Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Emirhan Kara ile Yazarlık Üzerine Söyleşi


Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
İçimde haykıramadığım ya da haykırsam dahi yetersiz kalacak her duygu ve düşünceyi ifade edebilmek, iç dünyamı tüm insanlara yansıtabilmek adına yazıyorum. Yazmak benim için bir hobiden ya da ihtiyaçtan öte, çocukluğumdan beri içimde büyüyen sınırsız bir tutku.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Çocukluğumda amatörce, komik diyalogları annemin eski telefonuna not alarak işe başlamıştım. Daha sonra bu notları bilgisayarıma aktarıp oradan devam ettim. Profesyonel anlamda ise 2019 yılının sonlarında, bir münazara için yazdığım sosyal medya bağımlılığı makalesi ile adım attım. Bugün geriye dönüp baktığımda, her iki başlangıç da hafızamda çok özel anılar olarak yer etmiş durumda.


Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk imzamı attığım an, ellerimin titrediğini net bir şekilde hatırlıyorum; tarifsiz bir duyguydu, çok özel bir his.
Bir okuyucu kitabımı imzalamam için uzattığında ise daha çok utanmış, yanaklarım kızarıp adeta ateş gibi olmuştu. Ama o anda hissettiğim gurur, anlatılacak gibi değildi; gerçekten unutulmaz bir andı. O an zihnimde beliren ilk düşünce, elbette “Başarıyorsun Emirhan” olmuştu. Uzun bir yolculuğun başındaki bu ilk somut adımı görmek ve bunu sevdiklerimle paylaşmak, beni tarif edilemez şekilde gururlandırmıştı.


Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Defalarca gittim, ancak henüz imza atma fırsatım olmadı. Orada güzel insanlarla tanıştım. Binaya ilk adım atıp standları dolaşmaya başladığımda, aklımdan geçen tek şey bir gün benim de burada olacağım düşüncesiydi.


Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Evet, mevcut ve özellikle lise ile üniversite gençlerine önemli katkılar sağlıyor. Söyleşiler, hediyeler, hayat dersleri gibi aktivitelerle gerçekten oldukça kaliteli vakit geçirilebiliyor. Hatta bazen harika dostluklar kurma fırsatı da sunuyor. Umarım tüm illerde düzenlenmeye devam edilir.


Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazdığım konunun bende yarattığı etkiye ve ağırlığa göre farklı yöntemler tercih ediyorum. Bazen karanlık, bazen kalabalık, bazen yalnızlık, bazen ise müzik eşlik ediyor yazma sürecime. Ya da önce ara başlıkları belirler, ardından detaylar üzerinde çalışırım. Ancak kendime özgü bulduğum bir başka yöntemim daha var: Önce o olay üzerine üç saat konuşur, sonra üç saat sessiz kalır ve ardından üç saat boyunca yazarım. Son kalan bir saatte ise yazdıklarımı dikkatle okuyup en kusursuz hâline getirmeye çalışırım.


Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Nilgün Marmara, Stefan Zweig ve profesyonel olarak yazmaya başlamama vesile olan Murat Tunalı. Hiç şüphesiz Mehmet Bilal ve kalbi güzel ablam Bahar Ayhan da bu listede. İlk aklıma gelen isimler bunlar.


Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, özellikle ülkemizde çok sayıda yeni ve gelişmekte olan yazar ortaya çıkıyor. Bunlardan bir kısmı gerçekten derinlikli ve etkileyici eserler ortaya koyabiliyorken, bazıları ise daha yüzeysel, kamyon arkası yazılarından ilham alan bir tarz benimseyebiliyor. Bu durum, edebi üretimde ciddi bir fark ya da uçurum olduğunu gözler önüne seriyor. Günümüz koşullarında, ekonomik kaygıların ön planda olması edebiyatı ne yazık ki biraz geri plana itmiş durumda. Bu bağlamda sık sık “Aşk karnını doyurmaz, edebiyat karnını doyurmaz, sözler karnını doyurmaz” gibi öğütler ya da serzenişlerle karşılaşmamız oldukça yaygın hale geldi.


Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bunu aslında oyunculukla kıyaslayabilirsiniz. Oyuncular bir sahnede ağlamaları gerektiğinde, o an için gerçekten ağlarlar. Aynı şekilde biz yazarlar da bir duyguyu yazarken, o duyguyu hissetmeye başlarız ve yazı ilerledikçe adeta o hissin içine çekilir, onu derinlemesine yaşarız.

Bu yüzden, bir yazarın kaleme aldığı birçok şeyin, dış dünyada yaşanmamış bile olsa, iç dünyasında fazlasıyla deneyimlendiğini söylemek mümkündür.


Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Evet, oluyor. Öykü ve romanlarda deneyimlerimden ve yaşanmışlıklarımdan izler bulabilirsiniz; belki birkaç karakterin hayatında, belki de satır aralarında. Şiirlerde ise bazen dolaylı, bazen de doğrudan söz ederim.


Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Arkadaşıma okuyorum; çok yönlü bakış açısı ve ayrıntılara gösterdiği özen sayesinde benim fark edemediklerimi görmemi sağlıyor. Bazen içinde bulunduğum çıkmazlardan da beni kurtarıyor. Ona çok minnettarım, umarım dostluğumuz hep devam eder.


Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Spesifik bir eser adı veremem, ancak tür olarak bahsetmem gerekirse, fantastik ve dram türlerindeki kitapları okurken sıkça yüzümü ekşittiğimi söyleyebilirim. Bu türlerdeki kitapları bitirmeden bırakmak istemediğim için, o kitapları okumayı tamamlayıp kitaplığıma yerleştirmek epey zamanımı alıyor.

Özellikle dram romanları okurken “Ben olsam böyle yazardım” düşüncesine sıkça kapılıyorum. Örneğin, aidiyetsizlik üzerine yazılan bazı konularda detaylar beni fazlasıyla rahatsız edebiliyor. O an elimde bir kalem olsa, değiştirme isteği duyuyorum.


Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Haftada en az 1-2 gün giderim ve kitap seçerken en çok arka kapağa dikkat ederim. Arka kapaktaki yazıların, beni kitabın içine çekecek düzeyde olmasına özen gösteririm.

Okuyuculara önermek istediğim ilk kitap, Mehmet Bilal’in “Merhum Nasıl Bilirdi?” adlı eseri olurdu. Bu kitap, ölen bir adamın kendi cenazesine gelenleri sırasıyla anması ve olayların bir merhumun bakış açısından anlatılması üzerine kurgulanmış. Okuduğum dönemde oldukça farklı ve etkileyici bulmuştum.


Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Şiirse kalem, romansa klavye.


Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Dikkat sürelerinin giderek azaldığı bu zamanlarda, kitap okumayı ve içinizden gerçekten geliyorsa bir şeyler yazmayı asla ihmal etmeyin.

Hayat bir kez yaşanıyor; ne kadar çok değerli an biriktirebilirseniz, o kadar kazançlı çıkarsınız.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 24 Ekim 2025

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.