
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için düşünceyi sistemleştirme biçimi. Sporun toplumsal, psikolojik ve kültürel etkilerini inceleyen biri olarak analiz ettiğim bilgiyi modellemek, yorumlamak ve aktarmak için yazıya ihtiyaç duyuyorum. Dolayısıyla yazmak hem entelektüel bir rutin hem de akademik bir gereksinimdir.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Elbette anımsıyorum. Akademisyen olarak görev yaptığım üniversitede aynı zamanda spor koordinatörüydüm. Sorumluluğunu taşıdığım branşlar gereği her spor dalının temel prensiplerini, kurallarını ve teknik yapılarını yerinde öğrenmek zorundaydım. Bu süreçte yalnızca teorik bilgiyle yetinmedim; farklı branşların antrenmanlarına bizzat katılarak genç sporcularla aynı ortamı paylaşmanın verdiği benzersiz hazzı yaşadım.
Her branşın kendine özgü disiplinini, çalışma kültürünü ve zihinsel yaklaşımını sahada deneyimleyince sporun tek bir alana indirgenemeyecek kadar geniş bir dünya olduğunu daha net gördüm. Bu çeşitlilik, bende her bir branşın ayrı bir hikâye olduğuna dair güçlü bir farkındalık oluşturdu. İşte bu nedenle yazmaya yöneldim. Her branşın kültürünü, antrenman ritmini, zihinsel yapısını ve sahadaki dinamiklerini ayrı ayrı değerlendirmek; bu deneyimleri hem akademik hem de saha içi gözlemler ışığında yazıya dökmek istedim.
Sporu yalnızca izleyen değil, yaşayan ve anlamaya çalışan biri olarak ilk yazı denemem de tam bu noktada filizlendi: Farklı branşların kendine özgü dünyalarını bir araya getirme çabasının doğal bir sonucu olarak.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İmza, akademik bir çalışmanın okurla buluştuğu en somut andır. Hissettiğim şey kişisel bir tatminden ziyade, ürettiğim bilginin dolaşıma girdiğini bilmenin verdiği sorumluluktu.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Bir kitap fuarına girmek, akademik dünyanın sınırlarından çıkarak daha geniş bir toplumsal zemine temas etmek gibidir. Standlarda dolaşırken okuyucuların spor alanındaki meraklarını, beklentilerini ve algılarını doğrudan gözlemlemek; çalışmalarımın kapsamını ve yöntemini zenginleştiren önemli bir geri bildirim alanı oluşturdu.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Fuarlar, bilginin merkezileşmesini engelleyen ve kültürel dolaşımı güçlendiren platformlardır. Spor alanında da benzer bir işlev görür; bilgiye, deneyime ve analize erişimi artırır. Her ilde düzenlenmesi, akademik ve sportif okuryazarlığın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlar.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Çalışma disiplinim daima akademik araştırma temellidir. Önce literatürü tararım; ardından saha gözlemlerinden, antrenman süreçlerinden ve genç sporcularla yaptığım birebir görüşmelerden elde ettiğim verileri ilişkilendiririm. Son aşamada bu çok katmanlı veri yapısını analiz ederek yazıya dökerim.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Beni etkileyen isimler, sporun sosyolojik, psikolojik ve kültürel boyutlarını derinlikli biçimde analiz eden akademisyenlerdir. Ancak herhangi bir yazarı birebir takip etmiyorum; çünkü saha temelli bilgi üretimi, her araştırmacıya kendine özgü bir yöntem ve dil kazandırır. Bununla birlikte yalnızca spor alanındaki eserleri değil; kişisel gelişim, tarih, fantastik ve bilim kurgu gibi ilgi alanıma giren türlerdeki eserleri de takip eder, okumaya özen gösteririm.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat, bilginin insan deneyimiyle birleştiği en güçlü alanlardan biridir. Dijital hız çağında derin düşünme pratikleri zayıflarken, edebiyat hem akademik hem de profesyonel üretime düşünsel bir ağırlık kazandırır. Sporun duygusal ve kültürel katmanlarını anlamada da edebiyatın katkısı büyüktür.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Evet, yazılabilir. Çünkü akademik araştırma yalnızca bilgi aktarmak değil, insan davranışını anlamlandırma sürecidir. Empatiyi bilimsel gözlemle birleştirdiğinizde okur, o duygunun sahiciliğini hisseder. Burada belirleyici unsur, duygunun gerçekliğinden çok bağlamının doğruluğudur.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Dolaylı olarak evet. Akademik reflekslerim, sahadaki deneyimlerim ve sporcu-öğrencilerle geçirdiğim yılların birikimi satır aralarında doğal olarak yer alır. Ancak metnin merkezinde hiçbir zaman ben olmam; odak daima analiz edilen konudur.
Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Öncelikle metodolojiye hâkim bir akademisyen meslektaşıma. Ardından spor alanından bağımsız, ancak güçlü bir analitik bakışa sahip bir okura. Böylelikle hem bilimsel doğruluğu hem de anlatım bütünlüğünü değerlendirme imkânı bulurum.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Genellikle yöntemsel eksiklikler dikkatimi çeker. Kurgunun zayıf olduğu yerde çoğu zaman analiz yetersizliği vardır. “Ben olsam böyle kurardım” dediğim örnekler oluyor; ancak her çalışmayı kendi bağlamında değerlendirir, eleştirimi daima çözüm odaklı bir çerçevede yaparım.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Düzenli olarak giderim. Bir kitabı değerlendirirken kavramsal çerçevesine, derinliğine, kaynak güvenilirliğine ve metodolojik tutarlılığına dikkat ederim. Okurlara ise öncelikle düşünmeyi, analiz etmeyi ve sorgulamayı teşvik eden eserleri öneririm.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Her ikisinin işlevi farklıdır. Kalem düşünceyi yavaşlatır ve olgunlaştırır; klavye ise metni organize eder ve hız kazandırır. Araştırma süreci kalemle başlar, yazı süreci klavyeyle şekillenir.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Spor da akademi de sürekli öğrenme gerektirir. Her bilgi, doğru bağlama yerleştirildiğinde anlam kazanır. Okurlarıma tek tavsiyem: Okudukları her metni, spor alanında olduğu gibi, çok yönlü bir bakışla değerlendirmeleri.
Ayrıca bilgi üretimi ile bilgi tüketimi arasında güçlü bir bağ vardır. Okur, bir çalışmayı yeniden anlamlandıran ikinci yazardır. Bu nedenle her okura, metni yalnızca okumayı değil; aynı zamanda sorgulamayı da tavsiye ederim.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 09 Şubat 2026
