Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Başar Özdemir İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Söz uçar, yazı kalır demişler. Bir şey yazmak o kadar değerli ki ve onu okuyucuya emanet ettikten sonra o şiirler benim değil okuyucunun oluyor. Bu duygu anlatılmaz, yaşanır. Yazmak benim için bir gereksinim. Bu dünyada varsak, nefes alıyorsak ve yaşıyorsak yazmalıyız. Bu dünyaya karşı sorumluluklarımız var.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazdığım an çok eskilere gidiyor. Annem Güzel Sanatlar okumamı istedi, rahmetli Babam Sosyal Bilimler okumamı istedi. Kırıkkale Lisesi’nde çok değerli öğretmenlerimiz vardı, emekleri unutulmaz. Ben sözel bölümündeydim. Lisede iyi bir kompozisyon yazıcısıydım. Lise 2’de edebiyat dersinde öğretmenimiz serbest bir kompozisyon yazmamızı istedi ve 7 sayfa bir kompozisyon yazmıştım. Okuduğumda sınıf arkadaşlarımın verdiği güzel tepkileri unutamam. O defterimi kaybetmeseydim keşke.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Kitabıma ilk imza attığım an, Babam ve Annem için imzaladığım andı ve benim için unutulmazdı. Babam 8 Nisan 2022 tarihinde vefat etti. Sadece Babamı değil, edebiyat konuştuğum, şiir konuştuğum değerli bir üstâdımı kaybettim. Yeni çıkan eserimde Babama ithaf ettiğim şiirler var ve son sayfayı da Babama ayırmak istedim. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Keşke bu günlerimi görseydi…

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet, gittim. Şahane bir duygu. Farklı yazarlar, kitaplar… Herkesin farklı bir hikâyesi var. Her kitabın içinde farklı bir hazine var. Bu yazma meselesine ben biraz böyle bakıyorum.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Tabii ki okumak insanı iyileştirir. Birçok farklı yazar, farklı kitaplar görmek, o ortamı teneffüs etmek… Bundan daha güzel bir etkileşim olabilir mi? Belki o fuarda alacağınız bir kitap sizin başucu kitabınız olacak. Hayat biraz böyledir. Kitap okuyarak günün yorgunluğunu atabilirsiniz. Okuduğunuz kitaptaki dünya ve karakterlerle bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Farklı yazarların okuyucularıyla buluşması, kitaplarını imzalaması güzel bir sosyalleşme örneğidir. Sizin de belirttiğiniz gibi son yıllarda her ilde bir fuarın düzenlenmesi de okuma kültürü açısından sevindirici bir haber.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Aslında bu sorunun cevabı benim açımdan biraz zor olacak. Çünkü Babamın vefatından 25 gün sonra telefonum çaldı ve “Venezuela’ya gidiyorsun.” dedi Kemal Kaptanım. Uzun bir yolculuktu. Hem işimi aksatmadan icra ettim hem de bana kalan zamanlarda bir şeyler yazdım. Hem ağladım hem yazdım. Acımı aslında gemide yaşadım. Mesai arkadaşlarım da çok destek oldular, unutamam. Hayatta her zaman para kazanmazsınız, insan da kazanırsınız. Hâlen görüşüyoruz kıymetli dostlarla, kaptanlarımla. Yazmasam galiba sıkıntıdan çatlayacaktım okyanusta. Şanslıydım, internetimiz vardı ve annemin sesini duyabiliyordum. Mesaj atabiliyordum. Okyanus geçerken internete girmek büyük bir lütuf yani. Gemiden ayrıldığımda da Gazetekale.com, Lentodergisi.com ve Suyunsesi.com’da yazdığım şiirlerle aslında bu kitabımı hamur gibi yoğurmuşum diyebilirim. Zor günlerimin özeti bu şiir kitabı. İnsan yazdıkça iyileşiyor.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Ahmet Erhan, Ahmet Telli, İbrahim Tenekeci, Antonio Machado, Pablo Neruda, Cesare Pavese.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat her zaman değerlidir. Çarşıda, pazarda hayatın içindedir. Edebiyat ve gördüklerimizi, yaşadıklarımızı şiirsel bir dille okuyucuya aktarmak da şairin görevidir. Matematikte 2×2=4’tür, değişmez. Ancak edebiyatta herkesin dünyaya bakışı ve dünyayı algılama biçimi farklı olabilir. Buna saygı duymalıyız. Elektrik tellerinde yalnız bir güvercin benim için sadece görüp kafamı çevireceğim bir şey değildir. Şiir tam da oradadır, hayatın içindedir. Çağımızın koşulları değiştikçe bana sorarsanız edebiyatın değeri azalmıyor. Teknolojinin gelişmesi edebiyatın başka bir yöne evrilmesine, kitapların sosyal mecralarda tanıtılmasına katkı sağlıyor. Zaman akıp gidiyor; biz de nehrin içindeki bir gemide seyredip gidiyoruz galiba…

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Yaşamadığım bir duyguyu yazmam, yazamam. Okuyucuyu kandıramam, istemem. Benim tüm şiirlerim yaşanmışlıkların bir ürünüdür. Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini sağlayamazdım, açık konuşmak gerekirse.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Bugüne kadar öykü yazmadım. Şiirlerimde ise tabii ki kendimden bahsediyorum. Bugüne kadar yaşadıklarımı acısıyla, tatlısıyla okuyucuma şiirsel bir dille aktarıyorum. Aslında bu çok kolay bir şey değil. İnsanlara bir anlamda kendinizi anlatıyorsunuz. Ben buyum diyorsunuz.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yazdığım bir şiiri “Tamam, bu olmuştur.” dedikten sonra okuyucuma ulaştırıyorum. Matematikte kesin kurallar vardır, değişmez. Ancak edebiyatta herkes dünyaya kendi penceresinden bakar. Bu konuda şanslıyız diyebilirim.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Ben “Bu kurguyu beğenmedim.” diyemem. Çünkü emek verilmiş, kitap hâline gelmiş. “Ben olsam böyle yazarım.” da diyemem. Diyemedim.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Fırsat buldukça kitabevlerine gidiyorum. Bana adeta terapi gibi geliyor diyebilirim. Kitap alırken sevdiğim türe göre seçim yapıyorum. Şiir, biyografi, ömrünü denizciliğe adamış kaptanların romanları, şiir kitapları ve gazetecilerin hatıraları daha çok ilgimi çekiyor diyebilirim.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Teknoloji geliştikçe kalemin yerini klavye aldı diyebilirim. Çağ o kadar değişti ki zamanın hızına ayak uydurmakta zorlanıyoruz ve çok çabuk tüketiyoruz. Mesela şunu söylemek isterim: İnternet olmadan mektup yazıyorduk, şimdi tek bir tuşla sevdiklerimize mesaj gönderebiliyoruz. Teknoloji gelişiyor, bu çok güzel; lâkin kendi özümüzü de unutmamalıyız. Rahmetli Babamın şiirlerini yazdığı iki büyük ajanda var. Saklıyoruz onları, gözümüz gibi koruyoruz. Kalem ile yazılmış şiirler. Kapağını açmaya kıyamıyorum. Şimdi ben bir şeyler yazacağım zaman klavyeyi kullanıyorum. Zaman değişiyor. Biz de o zamanın içinde zamana ayak uydurmaya çalışıyoruz.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Okurlarıma son sözüm şu olurdu: Yeni çıkan eserim Akşam olmuştur La Guaıra’da hakkında beklediğimden daha güzel tepkiler aldım. Açıkçası hayatımız boyunca bazen “Ben anlaşılmıyorum, beni anlamıyorlar.” demişizdir. Aslında ben şunu gördüm: Beni anlayanlar da varmış. Tüm okurlarıma en kalbi selamlarımı ve muhabbetlerimi iletiyorum. Umarım yeni eserlerde de buluşuruz.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 09 Mart 2026

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.