Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar İsmail H. Tak İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
İçimdeki fazlalığı dünyaya bırakmadan yaşayamayacağım için yazıyorum. Dolayısıyla yazmak benim için “varoluşsal bir zorunluluk” oluyor.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Yazmaya, susmanın düşünceyi eksilttiğini fark ettiğim için başladım.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Kitap imzalamak bende genellikle, yalnız üretilmiş bir düşüncenin başkasının hayatına dokunabildiğini görmenin insanî teyidini uyandırıyor.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Sorunuzu genel manada cevaplayayım: Kitap fuarlarını, yazar için metnin özel alandan çıkıp kamusal dolaşıma girdiğini hissettiği; düşüncenin artık sadece kendisine ait olmadığını fark ettiği bir karşılaşma alanı olarak görüyorum.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Evet, okuma kültürüne katkısı var. Kitap fuarları, okuma eylemini bireysel bir alışkanlıktan çıkarıp düşüncenin kamusal dolaşımını görünür kılan kültürel bir karşılaşma alanı yaratır.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Benim yöntemim, düşünceyi doğrudan ifade etmek yerine onu bekleyerek, dolaştırarak ve bazen bilinçli biçimde geciktirerek olgunlaştırmaktır. Çoğu yazar bu süreçte notlar toplar, parçalı metinler kurar, siler, yeniden yazar ve metnin kendi iç mantığının ortaya çıkmasına izin verir.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Evet, var. Güzel bir soru. Benim yazı ve düşünce hattımı özellikle varoluş, etik, özneleşme ve arzu temaları belirler. Bu anlamda:

  1. Edip Cansever: Çünkü Cansever, öznenin parçalanmışlığını, varoluşsal yalnızlığı ve insanın kendisiyle kurduğu kırılgan ilişkiyi şiirsel ama düşünsel yoğunlukla ele alır.
  2. Ayfer Tunç: Çünkü Tunç, karakterlerini ahlaki yargıdan çok varoluşsal çelişkiler içinde kurar; suç, utanç, arzu ve sorumluluk arasındaki gri alanları araştırır.
  3. Jacques Lacan: Lacan, arzuyu eksiklik üzerinden tanımlayarak öznenin hiçbir zaman tamamlanmadığını savunur.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat bugün, hız ve tüketim çağında düşüncenin yavaşlayabildiği nadir alanlardan biridir. İnsan deneyiminin karmaşıklığını indirgemeden taşıyabildiği için çağın yüzeyselliğine karşı hafızayı ve derinliği koruyan bir direnç alanı olarak varlığını sürdürmektedir. Bu manada önemlidir.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Edebiyatta hakikat, yaşantının biyografik doğruluğundan değil; psikolojik ve varoluşsal ikna gücünden doğar. Bu manada bir yazar, yaşamadığı duyguyu taklit ederek değil; o duygunun insan varoluşundaki yerini anlayarak inandırıcı kılar.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Öykü ve şiirlerimde kendimden söz ettiğim olur; ama bu, hayatımı anlatmaktan çok kendimde insanı arama biçimidir.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yazdıklarımı önce metnin ruhunu anlayabilecek birine okuturum. Çünkü bir yazarın en çok ihtiyacı olan şey onay değil; metnin gerçekten duyulup duyulmadığını görebilmektir.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Hayır, “Ben olsam böyle yazardım.” dediğim bir eser hiç olmadı. Çünkü bir metinle karşılaşmanın değeri, onu yeniden yazmayı hayal etmekte değil; yazarın kurduğu dünyayı neden öyle kurduğunu anlamaya çalışabilmekte yatar.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Kitap alırken dilin estetik gücüne, düşünsel derinliğine ve insan ruhunun karmaşıklığını ne kadar sahici kurabildiğine dikkat ederim. Önereceğim kitap: “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”, Ayfer Tunç.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
İkisi de. Kalem, düşüncenin nabzını yavaşlatır ve derinleştirir. Klavye ise düşüncenin akışını hızlandırır ve genişletir.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Son söz: Metin bittiğinde değil, biz onu kendi hayatımızda yeniden kurduğumuzda tamamlanır. Bu yüzden her okuma, metnin değil; okurun kendisiyle kurduğu yeni bir karşılaşmaya dayanır.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 10 Mart 2026

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.