
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Niçin yazıyorum? Açıkçası itiraf etmeliyim ki yazmaya kendi başıma başlamadım, bu işe fazlasıyla teşvik edildim. Bu teşvikler sert ya da zorlayıcı değildi ama zaaflarımı iyi bilen bir babam vardı. Beni ödüllerle yazmaya ikna etti. Yazarken çok hevesli olduğumu söyleyemem; daha çok onun anlattığı hikâyeleri defalarca yazmamı isterdi. Bunun karşılığında bazen bir yarışma, bazen bir ödül olurdu. Yarışma kelimesi benim için önemliydi. Rekabetçi bir yanım var ve kazanmak için pek çok şeyi göze alabilirim. Sanırım yazmak benim için böyle başladı.
Bugünlerde bu konu üzerinden babamla küçük bir çatışma içindeyiz. Evet, hâlâ yazıyorum ama artık daha özgün olmaya çalışıyorum. Yazdıklarımı ona göstermiyorum. Galiba biraz daha farklı, biraz daha bana ait şeyler yazıyorum.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Hatırlamaz mıyım… Kandemir döneminde uzaktan eğitim sürecindeydik. Öğretmenimiz hepimizden özgün bir hikâye yazmamızı, bunu resimlememizi ve hatta kitap hâline getirerek düzenlememizi istemişti. Burada özellikle Nuran Batan’a minnetlerimi sunmak isterim. O dönem için bakıldığında bu aslında basit bir ödev gibi görünüyordu. Öğretmenimiz, eğer herkes ödevini düzgün yaparsa yazdıklarımızı bir hatıra olarak kitaplaştırıp bize dağıtacağını söylemişti.
Ben ödevlerine karşı sorumluluk hisseden bir öğrenciydim; hâlâ da öyleyim. Annemle birlikte bu hikâyeyi yazmaya çalışıyorduk ama annem her seferinde “Git babana sor.” diyordu. Babam ise kendi işleriyle meşguldü, pek ilgilenemiyordu. Ne zaman ki bu yazdıklarımızın bir kitap hâline geleceğini duydu, işte o zaman oldukça ilgili olmaya başladı.
Açıkçası işin buraya kadar geleceğini ben de tahmin etmiyordum. Bir ödev olarak başlayan bu süreç, fark etmeden yazıyla kurduğum ilişkinin başlangıcına dönüştü. Gerçek hikâye aslında böyle başladı.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Aslında kitabı imzaladığım günlerde 8–9 yaşlarındaydım; şimdi ise 12–13 yaşlarındayım. O zamanki duygularımla bugün hissettiklerim aynı değil. O günlerde hâlâ çocuktum ama şimdikinden çok daha çocuktum doğrusu. Bana özel bir imza kalemi almışlardı, hatta hediye etmişlerdi. Oldukça özel bir kalemdi ve bu da kendimi fazlasıyla ayrıcalıklı hissetmeme neden olmuştu.
Bir yandan bir kitap yazmış olmanın ve “yazar” olmanın ağırlığını hissediyordum; diğer yandan bunun görülmesini, fark edilmesini istiyordum. Garip ama güzel bir histi. İmza meselesinin ise uzun bir hikâyesi var. Şu an girmek istemiyorum ama babamla bu konuda da bir çatışma yaşadık. Uzun süre bana tek bir imza öğretmeye çalıştı ve “İmzan mutlaka bu olsun.” dedi. Şimdi ise pek imza atmıyorum; sanırım bana öğrettiği imzayı da kullanmayı düşünmüyorum. Bunu konuşmak istemiyorum çünkü itiraz edeceğini biliyorum. Daha önceki denemelerim de pek sonuç vermedi. Ama şunu söyleyebilirim: O gün kitaplara imza atarken gerçekten çok heyecanlıydım ve çok sevinçliydim.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet, kitap fuarına gittim ve kitap fuarlarını çok önemsiyorum. Bana gerçekten bir şey yaptığımı, bir şey başardığımı hissettiren yerlerden biri kitap fuarı oldu. Hatta ilk gittiğim fuarda basın da gelmişti ve beklemediğim şekilde en çok ilgi gören kişilerden biri olmuştum. Binaya ilk girdiğim andan itibaren heyecanımı hatırlıyorum; standları gezerken hem gururlu hem de biraz şaşkındım.
Kitap fuarları benim için sadece yazarlıkla ilgili değil; okur olarak da en keyif aldığım yerler. Kendi kitabım için orada bulunmak ayrı bir heyecandı, kitap almak için gezmek ise her zaman ayrı bir mutluluk.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Şu ana kadar Kutlu Yayınları’ndan çıkan üç kitabımın da fikir altyapısı büyük ölçüde babama ait olduğu için çok özgün olduklarını söylemem zor. Yine de yazıyorum. Hatta benden ilham alan iki kardeşim var; onlar da yazıyor. Benden küçük erkek kardeşim oldukça fantastik ve güçlü bir kurgu kurmuş. Babam geçen gün onun yazdıklarını okurken ben de yanındaydım ve gerçekten hayret ettim. Herkes klasik eserleri okumamı istiyor; “herkes” derken annem, babam, öğretmenlerim… Belki de herkes istediği için ben inadına okumak istemiyorum. Babam eskiden neredeyse her gün klasik çocuk kitapları alırdı. Biz okumazsak kendisi okur, sonra bize hikâye olarak anlatırdı. Ama artık bu da olmuyor. Şu an etkilendiğim ya da örnek aldığımı açıkça söylemek istemediğim yazarlar var; muhtemelen babam da bu yazıyı okuyacak. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Didaktik, öğretici ya da öğüt veren metinlerden uzaklaşıyorum. Daha fantastik, daha eğlenceli dünyalarla ilgileniyorum. Dün iki kitap sipariş ettim: Kalpsizler ve Pera Palas’ta Onbir Gece. Bunları özellikle söylüyorum çünkü şu anki okuma ve yazma yönelimimi iyi anlatıyor. “Şu yazarı örnek alıyorum.” demek için henüz erken ama ilgimi çeken türler artık çok daha net: polisiye ve fantastik. İlk başladığım yerden oldukça uzağım; bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Bu soruya cevap verebilecek düzeyde ya da yeterlilikte kendimi açıkçası görmüyorum. Çağımızın koşulları içinde edebiyatın yerini çok iyi bildiğimi de söyleyemem; bunu itiraf etmeliyim. Ben de fırsat buldukça tablet ya da telefonu elime aldığımda pek çok şeyi unutuyorum. Her ne kadar annemle babam önümde, adeta gözümüze sokarcasına kitap okusalar da bu çağın dikkat dağıtan pek çok şeyi var. O yüzden edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine kesin ve iddialı bir şey söylemek bana biraz ağır geliyor. Açıkçası bu soru şu an beni aşıyor.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bu konuda da iddialı cümleler kurmak istemiyorum.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Bazen farkında olmadan kendimden söz ettiğim oluyor. Geçen gün babamla birlikte okumak istediğim kitapların siparişini verirken kendi kitaplarımın satışlarına da baktım. O sırada Boyumdan Büyük İşler adlı biyografik kitabımı gördüm ve babama yayından kaldıralım diye adeta yalvardım.
“Sekiz yaşındaki bir çocuğun hikâyesini başkası neden okusun?” dedim ve kitabı yayından çekmemiz konusunda ısrar ettim. Açıkçası biraz utanıyorum sanırım. Babam ise “Şimdi böyle düşünüyorsun ama ileride böyle düşünmeyeceksin.” diyor. O kitapta da kurgu büyük ölçüde babama aitti; belki bu yüzden kendime ait hissetmemem de bu duyguyu güçlendiriyor.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Sanırım bir önceki soruda bu sorunuza cevap verdim.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
En sevdiğim yerler kırtasiyeler. Küçük sayılabilecek bir kentte yaşıyorum; Tokat’ta çok fazla kitabevi yok, bu işi daha çok büyük kırtasiyeler üstleniyor. O yüzden en sık oralara gidiyorum. Rafların arasında dolaşmak, kitaplara dokunmak bana çok iyi geliyor.
Ayrıca her yıl düzenlenen küçük çaplı kitap fuarları var; oralarda zaman geçirmek benim için gerçekten harika. Kitap alırken türüne, kapağına ve beni içine çekip çekmediğine dikkat ediyorum.
Okuyucularıma önereceğim ilk kitap konusunda ise aslında netim. Dünyaca meşhur, herkesin bildiği bir fantastik seri var; onu önermek isterdim. Ancak öğretmenlerim buna pek sıcak bakmıyor, ailem de benzer şeyler söylüyor. Onlara göre kitap sadece eğlenceli olmamalı; kelime hazinemi geliştirmeli, bana yeni şeyler katmalı. Yine de ben, okuma alışkanlığı kazandıran ve okuru içine çeken kitapların çok değerli olduğunu düşünüyorum. Fantastik ya da polisiye fark etmez; önemli olan insanın okumaktan keyif alması.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Şimdilik kalemle devam ediyorum, babam bilgisayarı gasp ediyor…
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Hem çok şey söylemek isterim hem de hiçbir şey… Yazmaya ilk başladığımda babamın itici gücünün beni yazıdan nefret ettireceğini düşünüyordum. Oysa şimdi ondan gizli gizli, harıl harıl yazıyorum. Babam da yazıyor.
Şunu fark ettim ki annemle babamın kitaplarla bu kadar yakın bir ilişkisi olmasaydı, ben de muhtemelen yazmayı denemezdim. Sanırım söylemek istediğim asıl şey bu. Mesaj anlaşıldı ☺️
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 10 Mart 2026
