
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Niçin yazdığım konusunda bir fikrim yok desem yeridir. Belki kendimi tanımak, dile gelmeyen duyguları —otosansür de olsa— sözcüklere dökmek içindir. Profesyonel anlamda hep bir uğraş olmuştur benim için. TV-Medya sektöründe metin yazarı olarak başladığım yıldan itibaren daima yazmakla meşgul oldum. Ancak mesleki yazıların dışında, özgün hikâyeler ve hayatın içinden öyküler neşretmek; okuyucunun bana sunduğu “okuma ikramına” karşı bir ihtiyaçtır kanaatimce.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
1995 yılının bahar mevsiminde çalakalem cümlelerle başladığımı hatırlıyorum. Toyluk, çocukluk heyecanı, kanı deli olmak… Biraz da cahil cesareti diyelim. Yazmak eyleminin bu denli uzun süreceğine dair bir emare taşımıyordum elbette.
Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
Bir projeye (senaryo ya da belgesel metni) imza atmak ile telif edilen bir kitaba imza atmak çok farklı duygular. İlk imzanın her yaştan yazara verdiği çocuksu heyecanı ben de yaşadım ve mutlu oldum. Yakın çevrem dışındaki okurların imza için kitap uzatması ise her şeyden önce onur vericiydi.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
TÜYAP tarafından düzenlenen 40. TÜYAP Kitap Fuarı’na yazar olarak ilk kez katılmıştım. Daha önce pek çok kez fuarda bulunmuştum; ancak yazar kimliğiyle fuar alanına adım attığımda heyecanım gerçekten artmış, sevincim taşmıştı.
Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Fuarlar aynı zamanda teşviktir; hem okumaya hem öğrenmeye. Bu noktada ebeveynlere büyük görev düştüğü kanaatindeyim. Kitaptan uzak olsalar dahi fuarları takip etmeli, çocuklarını ergenlik öncesinden itibaren fuar atmosferiyle ve kitap kokusuyla tanıştırmalılar. Yazarlarla birebir iletişim imkânı sunması bakımından fuarların okuma alışkanlığına müspet etkileri vardır. Mülkî-idarî birimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının her ilde bu etkinliklere öncülük etmesi yazan ve okuyan açısından önem arz etmektedir.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Asıl mesleğim TV-Medya olduğu için genellikle araştırma yapar, işlemek istediğim konuya dair derin analizler gerçekleştiririm. Önce ana temayı zihnimde yazar, ardından olay örgüsü için karakter şeması oluştururum.
Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Yazım ya da duygu alanında doğrudan örnek aldığım biri olduğunu söyleyemem. Ancak beslendiğim kaynaklar çoktur. Özellikle Tasavvuf ve Divan edebiyatı sahasında eser vermiş müessirlerin hayatlarını incelerim.
Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
İnsan ömrü eskir; fakat milletin millî ve manevî değerlerinin vesikası olan edebiyat eskimez. Sadece bir süreliğine kendini nadasa çeker. Edebiyat dilini önemseyen ve kıymetini bilen yazarlar ortaya çıktığında, edebiyat ilk günkü tazeliğiyle yeniden kendini gösterir. Teknoloji diliyle yeni bir akım oluşturma gayretinde olan nesiller olsa da, insan bir vesileyle edebiyatın yalın ve derin mesajlarına ihtiyaç duyar. Türkiye özelinde bakıldığında bir anlamda aslına rücû etmek gerekir; bunu da en iyi ebeveynler sağlayabilir.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bu, bir anlamda profesyonelliğin göstergesidir: Yaşamadan yaşamış gibi yazmak ve okuyucuyu ikna etmek. Her duyguyu herkes yaşayamaz. Yazar olmak, bir duyguyu kendi iç dünyasında yaşamış gibi hissettirebilme ustalığıdır. Bunun yolu ise okumaktan, daha çok okumaktan geçer.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Gizli özne elbette güzeldir. Ancak kendi adıma, daha çok bir başkasının gözünden ve dilinden yazmayı tercih ederim.
Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Kitap gurmesi olduğunu düşündüğüm bir arkadaşımla paylaşırım. İyi bir okuyucu olduğu için özellikle karakter tahlilleri konusunda görüşlerinden istifade ederim.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?
Kurgu ve olay örgüsü benim için önemlidir. Çetrefilli kurguları sevmem; kitabın en fazla on beşinci sayfasında olay örgüsünü kavramak isterim. Ancak menfi olacağını düşünerek eser adı vermek istemem. Sonuçta her yazı bir emektir.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Haftanın birkaç günü giderim. Kadim eserlerle ilgilendiğim için daha çok sahaflar uğrak mekânlarımdır. Mantıku’t-Tayr, Ferîdüddin Attâr tarafından kaleme alınmış, tavsiye edebileceğim kıymetli bir eserdir.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Önce kalem, sonra yine kalem ve sonra tekrar kalem… Gerekirse klavye kullanılır. Okumayla birlikte yazma alışkanlığımızı da kaybetmeye ramak kaldığını düşünüyorum. Teknolojik nedenler bunun en büyük sebebi; ancak bu geçerli bir mazeret olmamalı.
Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Önünüze çıkan her yazıyı, elinize geçen her kitabı okuyun. İlginiz olsun ya da olmasın, size maddî getirisi olsun ya da olmasın mutlaka okuyun. Ben okudukça öğrendim; öğrendikçe ne kadar çok okumaya ihtiyacım olduğunu fark ettim. Hâlâ okuyorum… Yazmak için değil, öğrenmek için.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 16 Şubat 2026
