
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için sadece bir hobi değil. Dinlenirken zihnimde yarattığım dünyada yaşamayı sürdürüyorum ve bu dünyada yaşananları yazıya dökmek benim için bir ihtiyaç. Yazmak, zihnimdeki dünyayla kurduğum bağın somut bir ifadesi.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Evet, hatırlıyorum. Çocukken, babaannemi sıkça ziyarete gelen, onunla yaşıt bir kadın vardı. Bir gün evimize geldiğinde köyündeki tavuklarının ve koyunlarının hastalandığını söyleyip ağlamıştı. İlk yazdığım hikaye de bu kadının yaşadıklarını anlatıyordu. Sanırım onun hissettiği duygulardan etkilenmiştim ve bunları defterime aktarmıştım.
Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur kitabını imzalamanız için uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk kez imza attığımda, sanki uzun bir yolculuğun sonunda evime ulaşmış gibi hissetmiştim. Bir okur kitabını bana uzattığında ise hep aynı düşünce aklımdan geçiyor: Artık zihnimdeki dünyayı insanlara gösterebiliyorum.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif eder misiniz?
Evet, pek çok kez gittim. Kitap fuarları, binlerce hikâyenin tek bir çatı altında toplandığı bir yer gibi hissettiriyor. Sayfaların kokusunun, insan sesleriyle harmanlandığı o eşsiz atmosfer gerçekten kelimelerle anlatılamaz. Her stant ise sanki başka bir dünyayı keşfediyormuşsunuz gibi bir izlenim bırakıyor.
Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Katkısı kesinlikle yadsınamaz. Kitap fuarları, kitapların erişilebilirliğini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda okuyucular ve yazarlar için de bir araya gelme fırsatı sunuyor. Böyle etkinliklerde kendimi adeta bir hazine odasında gibi hissediyorum.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Yazmaya başlamadan önce hikayeyi tüm detaylarıyla zihnimde canlandırırım. Hikayenin atmosferine uygun müzikler seçerim ve bu müzikler mutlaka sürecin bir parçası olur. Zihnimde her şeyi yaşayıp hikayenin sonuna ulaştığımda kalemi elime alır, müziği açar ve yazmaya başlarım. Yazma süreci tamamlandığında, ortaya çıkan metni bir süre kenarda bekletirim. Kendimi hazır hissettiğimde ise yazdıklarımı tekrar okur ve gerekli düzenlemeleri yaparım. Yazmak için belirli bir saatim yoktur; bazen gecenin bir yarısı, bazen de gün ortasında kalemle buluşurum. Özetle, zihnim ve ellerim ne zaman uyum içinde çalışmak isterse o zaman yazı işlerim gerçekleşir.
Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı?
Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Örnek almak değil belki ama birçok yazardan ilham aldığımı söyleyebilirim. Kimi yazarın üslubu, kimisinin cümlelerindeki derinlik, bazılarının yarattığı dünya beni etkiliyor. Cümlelerine adeta kendi imzasını atan yazarlar, benim için en büyük ilham kaynakları arasında yer alıyor.
Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
Zaman büyük bir hızla akıp gidiyor, her şey baş döndürücü bir şekilde değişiyor. Hızın yaşamın her alanına egemen olduğu bu çağda, maalesef duygular da hızla gelip geçiyor. Ancak edebiyat, bize durup düşünmeyi, çevremize dikkatlice bakmayı ve derinlemesine hissetmeyi anımsatıyor. Adeta teknolojinin karmaşasında kaybolan insanın ruhunu aydınlatan bir fener görevi üstleniyor.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okurun doğal hissetmesini nasıl sağlarsınız?
Hiç yaşamadığım bir duyguyu yazmak zordur, ama imkansız olduğunu söyleyemem. Çünkü yazarken aslında tüm karakterlerimle empati kurarım. Günlük hayatımızda her duyguyu birebir deneyimlemesek de, çevremizdeki insanlarda bu hislere tanık oluyor ya da onların hikâyelerini dinliyoruz. Bundan sonrası ise tamamen empati meselesi.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Evet, fakat gizliden gizliye, kimi zaman bir karakterin cesaretinde, kimi zaman bir annenin sınırsız sevgisinde ve fedakârlığında, kimi zaman da kendi korkularımda kendime bir yer bulurum.
Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Kız kardeşim ve erkek kardeşimle paylaşırım. Kız kardeşim tam anlamıyla bir kitap tutkunu, erkek kardeşim ise geniş bakış açısı ve eleştirel düşüncesiyle bana oldukça yardımcı olur. Verdikleri geri bildirimler beni daha da ileri taşır.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” Dediğiniz bir eser var mı?
Her yazarın kendine has bir dünyası ve anlatım yeteneği bulunur. Kurguyu ya da anlatım tarzını beğenmesem bile, yazarın cesaretine ve ortaya koyduğu eserlere saygı göstererek ne anlatmak istediğini anlamaya gayret ederim.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Sıklıkla uğrarım. Kitap alırken önce kitabın adına ve arka kapaktaki yazıya göz atarım. Raftan aldığım kitabın içini açıp okumam pek. Kitap zevki kişiden kişiye değişir. Okuyucularıma tavsiyem, ruhlarına hitap edecek ve iz bırakacak kitapları tercih etmeleridir.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Cümlelerime duyguyu en iyi şekilde kalemle aktarabiliyorum. Kalemi elime aldığım anda zihnim ve ellerim arasında bir bağ kuruluyor; zihnimdeki tüm dünyalar bu bağ üzerinden kağıda akıyor. Klavye ise benim için bir düzenleyici rolü üstleniyor. Kalemle yakaladığım o duyguları şekillendirmeme ve düzenlememe yardımcı oluyor.
Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Her okur, yazdığım dünyada benimle birlikte dolaşan gizli bir yol arkadaşıdır. Bu ortaklığı daha da geliştirenlere selam olsun.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 09 Aralık 2025
