
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Her insanın bir şeye ihtiyaç duyduğu kesindir, yemek yemek, su içmek ya da nefes almak dışında. Kimi zaman bu bir yürüyüş olur ya da bir sohbet etmek… Benim içinse bu ihtiyaç yazmaktır. Yazmayı yalnızca keyif aldığım bir uğraş olarak değil, ruhumun sıkıştığı anlarda bir kaçış yolu, içinde boğulduğum düşünceleri sessizce haykırabildiğim bir yer olarak görüyorum.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Aslında bu, benim için çok da eski bir geçmiş sayılmaz. 13 yaşındayken bir kitap yazmaya başlamış ve 14 yaşında tamamlamıştım. 15 yaşıma geldiğimde ise Varlık İkilemi’ni kaleme almaya başladım ve 16 yaşında bitirdim. Edebiyatla tanışmamın oldukça erken bir döneme denk geldiğini düşünüyorum. Ancak bu durum beni gururlandıran bir şey.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Bir huzur getirdiğini inkar etmek yanlış olur. Ancak bana en çok hissettirdiği şey, bir emeğin karşılığını almanın verdiği tatmin. Bir insanın hayatına dokunabilmenin anlamıysa bambaşka.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kesinlikle var. İnsanların bir kitabı okuyup kendi hayal dünyalarında canlandırdıkları evrenin yaratıcısıyla buluşmaları, sanki o hayali dünyada başka biriyle birlikte gezinmek gibi bir deneyim sunuyor. Ayrıca bu tür etkinliklerin yaygınlaşmasının, insanların daha fazla okumasına katkı sağlayacağından eminim. Bu fuarların her şehirde düzenlenmesi ise etkinliklerin sadece belirli bir kesime hitap etmesini engelleyip daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağlıyor.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Kendime özgü bir yöntemim var; düşüncelerim ve hayal gücüm. Yazılarımı kafamda canlandırarak oluşturuyorum. Bu süreçte düşüncelerimi kendi süzgecimden geçirip doğruluyor ve en uygunlarını seçiyorum. Zihinsel enerjimi canlı tutmak için arada müzik dinliyorum. Ancak bunu çok fazla yapamıyorum çünkü müzik, beni yazdıklarımdan uzaklaştırıp başka hayallerin peşine sürükleyebiliyor.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Aslında yazı biçimimde birçok yazarın etkisi var. Yazma tarzımı, ele aldığım konulara bağlı olarak çoğunlukla Yunan filozoflarından esinlenerek şekillendiriyorum. Bu bağlamda özellikle Platon’un etkisi büyük. Modern çağda ise kendime Nietzsche’yi örnek alıyorum. Onun yazı tarzı bana bir felsefi metin yazıyormuş gibi değil de adeta bir öykü ya da hikaye anlatıyormuşum gibi hissettiriyor.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat, her ne olursa olsun, asla kaybolmayacak bir sanattır. Zamanla değişime uğrayabilir, fikirler dönüşebilir, ama edebiyat varlığını sürdürmeye devam edecektir. Nasıl ki ölüm, insanın varoluşunun bir parçasıysa, edebiyat da aynı şekilde her zaman var olmaya devam edecektir. Edebiyat asla değersizleşmeyecek bir olgudur. Bazı insanlar onu önemsemeyebilir, yerine başka şeyler koymaya çalışabilir, ancak bu çabalar sonuçsuz kalacaktır. Çünkü edebiyat kendine özgüdür ve onun yerini doldurabilecek bir şey yoktur. Günümüzde toplumun büyük bir kesimi okumuyor olabilir; yine de okuyan bireyler olarak başkalarını okumaya teşvik etmek ve edebiyatı daha değerli hale getirmek bizim samimi bir sorumluluğumuzdur.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Hayır, böyle ortamlarda kendimden bahsetmek beni utandırır, sıkar ve rahatsız ederim. Düşüncelerimi mutlaka bir karakter üzerinden aktarıyorum. Ancak beni temsil eden birini asla kullanmam.
Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Genelde arkadaşlarım var. Ancak konular biraz ağır olduğundan, sadece nasıl bir izlenim bıraktığını soruyorum.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Kendi düşüncelerime göre “Böyle olsa daha iyi olurdu.” dediğim durumlar elbette oluyor; fakat bunu yazanın da üzerine emek harcadığını bildiğim için çok da fazla sorgulamam.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Küçük bir yerde yaşadığım ve ihtiyaç duyduğum kitapları genellikle internetten satın aldığım için pek sık gitmiyorum.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Kalemi savunduğumu kesinlikle belirtmek isterim. Kalemle yazmanın insana sunduğu o eşsiz hazzı bir bilgisayarın sağlayabileceğine inanmıyorum. Bilgisayarı yalnızca bir araç olarak değerlendiriyorum. Gerçek yazma eylemi ise ancak kalemle mümkündür.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Onların biraz durup üzerine düşünüp “Güzelmiş” demelerini istediğim şeyleri kullanmak isterim: Yaşamak istiyorum, ama dayanamadım, son ağaç gibi devrildim.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 08 Aralık 2025
