Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Betül Akbaş İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için daha çok bir gereksinim. Elbette onun bir uğraş olmasına dair isteğim de var ve zaman zaman bunu deniyorum. Ancak çoğunlukla günlüğe yazar gibi; dertleşmek, rahatlamak, kendimi ifade etmek ve tanımak için yazıyorum. İçimdeki ve zihnimdeki düşüncelerin görünür hâle geldiği bir araç benim için yazmak.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Tam olarak ilk yazdığım anı hatırlamıyorum. Ancak ilkokul dördüncü sınıfta öğretmenimiz bizden bir şiir defteri tutmamızı istemişti. Beğendiğimiz ya da kendi yazdığımız şiirleri o deftere yazıyorduk. O defterle birlikte şiire olan yakınlığım arttı; yazma ve okuma çabam güçlendi. Hâlâ o defteri saklıyorum. Sonrasında edebiyat ve Türkçe derslerini çok sevdiğimi, kompozisyonlar ve küçük yazı kesitleri yazmaktan keyif aldığımı biliyorum. Meslek olarak farklı bir alanda ilerlesem de yazmak hayatımın bir parçası olmaya devam edecek diye düşünüyorum.

Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
Şu ana kadar imza fırsatını daha çok tanıdığım kişiler aracılığıyla bulabildim. İlk kitabım olması ve şiirlerimle daha özel bir yanımı paylaşmış olmam nedeniyle içimde biraz utangaçlık ve mahcubiyet vardı.
Bir okurun yazardan imza istemesi, yazara ve kitaba verdiği değerin göstergesi bence. Bu yüzden imzalarken kişiye özel birkaç cümle yazmayı, küçük bir dilekte bulunmayı önemsiyorum. O imzayı küçük bir mektup gibi bırakmak beni mutlu ediyor. Tanımadığım ama beni takip edip kitabımı alan kişilerle karşılaştığımda ise kendimi onurlandırılmış ve müteşekkir hissediyorum.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Birkaç kez kitap fuarına gitme fırsatım oldu; ancak uzun zamandır katılamıyorum. Zihnimde en çok Ankara’da katıldığım bir fuar canlanıyor. Yüksek tavanlı, geniş bir alan ve canlı bir kütüphane atmosferi…
Fuarlarda kitaplarla buluşmak kadar yazarlarla sohbet edebilmek, kitapseverlerle sözlü ya da sözsüz bir bağ kurabilmek çok kıymetli. Kitabı almadan önce başka bir okurun fikrini duymak bile ayrı bir deneyim. Kucak dolusu kitap taşıyan insanlar ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamamak gibi küçük ama sıcak hatıralar kalıyor geriye.

Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu konuda kesin bir yargıya varmak zor. Okuma kültürünün temel taşı olmasa da destekleyici bir unsur olabilir. Özellikle kütüphanelerin çok bilinmediği ya da yeterince ziyaret edilmediği yerlerde fuarlar kitapların görünürlüğünü artırabilir ve bazı insanlar için bir kapı aralayabilir.
Her ilde düzenlenmesi güzel bir imkân. Ancak okuma alışkanlığının asıl temeli başka alanlarda atılıyor. Fuarlar daha çok destekleyici bir rol üstleniyor diye düşünüyorum.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Yazarlığı meslek olarak yapmadığım için yazmaya hazırlık sürecim daha çok “beslenme” dönemi gibi. Okuduklarım, dinlediklerim, izlediklerim, gözlemlerim, içimde yaptığım konuşmalar birikiyor. Bu birikim berraklaşıp kelimeye dönüşecek hâle geldiğinde yazı ortaya çıkıyor.
Araştırma gerektiren metinlerde ise düşüncelerin demlenmesi için kendime zaman tanıyorum. Yazılar bazen şiir, bazen düz yazı olarak, farklı zaman aralıklarında doğuyor. Yazarken genelde yalnız kalmayı tercih ediyorum; bazen araştırmalar eşliğinde, bazen enstrümantal müzikle, zamanın su gibi aktığı anlarda yazıyorum.

Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Okumayı sevdiğim pek çok şair var. Tek bir ismi örnek aldığımı söyleyemem. Daha sade ve yalın bir dili sevdiğim için Özdemir Asaf, Behçet Necatigil ve ilk ezberlediğim şiirlerden biri vesilesiyle Orhan Veli aklıma geliyor.
Ancak onları birebir örnek aldığımı söylemek zor. İnsan zamanla öğreniyor, gelişiyor. Belki ileride kendimi daha net bir şekilde “şair” olarak tanımlayabileceğim bir noktaya gelebilirim.

Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
Edebiyat, duygu ve düşünceleri ifade etmenin güçlü yollarından biri. Yazan da okuyan da bu süreçte kendini keşfetmeye devam ediyor. Her çağın kendi dinamikleri var; insanın anlaşılmaya ve yalnız olmadığını hissetmeye ihtiyacı ise değişmiyor.
Dijital çağda edebiyatın formu değişse de tiyatro metinleri, film senaryoları gibi farklı alanlarda varlığını sürdürüyor. Üretim ve tüketim biçimleri değişiyor olabilir ama edebiyat hâlâ güçlü bir ifade alanı.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bir duyguyu yaşamış olmak onu daha gerçekçi anlatmayı kolaylaştırır. Ancak yaşamadığımız bir duyguyu da gözlem ve hayal gücüyle yazabiliriz.
O duyguyu önce kendimize inandırmamız, onu yaşamışçasına hissetmemiz gerekir. Gözlem ve hayal birleştiğinde hem yazar hem okur için duygunun sahiciliği artar.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Her yazarın yazdıklarında biraz kendisi olduğunu düşünüyorum. Şiirlerimde bazen doğrudan, bazen dolaylı olarak kendimden izler vardır. Bu her zaman açık bir biçimde olmayabilir; kimi zaman bir duygu, kimi zaman bir gözlem aracılığıyla kendimden bir parça yer alır.

Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Genelde kimseye okutmuyorum. Bazı şiirlerimi sadece kendime saklıyorum. Paylaştıklarım ise çoğunlukla yakın arkadaşlarımdır.
Yazmak insanı biraz savunmasız bırakabiliyor. O ilk sıcaklık geçtikten sonra paylaşmak benim için daha kolay oluyor. Beni tanıyan ama iç dünyamın tamamını bilmeyen kişilerle paylaşmak daha güvenli hissettiriyor.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?
Kurgu konusunda çok deneyimim olmadığı için iddialı bir yorum yapmayı tercih etmiyorum. Eğer bir okur olarak etkilenmezsem kitabı sürdürmekte zorlanabilirim. Ancak bu nedenle yarım bıraktığım bir kitabı hatırlamıyorum.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Vaktim oldukça kitapçılara uğramayı seviyorum. Bazen sadece dolaşmak bile iyi geliyor. Kitap alırken o anki ruh hâlim ve ihtiyacım belirleyici oluyor. Arka kapak yazısı ve birkaç sayfa okumak kararımı etkiliyor.
Tek bir kitap önermek zor; yaşa ve ilgi alanına göre değişir. İlk kez okuyacak biri için genellikle kurgu ya da roman türünde bir eser önerebilirim.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Kalemin yeri bende ayrı. Defterlere not almak hoşuma gidiyor. Ancak şiirlerimi ve yazılarımı çoğunlukla dijital ortamda yazıyorum.
Bence kesin bir tercih dayatılmamalı. Hangisi sizi daha rahat ifade ediyorsa o yöntem seçilebilir. Yine de özellikle seyahatlerde bir defter ve kalem taşımayı tavsiye ederim. Ekrandan uzak, sade bir kâğıt bazen en iyi yoldaş olur.

Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Hepimiz biricik ve kendimize özgüyüz. Duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek temel bir ihtiyaç. Yazmak bunun güzel yollarından biri ama tek yolu değil.

Şiir, hikâye, cümle, bir çizik… Nasıl ifade ediyorsanız edin; önemli olan bunun size iyi gelmesi. Konuşmak, resmetmek, dans etmek… Hangisi sizi rahatlatıyorsa onu yapın.
Cümlelerim uzun olduysa affola. Her daim sevgiyle, sağlıkla ve huzurla kalmanız dileğiyle… 🌿

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 16 Şubat 2026

Yorumlar (1)
  • 07 Mart 2026 tarihinde Safiye Akbaş tarafından

    Sevgili kızım, her daim yolun açık olsun.Kaleminin mürekkebi kurumasın, gönlüne sağlık.

  • Yorum Yaz
    Ad Soyad :
    E-mail :
    Yorum :

    Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

    2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.