
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Kendimi basit bir adam olarak görüyorum; yazdıklarım, kendi basitlik sınırlarımın ötesine geçtiğinde ise afallıyorum. Dünyasal meseleler bana vazgeçilmez gelmiyor, aynı şekilde ruhsal bir baskı da hissetmiyorum üzerimde. Bu durum, müsveddelerimde oldukça net bir şekilde görülebilir. Odam, kağıtlarla, notlarla ve şiirlerimle dolu; ancak şiire dargın sayılırım, ne gariptir ki. Yazdıklarımı bir türlü beğenemiyorum; bazen büyük bir gereklilik hissiyle yazdıklarım bile bana fazlalık gibi geliyor. Buna rağmen içimde bir ihtiyaç duyuyorum; karşılık beklemeyen, amacı olmayan bir ihtiyaç… Bir soru, bir sorumluluk gibi.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazdığım metinlerdeki fikirleri ve duyguları hatırlıyorum diyebilirim. Çevremde şiirle ilgilenen pek kimse bulunmadığından, şiirlerimi beğendirmek benim için zor bir uğraş değildi. Ancak bu durum, bende ne rehavete ne de aşırı bir özgüvene yol açtı. Tam tersine, sürekli daha az beğenen ve kendi yazdıklarını daha fazla eleştiren birine dönüştürdü beni. İlk zamanlar sürekli yazardım; her gün, neredeyse her saat kalemim iş başındaydı. Daha sonra yazdıklarımı bir süreliğine saklar, aradan birkaç hafta geçtikten sonra yeniden gözden geçirirdim. Eğer yazdıklarımı beğenirsem, bunları özel defterime geçirirdim; beğenmezsem, üstlerini çizip yırtar ve atardım. Bugün hâlâ aynı şekilde yazmaya devam ediyorum, fakat artık beğenmeyip attığım şiirlerin sayısı gittikçe artıyor. Bunun nedeni ya eleştiri yeteneğimin gelişmiş olması ya da yazarlık konusunda geriye gitmem.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İçimde ne bir heyecan ne de bir mutluluk vardı. Zaten kitabımı, satın alınsın ya da okunsun diye çıkarmamıştım. Tek isteğim, bir kitap yazmış olmanın manevi hissini yaşamaktı. Ne yazık ki, eğer varsa, bir kitap yazarı olmanın tatminini hiç hissedemedim. Eserimi defalarca baştan sona okudum, ancak düzeltmek istediğim yerleri bilinmez bir iç sesin etkisiyle değiştirmedim ve olduğu gibi, doğal ve saf haliyle bastırdım. İlk kitabımı yakın bir arkadaşıma hediye ettim; hatta imzamı atıp atmadığımı bile hatırlamıyorum, o kadar önemsemez bir haldeydim. Arkadaşım kitabımı çok beğendiğini söyledi, defalarca kez okumuş ve şiirlerime zaman zaman tekrar göz atıyormuş. İlham aldığı pek çok alan olduğunu da belirtmişti. Ancak bu durum bende ne bir tatmin ne de mutluluk ortaya çıkardı. Aksine, kendime olan güvenim daha da sarsıldı. Sürekli zihnimde, bir çeşit “olumlama” yanılsamasına kapılmamam gerektiğine dair bir düşünce yankılandı durdu.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet, kitap fuarına birçok kez gittim. Ancak yazarlarla tanışmak ya da imza almak gibi şeylerle pek ilgilenmem. Eğer fuarda ikinci el kitapçılar varsa, genellikle onların peşine düşerim. Bu bana bir hazine avındaymışım gibi bir his yaşatır.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Okumaya katkısı elbette olur, ancak asıl mesele okuma eylemini düzenli ve istikrarlı bir ‘kültür’ haline getirmek ve okumanın ne kadar erişilebilir ve kolay bir süreç olduğudur. Örneğin, kitapları farklı dillerde e-kitap formatında okuyan arkadaşlarım var ya da fiziksel olarak bulamadıkları bir kitabı PDF veya e-pub formatında edinenler. Yazılı eserlere farklı kanallardan ulaşmayı mümkün kılan teknolojik imkanlar, okumayı benim gözümde daha da destekleyici bir rol üstleniyor. Fuarların etkisinin zamanla azaldığını düşünsem de, yine de az da olsa olumlu bir etkisinin devam ettiğini söyleyebilirim.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Düşünmek, sürekli düşünmek ve bilincin derinliklerinden akan unsurları yakalayıp fiziğe aktarmak. Sessizliği ve yalnızlığı seviyorum. Ancak bu, tek başıma olacağım anlamına gelmiyor; benimle iletişim kuracak kimsenin olmamasını kastediyorum. Sonrasında her ne düşünürsem zaten bir şekilde kağıda dökülüyor.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
İsmet Özel’i gerçekten çok seviyorum; onun sade anlatımını, zarif dokunuşlarıyla yazılarımda sıkça işlerim. Şu anki şiirlerime bakarsanız belki onun izlerini göremezsiniz, ama derinlerde hep ondan ilham alırım. Dünya görüşlerimiz oldukça farklı olsa da şiir aracılığıyla bir ortak paydada buluşuyoruz diyebilirim.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat, günümüzde geçmişe kıyasla farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır; sinema, siyaset, müzik gibi alanlarda kendini göstermektedir. Edebiyat dendiğinde genellikle insanların aklına ilk olarak şiir, roman ve hikaye gelir. Köken olarak edebiyat, dini ya da bilimsel olmayan “yazı” eylemlerini ifade eder. Evet, tanım olarak çok değişmese de zamanla bu kavramın içerdiği değerler oldukça farklılaşmıştır. Edebiyatın birçok farklı tür ve alana yayılması olumsuz bir durum değil; aslında bu, kültürel çeşitliliği ve zenginliği artırdığı için olumlu bir gelişmedir.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Duygular hakkında şöyle bir düşünceye sahibim: Bir insan, o an içinde olmadığı bir duyguyu tam anlamıyla bilemez, geçmişte o duyguyu yaşamış olsa dahi. Ancak, o duyguyu biliyormuş gibi bir tavır sergileyebilir. Taklit etme becerisi ne kadar güçlü olursa, çevresindeki insanları o kadar etkiler ya da onlar üzerinde daha ikna edici bir izlenim bırakabilir.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Ben ifadesi, bir dönem şiirlerimde oldukça sık yer alıyordu; ancak bunun bir süredir geride kaldığını söyleyebilirim. Bu ifadeyi kullanırken, genellikle zaman ve nesneden bağımsız bir şekilde, ya karşılaştırmaya dayanarak ya da betimlemeler içinde bir unsur olarak yer verirdim.
Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Daha önce de belirttiğim gibi, şiirlerimi bir süre saklayıp, yeniden okuyarak ve kendimi “daha objektif bir göz” gibi hissedip analiz ettiğim için genellikle ilk okuyan kişi ben oluyorum. Çoğu zaman da ya son okuyucu yine ben olurum ya da en yakınımda kiminle paylaşmak istiyorsam o kişi olur.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Asla bir kurgu eseri için ‘ben olsam’ demem, çünkü o eser zaten tamamlanmış ve okuyucuyla buluşmuştur. Benim bakış açımda keşkeye yer yoktur. Aslında, her eseri belli belirsiz bir seviyede beğendiğimi söyleyebilirim. Nihayetinde, her bir kurgu, başka bir hayal dünyasının belirsiz bir oranda tasviridir.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Bir yıl öncesine kadar sıkça uğrardım kitabevlerine. İlk işim felsefe raflarına yönelmek olurdu; sevdiğim filozofların hangi eserleri var, hangi yayınevinden çıkmış diye bakınırdım. Daha önce bulamadığım bir eseri rastgelirsem bu durum beni oldukça mutlu ederdi. Tabii çoğu zaman bir şey satın almadan çıkardım, malum kitap fiyatları oldukça yüksek.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Her zaman kalemle işlerimi yürüttüm; el yazılarımdan, şiirlerimin güzelliğini hissedebildiğimi söyleyebilirim.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Bir okuyup iki yazmak, okuduğunuzu anlamlı bir biçimde işlemek ve kavramak için harika bir yöntemdir.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 08 Aralık 2025
