
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak, benim için ruhumun kendi dilinde nefes alışıdır. Akademik birikimin soğukkanlı düzeni ile iç dünyamın şiirsel kıpırtıları arasında bir köprü. Kimi gün bir gereksinim, kimi gün bir sığınak, çoğu zaman ise kendimi yeniden kurduğum sessiz bir laboratuvar. Yazarken, kendime ve çocuklara ait kelimelerin evrenine dönüyorum.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazdığım şeyi hâlâ saklıyorum. Bir okul defterinin arka sayfasına karaladığım küçücük bir denemeydi. Çocukken kelimelere her zaman ilgi duydum; fakat yazmaya gerçekten başladığım an, onların beni de içine çeken bir dünyaya dönüştüğünü fark ettiğim andı.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk imzamı attığımda içimde garip bir heyecan vardı. Bir arkadaşım kitabımı uzattığında düşündüğüm tek şey şuydu: “Kelime tohumlarım artık başka kalplerde filizlenecek.” Bunu görmek büyük bir huzur ve şükür duygusu uyandırdı bende.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitap fuarları benim için adeta bir bayram alanı. Kapıdan içeri adım attığımda o koku, kağıt, mürekkep ve umut kokusu, her seferinde aynı hisleri uyandırır bende. Standlara doğru ilerlerken, kelimelerin kamusal alanda nasıl hayat bulup dolaşıma girdiğine şahit olurum. Bu deneyim, bir yazar için hem bir araştırma alanı hem de duygusal bir ritüelin parçasıdır.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarları, okuma kültürümüzün nabzını tutan büyük etkinlik alanlarıdır. Okurun kitaba dokunarak kurduğu temas, yalnızca bilişsel değil; duygusal ve sosyal bir bağdır. Bir çocuğun ilk kitabı seçerken yüzündeki ışık, toplumun gelecekteki kültürel sermayesinin sessiz bir işaretidir
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazma sürecim, akademik disiplin ile yaratıcı sezginin harmanlandığı bir ritüel gibidir. Öncelikle sessizliği dinlemekle başlarım; çünkü her metnin sesi önce o derin sessizlik içinde şekillenir. Ardından bir pencere aralarım—bu gerçek bir pencere değil, zihnimde hayali bir kapı. Ve kelimelerin, tıpkı bir çocuğun oyunlar kurarcasına serbestçe şekillenmesine izin veririm.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Evet, hem yerli hem de yabancı birçok yazarın izinden besleniyorum. Fakat özellikle çocuk edebiyatında içtenliğiyle beni etkileyen yazarlar oldu. Onlardan üslup değil, kalpten yazma cesaretini alıyorum.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat, günümüzün hız çağında bile nefes alabileceğimiz en insani alanlardan biri. Teknolojinin gölgesinde büyüyen çocuklar için ise bir sığınak, bir oyun alanı, bir hayal laboratuvarı…
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bir duyguyu yazarken önce kendime sorarım: “Bunu gerçekten yaşadın mı?” Eğer cevabım evetse, kelimeler kendiliğinden akıyor. Okurun hissetmesi için yapaylıktan uzak durmak yetiyor; çünkü içtenlik okura her zaman yolunu buluyor.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Elbette, ancak çoğu zaman dolaylı biçimde. Benim suretim değil; benim izlerim dolaşır metnin içinde. Bir kelime seçiminde, bir ritimde, bir sessizlikte saklanırım.
Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin
Bilimsel çalışma alışkanlığım gereği, önce metni kendi iç denetim sürecimden geçiririm. Sonra güvenilir birkaç okurla paylaşırım. Çocuk kitaplarımda özellikle çocuklarla çalışan kişiler ya da dil duyarlılığı gelişmiş eğitimcilerle paylaşırım. Çünkü metni en doğru onlar tartar.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Her eserin kendi niyetiyle var olduğuna inanırım. Beğenmediğim metinlerde bile şu soruyu sorarım: “Bu metin hangi ihtiyaca cevap veriyor olabilir?” Ama kimi zaman “Ben olsam farklı kurardım,” dediğim olur; bu mesleki refleksin doğal sonucudur.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Kütüphanelere düzenli olarak giderim; orası benim zihinsel dinlenme alanım. Okura önerilecek ilk kitap ise okurun yaşına, ihtiyacına ve ruh hâline göre değişir; çünkü kitap tavsiyesi bir reçete değil, bir yol arkadaşlığı önerisidir.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Kelimelerin ilk doğduğu yer kalemdir benim için. Ama metnin son hâline klavyede kavuşur. İkisini de birbirinin tamamlayıcısı olarak görüyorum.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
“Kelimenin ışığını takip edin. Bir çocuk için yazılan her cümle, geleceğin hafızasına bırakılmış bir izdir.”
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 05 Aralık 2025
