Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Peyman Kapukaya İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak bir uğraş mı yoksa gereksinim mi?
Benim için yazmak bir uğraş değil; nefes almak gibi bir gereksinimdir. İçimde biriken acıyı, aşkı, özlemi başka bir yolla taşıyamadığım için yazıyorum. Yazı, ruhumu hafifleten tek yerdir.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Çocukluğumda başladım. Kendimi kimseye anlatamadığım bir dönemde bir defterin beni dinlediğini fark ettim. Yazı benim ilk sırdaşım oldu; öyle başladı.

Kitabınıza ilk imza attığınız anda ne hissettiniz?
İlk imzamı attığım an, yıllarca içimde biriken acıların boşa çekilmediğini hissettim. Bir okur kitabımı uzattığında hissettiğim ilk şey gurur değil, şükrandı. Çünkü kalbimden taşan bir cümle, bir başkasının kalbine değmişti.

Kitap fuarına gittiniz mi? O anlar nasıldı?
Evet. Fuarın kapısından içeri girdiğim an, yıllarca dışarıdan baktığım bir dünyanın içine sonunda adım attığımı hissettim. Kalabalığa rağmen kendimi yalnız değil, ait hissettim.

Kitap fuarlarının okuma kültürüne katkısı var mı?
Kesinlikle var. Her ilde düzenlenmesi çok değerli. İnsanların kitabı bir etkinlik, bir buluşma olarak deneyimlemesi okuma kültürünü canlı tutuyor.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Genelde gece yazarım. Sessizliği severim. Ben yazıya oturmam; duygu beni oturtur. Heceyi, ritmi ve akışı önemserim; şiirin ruhu benim için çok önemlidir.

Kendinize örnek aldığınız bir yazar var mı?
Son üç yıldır Sezen Aksu’nun sesi, tınısı, ezgisi, duygusu ve sözlerinden çok etkilendim; onun duyguyu çıplak ve yalın aktarışı bana ilham verdi ve 2023 yılı beni ciddi anlamda dönüştürdü. Onun dışında özel olarak “örnek aldığım” bir şair olmadı. Daha çok kendi içimin sesine yaslanarak yürüdüm.

Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz?
Hızlı tüketim çağında bile edebiyat hâlâ insanın ruhuna dokunabilen bir alandır. Teknoloji ne kadar ilerlese de kelime, insanın içindeki boşluğu dolduran en eski ve en güçlü şeydir.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz?
Genelde yazdığım her duygu bir şekilde içimden geçmiş olur. Ama hiç yaşamadığım bir hissi yazmam gerekse empati kurarak, “Ben bunu yaşasam nasıl olurdu?” diye düşünerek o duygunun içine girerim. Yazarak hissetmeyi denerim.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ediyor musunuz?
Evet, çoğu şiirimde kendim varım ama hep açık açık değil. Simgelerde, metaforlarda, bir iç çekişte… Beni tanıyan, dizelerin içindeki beni görür.

Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz?
Kimseye. Önce kendi içimde dinlendirmeyi severim. Yazıyla aramda özel bir bağ olduğundan, onu önce kendim sindiririm.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuyunca ne hissediyorsunuz?
Üzülüyorum. Çünkü iyi bir duygu yanlış işlenince sanki heba olmuş gibi geliyor. “Ben olsam böyle yazardım.” dediğim zamanlar oldu ama bu bir kibir değil; sadece başka bir ritim hayal etmek.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz?
Maddi imkânım oldukça giderim. Kitap alırken genelde dinî, felsefî, edebî ve tarihî alanlara yönelirim. Şiir kitaplarında ise daha çok ozanları okumayı severim: Pir Sultan Abdal, Âşık Veysel, Muhlis Akarsu gibi.
Okurlarıma da önce hangi alanda arayışları varsa ona göre bir kitap öneririm; tek bir isim söylemek bana doğru gelmez.

Kalem mi, klavye mi?
Şiir genelde kalemle başlar, klavyeyle nefesini bulur. Kalemin ruhu başka, klavyenin düzeni başkadır.

Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
“Bir şiir sizde hangi yaraya dokunuyorsa, benim için en doğru yer orasıdır.”

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 18 Şubat 2026

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.