Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar İrfan Ertav ile Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
İlkokul yıllarından bu yana hayatın içinde olup bitenleri kayıt altına almak, güzel olanı çoğaltmak, olumsuzluk içeren fiillerden ders çıkarmak ve bunları iyiye kanalize etmek amacıyla yazıyorum. Yazmak benim için öncelikle bir tutku. Eğitimci olarak etkileşim içinde bulunduğum camianın paydaşları başta olmak üzere, yazmak aynı zamanda bir sorumluluk. Bir uğraşın ötesinde, bir gereksinimin sınırlarını aşan bir yaşam biçimi.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Yıl 1977. Dedemle akşam sohbetlerimiz olurdu. Konu, ülkenin Cumhuriyet’e kavuşma serüveniydi. Dedem anlatır, biz dinlerdik. Henüz ilkokul ikinci sınıf öğrencisiydim. Öğretmenimiz “Vatan Sevgisi” konulu bir şiir yazmamızı istemişti. Dedemin anlatımı beni derinden etkiledi ve ilk şiir denemem ile ilk yazım böylece ortaya çıktı.

Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk kitabımı 2003 yılında Trabzon’da bastırıp yayımladım. Bir şiir kitabıydı. Ortaokul, lise ve üniversite yıllarımda yazdığım deneme yazıları ve şiirler ilk kez kitap hâline gelmişti. Kitabın basıldığı matbaada ilk imzamı attım; çok gurur vericiydi. Bir okur elinde sizin kitabınızla yanınıza gelip imzalamanızı istediğinde yaşanan mutluluk kelimelerle tarif edilemez. Bir adım ötesinde ise kitabınızın okunması ve hem eseriniz hem de sizinle ilgili güzel geri bildirimler almak vardır.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitap fuarlarına katılıyorum. TÜYAP Samsun Kitap Fuarı’na ilk kez katıldığımda yoğun ve yeni duygular yaşamıştım. Söyleşi yapmak, etkinlikler için talep görmek muhteşemdi. Birçok yazarla karşılaşmak ve kendinizi bu ekibin içinde görmek, bir yazarın başına gelebilecek en güzel deneyimlerden biri.

Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının okuma kültürümüze katkısı yadsınamaz. Ancak okuma kültürü tek başına bir fuarla yüreklere işlenemez; bu konuda kat edilmesi gereken daha çok yol var. Etkili okuryazarlık bileşenlerinin henüz tam anlamıyla oturduğunu söylemek zor. Kitap fuarlarına gelen okurların büyük bir kısmı hangi kitabı alacağına önceden karar vermeden geliyor. Yine de insanların kitap fuarlarıyla buluşmasını anlamlı buluyorum. Her ilde kitap fuarlarının açılması okura erişimi kolaylaştırıyor. Uzak şehirlere gitme imkânı olmayan okurların yazarlarla birebir temas kurabilmesi, sohbet edebilmesi çok kıymetli.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Yazabilme melekesi, yıllara yayılan bir okuma alışkanlığına dayanır. Kelime dağarcığınızın zengin olması, iyi bir gözlemci olmanız gerekir. Toplumun sıkıntılarını, sancılarını, kaygılarını, korkularını ve sevinçlerini doğru okumak ve tahlil etmek önemlidir. Yazacağım konuyu önce zihnimde tasarlar, senaryosunu beynimde oynatırım. Özellikle çocuk öyküleri yazarken çocuklardan büyük katkılar aldığım olmuştur. Yazmak için okumak, okumak için ise kitaplara sevdalı olmak gerekir. Bu alışkanlık ilkokul birinci sınıftan itibaren yüreğimize işlendi; bu açıdan ebeveynlerim konusunda kendimi şanslı hissediyorum.

Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Prof. Dr. Aytaç AÇIKALIN, Prof. Dr. Ziya SELÇUK, Prof. Dr. Doğan CÜCELOĞLU, Dr. Ken ROBİNSON ve Grigory PETROV örnek aldığım yazarlar ve eğitimcilerdir.

Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
Bu konuda hüzünlü cümleler kuruyorum. Gerek Türk Edebiyatı’nın gerekse Divan Edebiyatı’nın bu coğrafyada yüreklere ilmek ilmek işlendiğini düşünmüyorum. Kendi derin kimliğine sahip çıkmak konusunda zaaflarımız var. Anlamlı ya da anlamsız, sığ olan pek çok şeye kolayca hayranlık duyabiliyoruz. Değerlerin içi boşaltılmış durumda. Edebi metinleri, edebi sohbetlerle besleyemiyoruz. Bu konuda yaralıyım; yine de bir grup güzel insana umut bağlıyorum. Sosyal medya ve internet kimliğimizi ciddi biçimde yozlaştırdı. Bu alanı doğru yönetmeyi bir an önce öğrenmek zorundayız.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Seminerler için gittiğim okullarda ve kurumlarda yaşanan iletişim sorunları bu sorunun cevabını açıkça gösteriyor. Basit bir soruya bile sağlıklı cevap veremeyen bir nesil var. Nezaket ve zarafetten uzak yazışmalar yaygın. Bir metnin doğal hissettirmesi için öncelikle sade, duru ve anlaşılır bir dil şart. Ardından edebi sanatlarla zenginleştirilmelidir. Keyifli hâle gelen her metin, okuyucu için bir cazibe merkezine dönüşür.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Öykülerimin bir kısmında bizzat kahraman olduğum olmuştur. Hepsinde kendimden bir şeyler bulunur. Aksi hâlde yaşamadığınız bir duyguyu okurun hissetmesini bekleyemezsiniz. Benim açımdan hissetmediğim bir duyguyu okurun hissetmesini beklemek, yavan bir çorbaya benzer.

Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Eserin türüne göre değişir. Çocuk öyküsü yazıyorsam çocuklara, eğitim içerikli bir kitap yazıyorsam eğitimci meslektaşlarıma okutuyorum. Bazen alan uzmanlarının görüşlerini alır, gelen öneriler doğrultusunda metni yeniden düzenlerim.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?
Çok önemli bir konu işlenmiş ama kurgu zayıfsa üzülüyorum. Bal satan bir adamın yüzündeki sirke gibi geliyor bana. Okurken “Ben olsam bu metni kelime oyunlarıyla renklendirir, öykülemelere ve görsellere yer verirdim” dediğim oluyor.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Fırsat buldukça, genellikle haftada bir kez kitabevlerine uğrarım. Kitapların arasında dolaşmak bana huzur verir. İlgimi çeken bir kitabı inceleyip satın alma alışkanlığım vardır. Önerilerim arasında Aytaç AÇIKALIN Okuldaki Çocuklarımız, Ziya SELÇUK Eğitim Psikolojisi, Ken ROBİNSON Yaratıcı Çocuklar, Grigory PETROV Beyaz Zambaklar Ülkesinde ve İrfan ERTAV’ın eserleri yer alır.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Kalemin kelama dönüşü, yürekteki duyguyla olmalı. Bu yüzden kalem vazgeçilmezdir; ancak şartlar insanı klavyeye de götürür.

Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Dünyayı değiştirme gücümüz olmayabilir; fakat kendimizi değiştirebilecek tılsımlı bir yüreğe sahibiz. Önce kendinizi, sonra başkasını muhatap alın.
Teşekkür ederim.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 09 Şubat 2026

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.