
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Her yazar anlaşılmak arzusuyla yazar; ancak kişiyi yazmaya iten asıl güç, tepki verme isteğidir. Bu tepkiyi daha etkili ve daha kalıcı kılmak için önemli olan unsur, tepkinin nasıl verildiğidir. Bu noktada yazarın donanımlı oluşu ya da yetkinliği önemlidir; çünkü bunlar onun kalemini güçlü kılan cephaneleridir.
Ben de başta kendime, ardından insanlığa, evrene ve sonsuzluğa tepki vermek için yazıyorum. Olmuşu, olanı ve olması gerekeni; tümevarım ve tümdengelim süreçlerini (bireyden topluma, toplumdan bireye; özelden genele, genelden özele) analiz ederek elde ettiğim sonuçları ya da olası sonuçları insanlığın ve evrenin sonsuzluğuna sunmak çabasıyla yazıyorum.
Yazmak benim için ne bir uğraş ne de bir gereksinimdir; yazmak, yukarıda belirttiğim nedenlerle kendime edindiğim kutsal bir görevdir.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlkokula başladığımda, yazmayı öğrenme sürecinde ön hazırlık olarak satır arasına çentik atarken, bir gün beni sınırlayan bu satırları yıkmak için kendime söz verdiğim an, aslında ilk yazımı yazmıştım. Bugünkü yetkinliğimle söyleyebilirim ki belirli bir olgunluğa kadar satır arasında kalıp, sonrasında satırları yıkmak daha doğrudur.
İlk yazmamı etkileyen unsurlardan biri de, okula başladığımda annemin bana şiirler okuması ve şiir okumayı öğretmesidir. İlk “şiirlerimi” ilkokulda, 8–9 yaşlarındayken çok sevdiğim dedemin sigarayı bırakması arzusuyla yazdım.
Kendi özgün biçimimi bulana kadar geçen sürede öykünmeler ve farkında olmadan yapılan taklitler olduğunu sonradan kendimi incelediğimde gördüm ve hepsinden uzaklaştım. Bu yönüyle, bir yazar ya da şair kendi özgün biçimini ne zaman bulmuşsa, aslında o zaman ilk kez yazmış sayılır; çünkü en özgün hâliyle yazar, o anda kendi varlığıyla vardır.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Kitabımı ilk imzaladığımda, bir annenin çocuğunu kucağına aldığı ilk andaki mutluluğa benzer bir sevinç yaşadım. Aynı zamanda üzerimde daha büyük bir sorumluluk hissettim ve gösterişli, hoş bir imza geliştirmem gerektiğini fark ettim 🙂
Bir okur tarafından uzatılan kitabımı ilk kez imzaladığım an, anlatılması çok zor anlardandır. Birçok duyguyu içinde barındırır; yüzünüzdeki sevinç dalgalarına, gözlerinizde tutmaya çalıştığınız damlalar eşlik eder. Kısacası, yazı ve sevginin evrende en güçlü iki etki olduğuna tanık oldum.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Birçok kez kitap fuarlarına gittim. Kitap fuarlarını gezmek; kitapları ve yazarlarını görmek, onlarla iletişim kurmak ve diğer kitapseverlerle buluşmak, aşkınızla aşkla dans etmektir.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının gerek yazarları bir araya getirmesi gerekse yazarı okurla buluşturması çok önemlidir. Mümkünse her ay, her ilde bu buluşmalar sağlanmalıdır. Ancak kitap fuarlarına genellikle okuma kültürünü zaten edinmiş kişilerin gittiğini düşünüyorum.
Okuma kültürünü; eğitim-öğretim, aile, TV programları ve sosyal çevre aracılığıyla geliştirebildiğimiz ölçüde, kitap fuarlarının okuma kültürüne katkısı kaçınılmaz olacaktır. Günümüzdeki durum ise hastaya suni oksijen vermeye benzemektedir.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazmadan önce uzun yıllardır düzenli olarak okuma, yazma ve gözlem yapma gibi egzersizler gerçekleştiriyorum; yelpazemi sürekli büyütüyorum. Çünkü bir yazar, yelpazesinin genişliği kadar derindir ve bunun sırrı her alanda az da olsa bir birikime sahip olmaktan geçer.
Yazmaya odaklandığımda sessizlik en büyük gücümdür. Düşüncelerimi, damarımda akan kanı, kalbimin ve iç sesimin, hatta evrenin sesini duyabilmem için gereklidir. Bu sessizliği daha çok geceleri ve doğada; bazen orman içinde, bazen nehir kenarında, bazen de yüce dağ başlarında bulurum.
Yazarken hem bilgisayar hem kalem-kâğıt kullanırım, ayrıca ses kaydı da alırım. Yapabildiğim ölçüde Türkçe sözcükleri yazı ve şiirimde kullanmaya, sözcük köklerini araştırmaya özen gösteririm. Yazılarımı ve şiirlerimi belirli bir sürede biçim, içerik ve yapı açısından sabırla ince eleyip sık dokuyarak oluştururum. Eser ortaya çıktıktan sonra bol bol okur, dinler ve yeniden gözden geçirerek son kararı veririm.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Bal yapan bir arı gibi her yazardan yararlandım ve yararlanmaya devam ediyorum. Beni düşünceye yönelten en önemli etken, Atatürk’ün tarihe ve olaylara yaklaşımıdır.
Yakın dönem sevdiğim yazar ve şairlerden birkaç örnek vermek gerekirse: Dostoyevski, Kafka, Balzac, Tolstoy, Hemingway, Jack London, Oscar Wilde, Wictor Hugo, Puşkin, Yaşar Kemal, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabahattin Ali, Tevfik Fikret, Aziz Nesin, Peyami Safa, Rıfat Ilgaz, Adalet Ağaoğlu, Ayşe Kulin, Nazım Hikmet, Ahmet Muhip Dranas, Edip Cansever, Attila İlhan, Orhan Veli, Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Cahit Sıtkı Tarancı, Didem Madak, Nilgün Marmara, Can Yücel, Arif Nihat Asya, Ümit Yaşar Oğuzcan, Yunus Emre, Karacaoğlan, Âşık Veysel, İlhan İrem ve niceleri.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyatın giderek metalaştığını, ticarileştiğini ve nitelikten uzaklaştığını üzülerek görüyorum. Ancak nitelikli bir eserin, nitelikli bir okurla buluşması kaçınılmazdır. Bugün olmasa yarın; yeter ki geç olmadan olsun. Bu nedenle “Şairleri Yaşarken Sevin” diyorum.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bilmediğiniz bir şey hakkında geri dönüt veremezsiniz; ancak gözlem yaparak ve özdeşim kurarak o duyguyu edinebilir, anlayabilir ve aktarabilirsiniz.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
İlk başta da belirttiğim gibi, yazarın, şairin ya da herhangi bir sanatçının çıkış noktası tepki olduğu için kendinden bir şey yansıtmaması mümkün değildir. Elbette kurgu da vardır; önemli olan neyi, ne kadar ve nasıl yansıttığıdır.
11. Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yazdıklarımı her zaman belirli aralıklarla kendim okurum. Benim “editörlüğümü” ancak Nazım Hikmet ve Attila İlhan yapabilir.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Bir eserde önce özgünlüğe ve yaratıcılığa bakarım. Kurgu çalışmayla düzeltilebilir; ancak sürekli kurgu hatası varsa, eserin özgünlüğü ve yaratıcılığı büyük kayba uğrar. Kendi eserlerimde de sık sık “ben olsaydım böyle yazardım” derim; çünkü ben, zaman, yer değişim ve gelişim içindeyim.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Yaşarken hayattaki sevdiklerimizi ziyaret ederiz; yaşamları son bulmuş dostlarımızın da gömütlerini ziyaret ederiz. Çünkü ortada kaybolmayan bir sevgi vardır. Kitabevleri de benim için böyledir. Zaman aralığı değişmekle birlikte genellikle giderim; daha çok sahafları gezmeyi severim.
Kitap alırken dikkat ettiğim olmazsa olmaz unsur, kitabın korsan olmamasıdır. İkinci etken yazarın adı, düşünce yapısı, kişiliği ve eserden beklentimdir; ancak yeni yazarlara da her zaman fırsat tanırım.
Sevgili okuyucu, okuyacağınız en önemli ve etkili ilk kitap, kendi kendinizi okumanızdır. Rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun şu sözünü hatırlatmak isterim:
“Seni bütün gücüyle değiştirmeye çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek savaşı başladı mı hiç bitmez.”
Önce kendinizi okuyun.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Yazma arzusu ve onu güçlendirecek okuma çabası olduğu sürece, neyle yazdığınızın bir önemi yoktur.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Atatürk’le kalın.
Şairleri Yaşarken Sevin.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 09 Şubat 2026
