
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Türk çocuklarına ve gençlerine Türk tarihini, kültürünü, sanatını ve mitolojisini sevdirmek amacıyla yazıyorum. Türk tarihinin, kültürünün ve mitolojik birikiminin gelecek kuşaklara aktarılması konusunda kendimi sorumlu hissediyorum. Bu nedenle yazmak, benim için yalnızca bir tercih değil, kesin bir “gereksinim” hâline geliyor. Yazmadan rahat edemeyenlerdenim. Türk tarihine, kültürüne, sanatına ve mitolojisine dair içimde birikenleri başka bir yolla ifade edemiyorum. Yazmak, bir anlamda düşüncelerimin ete kemiğe bürünmesidir.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Evet, bunu çok iyi anımsıyorum. İlk metinlerim, ortaokul yıllarında Türk destanları ve Dede Korkut Hikâyeleri üzerine yaptığım yoğun okumaların etkisiyle ortaya çıktı. Başlangıçta sezgiye dayalı olan bu metinler, üniversitede Tarih Bölümü’nde aldığım eğitimin kazandırdığı akademik okumalar, saha araştırmaları ve sistemli literatür taramasıyla zamanla kurumsal bir niteliğe büründü. Kısacası yazı serüvenimin başlangıcı içsel bir ilgiye, devamı ise bilinçli bir entelektüel yönelime dayanıyor.
Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
TÜYAP 40. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’na katılmıştım. İlk imza günümdü. Asil bir hanımefendi, torunu için kitabımı imzalamamı rica etmişti. O an büyük bir mutluluk ve heyecan duymuştum. Elim titreyerek de olsa ilk imzamı atabilmiştim… Bir okurun kitabını bana imzalamam için uzatması, “artık gerçekten bir yazar oldum” hissini uyandırmıştı. Emeğimin bir başkasının hayatına dokunacak olması, zihnimden geçen ilk düşünceydi.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet, birçok kez kitap fuarlarına gittim ve gitmeye de devam ediyorum. Kimi zaman bir okur, kimi zaman bir çalışan, kimi zaman da bir yazar olarak farklı kitap fuarlarında yer aldım. Kitap fuarlarını adeta ikinci evim gibi görüyorum. Binaya girerken duyduğum heyecan hâlâ aynı; sanki bilgiyle dolu bir eve adım atıyormuşum gibi hissediyorum. Stantlar arasında dolaşırken, bazen kitapların bana seslendiğini bile duyabiliyorum.
Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının okuma kültürümüze olan katkısı yadsınamaz bir gerçektir. Son yıllarda her ilde düzenlenmesini son derece önemli görüyorum.
Kültürel erişilebilirlik açısından kitap, bilgi ve yazar; fuarlar sayesinde daha geniş kitlelere ulaşma imkânı bulur.
Toplumsal etkileşim açısından okur-yazar buluşmaları kültürel iletişimi güçlendirir.
Yerel kültürün görünürlüğü açısından her ilin kendine has kültürel yapısı, kitap fuarları sayesinde daha görünür hâle gelir.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Yazı sürecim üç temel aşamadan oluşur: araştırma, kavramsallaştırma ve metne dökme. Araştırma aşamasında Türk mitolojisi, tarih ve kültür alanlarında kapsamlı bir literatür taraması yaparım. Kavramsallaştırma aşamasında ele alacağım konuyu önce zihnimde berrak bir çerçeveye oturturum. Metne dökme aşamasında ise öykümü kurgular, kâğıda döktüğüm metinleri bilgisayara aktarırım.
Bu süreçte yazdıklarımı besleyen müzikler dinlerim. En çok da Türk gırtlak müziğini tercih ederim. Bu müziğin alt türleri olan Kargıraa ve Sıgıt vazgeçilmezlerim arasındadır. Çalışma masamda yer alan keçe otağ maketi, Göktürk Yazıtları maketleri ile at ve kurt figürleri de yazı dünyamın ayrılmaz bir parçasıdır.
Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Hüseyin Nihâl Atsız ve Cengiz Aytmatov yazarlık yolculuğumda örnek aldığım isimler arasında yer alır. Akademik açıdan ise hocam Hayrettin İhsan Erkoç bakış açımın şekillenmesinde önemli bir kılavuz olmuştur.
Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
Edebiyat, çağın hız ve yüzeysellik dayatmasına karşı insanın varoluşsal derinliğini ayakta tutan en önemli kültürel alanlardan biridir. Günümüz koşullarında etkisi zaman zaman silikleşiyor gibi görünse de insanlığın bir gün edebiyata hak ettiği değeri yeniden vereceğine inanıyorum; daha doğrusu buna inanmak istiyorum.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Evet. Çünkü yazmak yalnızca yaşanmışlıkla değil; empati, sezgi ve kültürel belleğin birleşimiyle mümkündür. Bir duyguyu yaşamamış olsam bile insan deneyiminin ortak paydasına dayanarak onu yazabilirim. Eğer sadece yaşadığımız duyguları yazabilseydik, polisiye türünde eser veren her yazarın suçlu olması gerekirdi. Okuyucuda doğallık hissi uyandırmak için sözcükleri, simgeleri ve sembolleri tarihsel arka planla birleştiririm.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Doğrudan otobiyografik göndermeler yapmasam da her yazar gibi karakterlerimde ve temalarımda kendimden izler vardır. Bozkır Öyküleri adlı kitabımda yer alan “İnsan, hayallerinin peşinden gittikçe insandır.” sözü, yaşam felsefemin eserlerime yansıyan bir ifadesidir. Her eser, yazarının en az bir parçasını içinde taşır.
Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Genellikle ilk değerlendirmeyi kendim yaparım. Metnin olgunlaşma sürecinde bazen güvendiğim birkaç kişiyle paylaşırım; ancak nihai karar süreci yazara ait olmalıdır.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?
Kötü bir kurgu, bir yazar için en etkili öğretmenlerden biridir. Yazara neyi yapmaması gerektiğini gösterirken aynı zamanda yeni bir bakış açısı kazandırır. Başka bir yazarın eserine “Ben olsam böyle yazardım.” demeyi doğru bulmuyorum.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Kitabevlerine ve sahaflara çok sık giderim. Akademik bir eser alacaksam öncelikle kaynakçasını incelerim. Yeni yazarları desteklemek adına henüz geniş kitlelerce tanınmamış isimlerin kitaplarını da edinirim.
Edebiyat alanında özellikle Hüseyin Nihâl Atsız’ın ve Cengiz Aytmatov’un tüm eserlerini tavsiye ederim. Akademik açıdan ise Hayrettin İhsan Erkoç’un Yenisey’den Seyhun’a Türkler: Kırgızlar, Türgişler, Karluklar ve Oğuzlar adlı çalışmasını öneririm.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Kalemin kâğıda yazarken çıkardığı sesin ilham perilerimi çağırdığını düşünüyorum. Bu nedenle önce kalemle yazar, ardından metni klavye aracılığıyla düzenlerim.
Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Okumak bir yolculuktur; bu yolculukta benimle yürüdüğünüz için teşekkür ederim. Bozkırda kültürümüzün izini birlikte sürmeye devam edelim.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 16 Şubat 2026
