Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Duygu Özer ile yazarlık üzerine söyleşi


Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Çocukluğumdan beri yazmak benim sevdiğim, beni daha iyi hissettiren uğraşlarımdan biri olmuştur. Mutlu olduğumda, üzüldüğümde, öfkelendiğimde hangi hissiyatta olursam olayım, yazmak iyi bir duygu düzenleme yöntemi oldu benim için. Sonra bu yazma uğraşım biraz daha psikoloji bilimine doğru yöneldi. Söz uçar, yazı kalır bakış açısıyla kendime, çevreme ve tabi içinde bulunduğum topluma kalıcı bir katkı sağlamak için yazmanın iyi bir eylem olduğunu düşünüyorum.


İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazı yazma arzumun başlangıcı ilkokul sıralarına kadar uzanıyor. Kompozisyon tarzı serbest yazılar yazmayı hep sevdim. Özgür hissettirirdi. Sonra yazma arzumu, somut bir hedefle buluşturunca ortaya “Yüzme Psikolojisi” gibi belki de alanda tek ve öncü olmasını arzuladığımız bir eser ortaya çıkmış oldu.


Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Gurur… Aylar süren bir emek, yıllar süren bir hayal ve bakış açısı ürünüydü eserimiz. Bilimsel bilgi birikimimiz, spor hayatı tecrübelerimiz. Hepsi bir emek ürünü. Bu emeğin boşa olmadığını bu alana ilgi duyan kişilere de faydası dokunacağını hissetmek. En temel düşüncem buydu.


Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet, yazar kimliğim ile hiç fuara katılmak nasip olmadı ancak okuyucu olarak çok kez gittim. Bir yazar ve okuyucu için kitap fuarları hem öğretici, hem geliştirici hem de bir çocuğun lunaparkı gezme heves ve heyecanıyla benzer hisler yaşadığımı söyleyebilirim.


Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kesinlikle, okuma kültürümüze olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Bir önceki soruda örnek verdiğim gibi ne kadar çok büyük, geniş bir lunaparka gidersek o kadar heyecan dolu hisseder bir çocuk kendini. Merak, keşif, heyecan hepsi bir arada. Bir alışkanlığı kazanmak için merak duygumuzun harekete geçmesi gerekir. Her yaştan okuyucu için merak duygusunu her şehirde düzenlenen, toplumun her kesiminden insanların ulaşması ile okuma kültürü ve alışkanlığının fuarlar aracılığı ile arttıracağına inanıyorum. Ayrıca, fuar gezmek aile içi verimli bir aktivite örneğidir, anne-babalar da çocuklarına okuma alışkanlığı kazanma konusunda bu sayede rol model olabilirler.


Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Müzik ruhun gıdasıdır derler. Yazarken zihin, ruh, motivasyon, odak… Her şey gerekli malum. O yüzden yazarken arka fonda hızlı yazmak istediğimde hareketli parçalar, daha derin bir odaklanma gerekirse de yavaş –klasik müzik parçalar tercih ediyorum.


Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Açıkçası, şu kişi diyebileceğim bir yazar yok. Ben söz konusu yazma olduğunda, yazmanın niyetine ve faydasına odaklanan içerikleri severim. Aşırı süslü bir dil yerine, toplumun her kesimine, ya da o alana ilgi duyan her kesimden insana faydalı olabilecek bir dil benimsemek gerektiğine inanıyorum. Çok uzun süslü cümlelerdense, kısa, net, hedef odaklı içerikler yazma eyleminde benim amaçlarım ve yapmak istediğim işlere daha uygun olacağına inanıyorum.


Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat, çok kıymetli bir alan. Ancak son yıllarda az üretme, hızlı tüketme, hazır bulma gibi bir alışkanlık mevcut küresel anlamda. Bu nedenle bu durum ve edebiyatın temel gereklilikleri çok kesişmiyor gibi düşünüyorum. Çünkü edebiyat, bol üretim, bol emek, bol yaratıcılık ister. Bir eser üretmek için çoğu insanlar gereken sabır ve yaratıcılığı bulmakta zorlanıyorlar ve bu koşullarda edebiyata olan ilgi ve yönelmenin uzun vadede olumsuz etkilenebileceğini düşünüyorum. Edebiyatı daha fazla dijital dünyada görünür kılmak için görsel ve işitsel ögeler ile merak uyandırma ve daha interaktif bir yapı ile arttırılabilir diye düşünüyorum, umuyorum.


Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bu elbette oldukça kolay bir süreç değil. Ancak, o duygu ve hissiyatı tam anlamıyla benimseyebilmek adına, bu duyguyu deneyimleyen insanları gözlemlemek, gerekirse onlarla konuşmak ve göz teması kurmak önemli bir adım olabilir. Bunun yanı sıra, o duyguya dair bir perspektif geliştirebilmek için bolca okumak, detaylı araştırmalar yapmak ve zihnimde bu hisleri anlamlandırmaya çalışmak gerekir. Kalan kısmı ise empati duygu ve yeteneğime güvenerek yönlendirebilir ve bu şekilde sürece başlayabilirdim.


Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Öykü ya da şiir yazan bir yazar değilim ancak bilimsel içerikli mesleki yazı ve makalelerimde, kitaplarımda kendi hayat ve gelişim deneyimlerimden yola çıktığım veya araştırma konusu için kendi hayatımdan ilham aldığım oluyor.


Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

Genelde aile üyelerime eşim, kız kardeşim, babam ve anneme okutuyorum. Onların fikirleri benim için kıymetli ve objektif davranma özelliğine sahipler. Bu yönlerini seviyorum.


Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Ben bir eser örneği üzerinden “Ben olsam şöyle yazardım” diyemem. Ancak beğeni kavramı hakkında birkaç şey paylaşmak isterim. İnsanların kendilerini tanımasında, neyi sevip neyi sevmediği önemli bir rol oynar. Bu yüzden, beğendiklerim kadar beğenmediklerim de öz değerlendirme yapabilmem için bir fırsat sunuyor. Dahası, benim beğenmediğim bir eseri başkalarının beğenmesi, diğer insanları anlama noktasında farklı bir perspektif sağlayabiliyor. Aslında, hoşlanılmayan bir eser yalnızca eleştiri konusu olmakla kalmaz; doğru bir şekilde değerlendirildiğinde gelişim, değişim ve anlam kazandırma fırsatları yaratabilir. Sonuçta bunu bilimde de görüyoruz: Doğru ve yapıcı eleştiriler, yeni ufuklar açar ve ilerlemenin temel taşlarını oluşturur.


Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Belirli bir sıklığım yok ama genelde aylık periyotlarla uğramaya özen gösteriyorum. Her ay çıkan yeni yayınları, dergileri ve benzerlerini takip etmeye çalışıyorum.


Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Önceki sorularda edebiyatı, teknolojiyle harmanlayarak yeni nesillere uygun hale getirme fikrinden bahsetmiştim. Bu soruya da aynı bakış açısıyla yaklaşarak, edebiyatı gençlere sevdirmek için edebiyat ve teknolojinin iş birliğini ele alarak bir yanıt oluşturmak istiyorum.


Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Hayata bakış açımı yıllardır şekillendiren, benim için çok özel bir dize var: İranlı şair Furuğ Ferruhzad’ın “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla” sözü. Bu dizeler, yaşamda her şeyin bir sona sahip olduğunu hatırlatıyor. Gün gelir, her şey bitebilir ya da yok olabilir. Ancak önemli olan, o anların sana hissettirdiklerini, asıl -var oluşun özünü- unutmamaktır. Bu sebeple esas olan, yaşanılan duyguları, hisleri ve anları dolu dolu yaşamak; o anların kıymetini bilmektir. Zamanınızı ayırıp buraya kadar okuduğunuz için hepinize gönülden teşekkür ederim.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 05 Aralık 2025

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.