kitap fuarlarının okuma kültürüne katkısı yadsınamaz bir gerçek. Kitaplarla dolu bir ortamın kişide okuma duygusunu pekiştirdiği, kanısındayım. Ayrıca, kitap fuarlarının okur-yazar buluşmasına aracılık etmesi bakımından önemli bir etkinlik olduğunu düşünüyorum. Farklı illerde düzenlenen kitap fuarları farkındalık oluşturma ve ulaşılabilirlik yönünden okuma kültürüne önemli katkı sağlamaktadır.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?

Kendimle baş başa kaldığım bir ortamda, kahve eşliğinde, yazmak tercih ettiğim bir yöntemdir.

Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

Kendime örnek aldığım yazarlar elbette var. Onlardan aldığı ilham bana yol gösteriyor, yazma sürecimi zenginleştiriyor.

Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki edebiyatın yerini nasıl değerlendirirsiniz?

İçinde bulunduğumuz dijital çağda insanların ilgilerinin farklı yöne evrildiğini görüyoruz. Ancak her şeye rağmen edebiyatın kendi değerini koruduğunu düşünüyorum.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

Evet, yazabilirim. Gözlem, hayal gücü, empati gibi duyguları içselleştirdiğimde doğallık hissinin okuyucuya aktarabileceğimi düşünüyorum.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?

Betiklerimde henüz kendi yaşamımdan kesitlere yer verdim. İlerleyen süreçte neden olmasın?

Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

Yazdıklarımı ailem ve yakın çevremde edebiyata ilgisi olan, arkadaşlarıma okutuyorum. Çünkü samimiyetle eserin akıcılığı ve anlatımı hakkında faydalı geri bildirim sunabiliyorlar. Bu sayede yazılarımı geliştirme fırsatı buluyorum.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?

Kurgusunu beğenmediğim eserlerle karşılaşıyorum. Eserin arkasındaki emeğe saygı duyuyor, okumaya devam ediyorum. Her kitap az ya da çok insana bir şey katabiliyor.

Kitapevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

Kitapevlerini fırsat buldukça ziyaret ederim. Kitap alırken arka kapak sayfasını mutlaka okurum. Yazarın ifade biçimi, betiğin konusu kitaba olan ilgimi belirler.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?

Daima yanımda kalem ve küçük bir not defteri bulundururum. Anlık aklıma gelen yazıları not ederim. Kalem mi, klavye mi? sorusunun yanıtı ise kısa betiklerde kalem, uzun betiklerde kolaylık ve düzen açısından klavyeyi tercih ederim.

Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?

Umut etmekten vazgeçmeyin. Kendinizi bir gün hayallerinizi yaşarken bulacaksınız.

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-elif-kocakaya-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar Altın Sürek İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-altin-surek-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-altin-surek-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Wed, 29 Apr 2026 15:31:47 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=665

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için ne bir meşgale ne de bir zorunluluk. Yazmak, benim adıma bir teselli, bir ilham kaynağı, bir terapi. Kalemi her elime aldığımda üzerimdeki tüm yüklerin hafiflediğini hissediyorum.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Uzun zamandır yazı yazmıyorum. Yanılmıyorsam en son lise yıllarımın sonlarına doğru yazmıştım. O dönemlerde de sadece öylesine, bir şeyler karalıyor gibiydim.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk imzamı eşim için atmıştım; bu, benim için gerçekten gurur verici bir andı. Bu noktaya ulaşmış olmama inanmakta zorlanıyordum. Kitabımı ilk okuyan ise kızım gibi gördüğüm Güneş’im oldu. Bana kitabı uzattığı an kalbim adeta titredi.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Saat 8-5 çalıştığım için fuarlara pek gidemiyorum. Ancak iş hayatına atılmadan önce birkaç kez gitme fırsatım olmuştu. Stantlarda imza atan yazarları gördüğümde hep imrenirdim. İçimden, acaba bir gün ben de onların yerinde olabilir miyim, diye geçirirdim.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bence çok var. Okumayı yazmayı sevenler için büyük bir olanaktır. Birçok eseri ayanı anda aynı yerde bulmak hem rahat hem de çok güzel.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

Yazarken genellikle fon müziği dinlerim. Özellikle yağmur yağdığında ilhamım artar. Düşüncelerimi toparlayabilmek için sessiz ve huzurlu bir ortam benim için olmazsa olmazdır.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Büyük üstatları elbette örnek almaya çalışıyorum. Ancak onlar gibi olabilmek için daha katetmem gereken uzun bir yol var. Şu ya da bu diye ayırmadan hepsini okumaya çalışırım.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat gerçekten iyi ki var. Eskiden insanlar, konuşarak dile getiremedikleri dertlerini bir şiire, bir denemeye ya da bir hikâyeye anlatırdı. Fakat günümüzde her şeyin sanallaşmasıyla birlikte, duyguların, düşüncelerin ve ne yazık ki edebiyatın da bu dönüşümden etkilendiğini düşünüyorum. Kitap almak yerine elektronik cihazlara yönelmek, oldukça üzücü bir durum.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Aslında, yaşamadığım bir duygu yok diyebilirim. İnsan olarak her an, her yerde birçok duyguyu deneyimleyebiliyoruz.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Şiirlerimi genellikle, kendi duygularımı sanki bir başkasının hislerine tercüme ediyormuş gibi yazarım.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yazdıklarımı eskiden pek paylaşmazdım. Ancak son zamanlarda yazmaya karar verdikten sonra çevremdekilere okumaya başladım.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Ben olsam böyle yazardım diye bir şey demedim. Eğer beğenmediysem okumayı bırakırım, çünkü herkesin kalemi kendine göre güçlü ya da güzeldir.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Kitabevlerine pek sık gitmem. Ancak kitap seçerken türüne ve yazarına özen gösteririm. Yıllar önce Hikmet Anıl Öztekin’in Fesleğen adlı romanı beni derinden etkilemişti. Kesinlikle okunmasını tavsiye ederim.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Bence fark etmez. O anın koşulları neyi gerektiriyorsa ona göre yazılır.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Okumak, hayatın bir köşesinde tadına varılacak en derin ve özel duygulardan biridir. Okudukça daha fazla okumak isteyip durmaksızın keşfetmeye devam eden bir okura dönüşürsünüz. Son zamanlarda okumaya ara vermiş olabilirim, ancak kitap okuduğum günlerde kendimi asla yalnız hissetmezdim. Çünkü her yeni kitap, beni bambaşka hayatlarla ve hikayelerle tanıştırırdı.

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-altin-surek-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar Yasemin Karalı İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-yasemin-karali-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-yasemin-karali-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Wed, 29 Apr 2026 13:27:59 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=656

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

Duygularımı kaleme döktüğüm zaman daha hafiflemiş hissediyorum. Bazen gereksinim, bazen uğraş.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

Hatırlamıyorum.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

Bunun paha biçilemez bir şey olduğunu ve kıymetli bir şey yaptığımı düşündüm. Bir okur, kitabımı imzalamam için bana uzattığı zaman; okurumda artık daha fazla yargılamadan ve empati kurarak davranacağını düşündüm. Çünkü kitabımın alt teması, özel gereksinimli çocukların hayatına bakışımız, keza onların olağan yaşamları ve zorluklarını anlatan dizelerden oluşuyor.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

Kitap fuarına gittim ve o büyülü atmosferi yaşadım. Bütün kitapları, dergileri satın almak ve okumak istedim.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var. Kitap satın alanlardan etkilenip, bilgi alışverişi yapıldığında okumayan kesimi teşvik edici oluyor. Her şehirde olan fuara katılım sağlayamıyorum ancak artarak devam etmesi gereklidir. Çünkü okumak cehaleti alır…

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

Yazarken sakinleştirici ve ney müzikleri dinlemeyi severim. Beni yazmaya daha çok bağlar.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

Kendime örnek aldığım yazarlardan birkaçını yazabilirim. Hikâye ve şiir kitabını okuduğum ve üslubunu da beğendiğim Sabahattin Ali ve Bahadır Yenişehirlioğlu…

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?

Edebiyatın günümüzde yeterli değeri olmadığını düşünüyorum. Maalesef günümüzde, bize katkı sağlayacak olan şeylere değil de popüler olan her şeye ilgili bir algıya sahibiz.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

Evet. Yaşamadığım bir duyguyu yazabilirim. O hâli başka bir yere çeker ve onun üzerinde empati kurarak yazabilirim. İnsan hayal ettikçe vardır.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

Evet, şiirlerimde kendimden söz ettiğim olur.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

Yazdıklarımı yakınımda kim varsa ona okuturum. Dışarıdan gelen her bakışı dinlerim. Bu çoğu kez on altı yaşındaki kızım olur.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

Genel olarak tüm kurguları beğendiğimi söyleyebilirim. Çünkü her kitap bir hayattır, ne haddime onu değiştirmek…

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

Kitabelerine ayda bir kızımla giderim. Kitap alırken arka kapağı okurum ve kitabın adı beni etkiler. Okuyucularıma; Paulo Coelho (Simyacı), Ray Bradbury (Fahrenheit 451), Bahadır Yenişehirlioğlu (Hünkârım), Victor Hugo (Bir İdam Mahkûmunun Son Günü), Sabahattin Ali’nin tüm şiir kitapları, Ayşe Kulin (Hüzün – Dürbünümde Kırk Sene), Zülfü Livaneli (Serenad) ve daha birçoğu diyebilirim…

]]>
http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-yasemin-karali-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0
Yazar Tuğba Gündoğan İle Yazarlık Üzerine Söyleşi http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-tugba-gundogan-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/ http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-tugba-gundogan-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/#respond Wed, 29 Apr 2026 13:17:45 +0000 https://kutluyazarlardergisi.com/?p=653

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

    Yazmak benim için adeta bir terapi gibi… Zihnimdeki karmaşayı düzenlemenin, dünyayı ve insanı anlamlandırmanın en keyifli yolu. Sadece bir uğraş olsaydı, zorlandığım anlarda bırakabilirdim; oysa yazmak, içsel huzurumu sağlıyor.

    İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

      Henüz ortaokul yıllarında, bir kompozisyon yazmak ile başladı her şey. O an, kâğıt üzerinde koca bir dünya kurabileceğimi fark ettim. Birisini anlatmam isteniyordu ama ben kendimi, kendim olmadan anlatmıştım. Öğretmenim ve arkadaşlarım çok beğenmişlerdi. Sonrasında hikâye yazmaya başladım. Hatta ara ara şiir ve şarkı sözleri yazıyordum. Kısaca, elime kalemi okul sıralarında aldım.

      Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

        Büyük bir heyecan ve aynı zamanda tarif edilemez bir mutluluk hissettim. Sanki ruhumdan bir parçayı okura emanet ediyormuşum gibiydi.

        Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

          Kitap fuarlarını devasa bir kitap olarak görüyorum. Kapıdan girdiğim an yayılan o kâğıt kokusu, sadece bir koku değil; binlerce farklı hayatın kokusudur. Stantlar arasında gezinirken farklı renkler, farklı yazarlar ve farklı hikâyeler insanı heyecanlandırıyor. Kendi standımda beklerken, önümdeki kitaplarımla keyifli anılar biriktiriyor olmanın gururu ve mutluluğunu hissettim.

          Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

            Kesinlikle var. Özellikle her ilde düzenlenmeye başlaması, kitaba ulaşımı kolaylaştırıyor. Kitapla fiziksel temas kurmak, yazarlarla göz göze gelmek; dijitalleşen dünyada okuma eylemini bir sosyal ritüele dönüştürüyor ve özellikle gençler için bir motivasyon kaynağı oluyor.

            Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

              Genellikle sessizliği tercih ederim. Olmazsa kulaklık takıp hafif bir motivasyon müziği açarım. Masamın üzerinde mutlaka bir bardak çayım veya kahvem olur. Yazmaya başlamadan önce zihnimi hazırlamak için en son yazdığım birkaç bölümü okurum; bu, kalemimi ısıtmama yardımcı olur.

              Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

                Örnek almak değil de, okudukça her kitaptan bir şeyler kapmaya çalışırım. Sadece kurguya değil, yazarın kaleminin izlerine de odaklanırım.

                Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?

                  Çağımız hız çağı; her şey çok çabuk tüketiliyor. Edebiyat ise bu hızın içinde bize durmayı, düşünmeyi ve “hissedebilmeyi” hatırlatan son kalemiz. Edebiyatın değeri azalmıyor; aksine, gürültülü dünyada sığınılacak sessiz bir liman olarak önemi artıyor. Ancak bir öğretmen olarak gençlerimizin elinde gördüğüm kitapların daha özenli yazılmasını; kullanılan dilin, kolay olması adına fazla basitleştirilmemesini ve sakıncalı üslubun önüne geçilmesini diliyorum.

                  Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

                    Bir yazarın hayal gücü, hiç gitmediği bir ülkenin sokaklarını veya hiç tatmadığı bir hüznü anlatabilecek kadar geniştir. Önemli olan, o duygunun içine girebilmektir. Yani yazabileceğimi düşünüyorum.

                    Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

                      Her metin, yazarın ruhundan sızan bir damladır. Dolayısıyla doğrudan kendimi anlatmasam bile, yarattığım karakterlerin bir bakışında, birinin ince çizgisinde, bir kırgınlığında veya bir umudunda mutlaka benden izler vardır. Bunu beni çok iyi tanıyanlar da anlar.

                      Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

                        Eleştirisine güvendiğim, edebiyat zevki yüksek bir dostuma okuturum. Kurgusal açıdan ve olay örgüsü açısından fikrini alırım. Çünkü bazen kendi yazdıklarıma karşı çok heyecanlanıyorum ve birisiyle paylaşmak istiyorum. Dışarıdan gelen tarafsız bir gözün, metnin eksiklerini tamamladığını ve duyguyu güçlendirdiğini düşünüyorum. Ayrıca süreci daha keyifli hâle getiriyor.

                        Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

                          Şu ana kadar olmadı. Ama hayranlıkla okuduğum birçok kitap oldu.

                          Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

                            Ayda en az bir kez uğrar, yeni çıkanları ve rafların tozlu köşelerini kurcalarım. Okurlara ilk önerim; sadece popüler olanı değil, ruhlarına dokunacak o “özel” kitabı aramaktan vazgeçmemeleri olurdu. Şiirle aralarını hep iyi tutsunlar.

                            Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?

                              Düşüncelerin ilk kıvılcımı kalemle kâğıda düşmeli; kâğıdın o direnci, düşünceyi yavaşlatıp derinleştirir. Kurguyu toparlamak ve düzenlemek için klavye büyük bir konfor ve hız sağlıyor. Yani ilk taslak için kalem olabilir ama devamı ve son dokunuş için klavye daha uygun.

                              Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?

                                Dünyayı güzellik, iyilik ve edebiyat kurtaracak. Okumayı, sorgulamayı ve en önemlisi hayal kurmayı asla bırakmayın. Her kitap yeni bir başlangıçtır.

                                ]]>
                                http://kutluyazarlardergisi.com/yazar-tugba-gundogan-ile-yazarlik-uzerine-soylesi/feed/ 0