
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
İlhamla yazıyorsanız eğer, yazmak bir gereksinimdir. Bir dostla sohbet etmek nasıl iyi geliyorsa insana, bir fincan kahve yahut çay eşliğinde; yazmak da öyledir. İçini kâğıda dökmektir.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazmalarımı hatırlıyorum elbette… Lisede edebiyat öğretmenim bizden bir şiir yazmamızı istemişti. Bu bana pek tuhaf gelmişti ve itiraz etmiştim: Zoraki şiir olmaz, diye… Şiir içten gelerek yazılmalıydı. Ama işte bu kıvılcım, ilk amatör şiirlerimi yazmama vesile oldu.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İmza atmak bir tarafa, benim en büyük arzum karakterlerimin can bulduğunu görmekti. Çocuk okurlara ulaştığımda Gökçe Gelin, Postacı Hasan, Çoban Ömer ve diğer kahramanlar ete kemiğe büründüler. Artık gözüm açık gitmeyeceğim; tanrıya şükür…
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitapçı dükkânları, sahaflar ve fuarlar çocukluğumdan itibaren neredeyse her gün dolaşmaktan bıkmadığım yerlerdiir. Hatta kütüphanede görevli bir memur olmayı hayal edecek kadar sevdim onları. Sonunda öğretmen oldum.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Fuarların her ilde düzenlenmesinden daha doğal ne olabilir? Ancak okuma kültürü önce ailede başlar. Kitaplığı olmayan bir evde doğan çocuğa yazık.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Benim yazmalarım ilhamla başladı ve yalnız olduğum dönemlerde daha verimliydi. Sonra hayat gâilesi girdi araya, yazmaya ara verdim. İş hayatının temposuna karıştım.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Hüseyin Nihal’in sade Türkçesini seviyorum diyebilirim. Bir de Dede Korkut’un anlatıcılığını…
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Popüler kültürün çok satan kitaplarını okuyamıyorum; daha ilk sayfada vazgeçiyorum. Günümüz gençleri klasikleri özet kitaplardan tanıyor. Yine de Türk ve yabancı yazında kayda değer birkaç yazar var. Bazen iyi bir yazarın tek bir kitabı edebî değer taşıyabiliyor; geri kalanı ekonomik, fabrikasyon yazımlara dönüşüyor.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bir olayı birebir yaşamamış olsak da toplumsal kodlarımız ve ortak geçmişimizle bunu iliklerimizde hissediyoruz. Türk İstiklâl Savaşı gibi mesela…
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Laf aramızda, neden olmasın? Aralara gizlenmiş olabilirim.
Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
İlk yeğenime okurum. Bir çocuğun ne hissettiğini gözlemlerim.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Beğenmediğim bir kitabı okumaya devam edemem. Ancak çok sevdiğim Sofi’nin Dünyası’nda son bölüm beni oldukça şaşırtmıştı.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Daha çok sevdiğim yazarların yeni çıkan kitaplarını takip ederim. Okurlarıma Jostein Gaarder, Franz Kafka, Gorki’yi önerebilirim. Ayrıca Necip Fazıl’ın Sabırtaşı ile Coelho’nun Simyacı’sını…
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Benim için kalem… Kurşun kalem… Benim rotring’im.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Eski bir özdeyişle:
“Söz uçar, yazı kalır.”
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 09 Şubat 2026
