
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için estetik bir uğraştan önce varoluşsal bir gereksinimdir. Tasavvuf, insanın kendini arama yolculuğuyken; devrimci düşünce, insanın dünyayı dönüştürme arzusudur. Şiirlerim bu iki yolun kesişiminde doğar. “Gizli Özne”, hem insanın içindeki hakikati hem de dış dünyadaki adaletsizliği sorgulayan bir sestir.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk metinlerim içsel bir kırılmanın ardından ortaya çıktı. İçimdeki yalnızlıkla dışarıdaki eşitsizlik hissi birleştiğinde kelimeler kendiliğinden döküldü. Yazmak önce bir isyandı; sonra o isyanın içinde merhameti ve arınmayı buldum.
Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz?
İlk imza, bireysel bir yolculuğun kolektif bir hafızaya dönüşmesiydi. Şiirin artık yalnız bana ait olmadığını, okurun kalbinde yeni anlamlar bulacağını hissettim. O an yazmanın aynı zamanda büyük bir sorumluluk olduğunu fark ettim.
İzmir Kitap Fuarı deneyiminiz nasıldı?
İzmir Kitap Fuarı, farklı ruhların aynı arayışta buluştuğu bir yerdi. Okurlarla yapılan sohbetler bana şunu gösterdi: insanlar hâlâ hakikati arıyor. Kalabalığın içinde şiir üzerine kurulan samimi diyaloglar, modern bir irfan meclisi gibiydi.
Kitap fuarlarının okuma kültürüne katkısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fuarlar kitabı raflardan çıkarıp yaşayan bir deneyime dönüştürüyor. Devrimci düşünce insanı harekete geçirirken, tasavvuf insanı derinleştirir; fuarlar da bu iki alanın kamusal buluşma noktasıdır.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Şiir genellikle uzun bir içsel sessizlikten sonra doğar. Önce duygu olgunlaşır, sonra kelimeler gelir. Gereksiz olanı silerim; çünkü tasavvufta olduğu gibi şiirde de öz, sadeleşmeyle ortaya çıkar. Aynı zamanda toplumsal gerçekliğin izlerini de bilinçli şekilde metne taşırım.
Örnek aldığınız yerli veya yabancı yazarlar var mı?
Ahmet Arif’in içten lirizmi ve Nâzım Hikmet’in devrimci evrenselliği beni etkiledi. Pablo Neruda’nın duygu yoğunluğu ve Bertolt Brecht’in eleştirel şiir anlayışı düşünsel çizgimde önemli yer tutar. Bunun yanında Anadolu tasavvuf geleneği şiirimin manevi damarını besler.
Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz?
Hız çağında insan kendini unutuyor. Edebiyat, özellikle şiir, insanı hem düşünmeye hem hissetmeye zorlayan nadir alanlardan biri. Devrimci bilinç dış dünyayı sorgulatırken, tasavvuf iç dünyayı sorgulatır; şiir bu iki sorgunun birleşimidir.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz?
Şair yalnız yaşadığını değil, insanlığın ortak hafızasını da yazar. Empati ve sezgi sayesinde başka hayatların duyguları da sahici hâle getirilebilir. Çünkü insanın özü ortaktır.
Şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Her şiir, yazanın gizli biyografisidir. Doğrudan kendimi anlatmasam bile her dize, yaşadığım dönüşümlerin izini taşır. “Gizli Özne”, insanın kendi içindeki saklı benliğidir.
Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz?
Samimi ve eleştirel bakabilen kişilere. Şiir övgüyle değil; dürüst yüzleşmeyle gelişir.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz?
Her metni bir arayış olarak görürüm. Eksik bulduğumda bile o arayışa saygı duyarım. Edebiyat, farklı seslerin bir araya gelmesiyle güçlenir.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz?
Kitabevleri benim için bir tefekkür alanıdır. Kitap seçerken metnin ruhuna, dilin özgünlüğüne ve düşünsel derinliğine bakarım. Okurlara önerim, kendilerini dönüştüren kitapları aramalarıdır.
Kalem mi, klavye mi?
İlk dizeler genellikle kalemle doğar; çünkü kalem düşünceyle daha organik bir bağ kurar. Klavye ise şiirin son hâlini inşa etmek için gereklidir.
Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
“Bakma gözlerimin derinliğine, Yusuf’u kurtaramazsın.” Çünkü her insan kendi kuyusunu içinde taşır; o kuyu bazen nefsin karanlığı, bazen çağın adaletsizliği, bazen de insanın kendinden sakladığı hakikattir. Şiirlerimde bir kurtarıcı arayışından çok, insanın kendi iç sesiyle yüzleşme cesareti vardır. “Gizli Özne”, suskun kalmış duyguların ve bastırılmış hakikatlerin görünür hâle gelmesidir; okurla buluştuğu anda bireysel bir iç hesaplaşma, ortak bir bilince dönüşür. Çünkü en derin kuyulara ip değil, hakikatle yüzleşecek bir yürek iner.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 05 Mart 2026
