
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için hem bir uğraş hem de zaman zaman derin bir gereksinimdir. İnsan bazen konuşamadığı, ifade edemediği düşüncelerini bir yere bırakmak ister. İşte o yer çoğu zaman kâğıt olur. İç dünyamızda biriken düşünceler, sorular ve duygular bir noktada kendilerine bir çıkış yolu arar. Benim için yazmak çoğu zaman bu çıkışın en sahici biçimi. Bu yüzden yazı, yalnızca bir uğraş değil; insanın kendi varlığıyla kurduğu sessiz bir diyalogdur. Hatta zaman zaman bunun bir tür varoluşsal sancının ifadesi olduğunu da düşünüyorum.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Yazmaya başladığım anı belirli bir tarihle hatırlamak zor. Ancak kitaplarla kurduğum bağın beni yazıya doğru yönlendirdiğini söyleyebilirim. İlkokul yıllarını saymazsak, yaklaşık on iki ya da on üç yaşlarında kitapların dünyasıyla daha bilinçli bir şekilde tanıştım. O yaşlar insanın zihninin yeni ufuklara açıldığı dönemlerdir. Okudukça insanın içinde yeni sorular doğuyor, yeni düşünceler filizleniyor. Bir süre sonra yalnızca okumak yetmiyor; insan kendi cümlelerini kurma ihtiyacı hissediyor. Sanırım benim yazma serüvenim de bu ihtiyaçtan doğdu.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk kitabım yayımlandığında çevremdeki birçok kişinin beklediği o büyük heyecanı doğrusu ben çok yoğun hissetmedim. Bunun sebebini hâlâ tam olarak açıklayamıyorum. Belki de yazma sürecinin kendisi benim için yayımlanma anından daha anlamlıydı. Ancak bir okurun kitabı uzatıp imza istemesi insana başka bir duygu yaşatıyor. O an insanın aklından şu soru geçiyor: “Acaba yazdıklarım gerçekten birine dokunabilir mi?” Bu soru hem insanı sevindiriyor hem de derin bir sorumluluk duygusu uyandırıyor.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitap fuarlarının kendine özgü bir atmosferi vardır. Daha kapıdan içeri girdiğiniz anda farklı düşüncelerin, farklı hayatların ve farklı dünyaların bir araya geldiği bir kültür alanına adım atarsınız. Standlar arasında dolaşırken yalnızca kitaplara değil, aynı zamanda insanlığın ortak düşünce birikimine de dokunuyormuş gibi hissedersiniz. Bir şehir için kitap fuarı yalnızca bir etkinlik değil, aynı zamanda kültürel bir canlılıktır.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının bir toplumun kültürel hayatına katkı sağladığını düşünüyorum. İnsanları kitapla buluşturmak açısından önemli bir imkân sunuyorlar. Bir şehirde kitap fuarı düzenlenmesi, o şehirde düşünce ve kültür hayatının canlı kalması açısından kıymetlidir. Ancak tek başına bir fuarın kitap sevgisini kalıcı hâle getirip getiremeyeceği konusunda tereddütlerim var. Çünkü bugün gözlemlediğimiz bir gerçek var: Ne yazık ki insanlar eskisi kadar okumuyor. Bu durum özellikle gençler ve çocuklar için de geçerli. İlginç olan ise aynı zamanda çok fazla kitabın yayımlanıyor olması. Sanki burada ters bir ilişki var gibi görünüyor. Yine de umudum şu ki insanlar doğru kitaplarla karşılaşır ve okuma kültürü yeniden güç kazanır.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazarken belirli ve katı bir yönteme bağlı olduğumu söyleyemem. Ancak çoğu zaman bir düşüncenin zihnimde olgunlaşmasını beklerim. Bazen uzun süre yalnızca düşünür, notlar alır, zihnimde cümlelerin şekillenmesini beklerim. Yazmaya başladığımda ise ilginç bir ruh hâli yaşarım: Bazı anlarda yazdığım cümleleri çok güçlü bulur ve kendimi beğenirim; bazı anlarda ise aynı cümleleri son derece amatör görürüm. Bu gelgit aslında yazma sürecinin doğal bir parçasıdır. İnsan yazarken hem kendini ifade eder hem de kendini sorgular.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Okurken heyecan duyduğum, düşünce dünyamı etkileyen pek çok yazar oldu. Felsefe, din, edebiyat ve siyaset alanlarında farklı isimlerden beslendiğimi söyleyebilirim. Ancak belirli bir yazarı tek başına örnek aldığımı söylemek zor. Çünkü her yazar insanın zihninde farklı bir kapı açar. Ben de o kapılardan geçerek kendi düşünce yolumu oluşturmaya çalışan bir okur ve yazarım.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat, insanın kendini ve dünyayı anlamaya çalıştığı en derin alanlardan biridir. Ancak çağımızın hızlı ve tüketim odaklı yapısı insanların kitaplarla kurduğu bağı zayıflatmış gibi görünüyor. Artık daha az okuyoruz. Oysa edebiyat insanın düşünce ufkunu genişletir, duygularını derinleştirir ve ona başka hayatların kapısını aralar. Bu nedenle edebiyatın değeri aslında hiçbir zaman azalmadı; belki de bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir alan hâline geldi.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bir yazar her duyguyu birebir yaşamış olmak zorunda değildir. Ancak insanın empati kurma gücü sayesinde yaşamadığı bir duyguyu anlamaya yaklaşması mümkündür. Gözlem, düşünce ve insanın ortak deneyimleri burada önemli rol oynar. Samimiyetle yazılan bir metin, okurun o duyguyu doğal ve gerçekmiş gibi hissetmesini sağlayabilir.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Evet, çoğu zaman üstü kapalı da olsa kendimden izler taşıyan cümleler yazıyorum. Çünkü insan yazarken tamamen kendisinden bağımsız bir dünya kuramaz. Yazdığımız satırların içinde düşüncelerimiz, sorgulamalarımız ve içsel yolculuğumuz mutlaka yer alır.
Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Genellikle güvendiğim birkaç kişinin görüşünü alırım. Çünkü yazan kişi bazen metnin içinde fazlasıyla kalabilir ve bazı noktaları göremeyebilir. Dışarıdan bir bakış açısı, metnin daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlar. Bu yüzden samimi eleştiriler benim için oldukça kıymetlidir.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Bir metnin kurgusu zayıf olduğunda ister istemez insanın zihninde farklı ihtimaller oluşuyor. “Ben olsam bunu nasıl yazardım?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Bu durum aslında eleştirel okuma alışkanlığı kazandırıyor. Fakat her metnin de kendi dünyası olduğunu unutmamak gerekir.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Kitabevlerinde vakit geçirmek benim için her zaman ayrı bir keyif olmuştur. Kitap seçerken genellikle ilgilendiğim alanlara yönelirim: felsefe, din, edebiyat ve düşünce dünyasını zenginleştiren eserler. Okuyuculara önereceğim ilk kitap ise tek bir isimden ziyade, insanı düşünmeye sevk eden, ona yeni sorular sorduran kitaplar olurdu.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Her ikisinin de kendine özgü bir ruhu olduğunu düşünüyorum. Kalemle yazmak düşünceyi daha yavaş ve daha derin kurmamı sağlıyor. Klavye ise yazma sürecini hızlandırıyor. Bu nedenle ikisini de zaman zaman kullanıyorum.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Okumak insanın dünyasını genişleten en güçlü imkânlardan biridir. Belki bugün daha az okuyoruz, fakat doğru kitaplarla karşılaşan bir insanın hayatı değişebilir. Bu yüzden en büyük temennim, insanların yeniden kitaplarla güçlü bir bağ kurmasıdır. Çünkü bazen insan kendini en çok bir kitabın sayfalarında bulur.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 30 Nisan 2026
