Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Tuba Çoban İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için bir gereksinim ve aynı zamanda bir terapi oluyor. Yazdığım zaman kendimi çok mutlu hissediyorum. Yazdıklarımın okunacağını bilmek, daha fazla kişiye ulaşabilme duygusu ise harika. Benim için yazmak, yeni bir yola çıkmak gibi. Yolda nelerle karşılaşacağınızı bilmeden tüm cesaretinizle o yola devam etmek.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Evet, çok net hatırlıyorum. Küçük bir deftere karaladığım birkaç cümleyle başladı her şey. Ortaokula gidiyordum. Rahmetli büyükbabamın evde büyük bir akvaryumu vardı. İçerisinde rengârenk balıklar vardı, hepsi ışıl ışıldı. İlk kez o an akvaryumun önünde balıkları seyrederken balıklara şiir yazmıştım. Kendimizi ifade etme şekli aslında anlatma ihtiyacı… O ihtiyaç hâlâ aynı yerde duruyor.

Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Tarifi zor bir duygu; gurur ve büyük heyecan. Öğrencim kitabımı imzalamam için uzattığında aklımdan geçen ilk düşünce şuydu: “Demek ki kelimelerim birine gerçekten ulaşmış.”

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet, birçok kez gittim. Kalabalık insan topluluğu ve kitap kokusu tarifsiz bir heyecan yaratıyor. Standlar arasında dolaşırken yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz; aynı dünyayı paylaşan binlerce insanla bir aradasınız. Bu harika bir duygu.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kesinlikle var. Özellikle Anadolu’da düzenlenen fuarlar kitabı okurun ayağına götürüyor. Her ilde yapılması çok kıymetli; kitap bir “ulaşılmazlık” olmaktan çıkıyor. Aynı zamanda bilinen yazarların dışında, bu yola yeni başlamış yazarların da tanınmasına vesile oluyor aslında.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Sessizliği severim. Yazdıkça zihnimde yeni düşünceler oluşur. Defterime not alırım. Yağmur, güzel bir mekân, kahve kokusu… Bunlar benim vazgeçilmezimdir. Özellikle güzel bir mekânda olmam bende farklı duygular uyandırır. İşte ilham bana o zaman gelir.

Kendinize örnek aldığınız bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Bir yazardan çok, birçok yazardan etkileniyorum. Aslında örnek alma meselesini şöyle görüyorum: Bir yazarın dilini değil, cesaretini, bakışını ve dürüstlüğünü örnek almak. Gerisi zaten insanın kendi sesi oluyor. Yaşadıkları, izlenimleri…

Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Her şeye yetişmeye çalıştığımız ve bazen duraklamak istediğimiz zamanlarda edebiyat yavaşlamayı hatırlatıyor. Belki eskisi kadar merkezde değil ama tam da bu yüzden daha değerli. İnsanı insana anlatan en güçlü alan hâlâ edebiyat. Ruhumuzu dinlendirip kendimizi bulmamızı sağlar.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Evet, ama empatiyle. Gözlem, dinleme ve hissetmeye çalışma yoluyla yazabilirim. Bazen arkadaşlarımla görüştüğüm zamanlarda yaptığımız sohbetlerden esinlenerek hayatlarını dinler, kendime bu anlamda konu çıkarırım. Aynı zamanda iyi bir gözlemciyim. İnsanların birbirlerine olan davranışlarını gözlemlerim. Okuyucunun metni doğal bulması bu anlamda çok önemli. Hayatın içinden olmalı.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Doğrudan olmasa da mutlaka bir parçam vardır. Çünkü yazar tamamen kendinden kaçamaz; kelimeler bir yerden sonra sahibini ele verir.

Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Güvendiğim ve samimi eleştiri yapabilecek aileme okutuyorum. Sevgili eşim ve canım oğlum. Fikirlerini önemserim.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışma okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Bir eksiklik hissi. Ama “ben olsam böyle yazardım” demekten özellikle kaçınırım. Her metin, yazıldığı hâliyle bir cesaret ürünüdür.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Çok sık giderim. Kitap alırken dili, konusu ve beni çağırıp çağırmadığına bakarım. Kitap alacağım zaman kendime ya da oğluma hiç fark etmez; önce anlatım diline bakarım, samimi ve içten mi? Pozitifliği önemserim. Olumsuz bir kelime yazılacaksa bile bunun çok naif olması gerektiğini düşünürüm. O kitabı kitabevinde yaklaşık on beş dakika okurum. Bana bir değer hissettirmeli ve devamını merak ettirmeli. Okuyucularıma önereceğim ilk kitap ise onlara okumayı sevdirecek olan kitaptır. Bununla birlikte İlber Ortaylı’nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır? ve Doğan Cüceloğlu’nun Geliştiren Anne-Baba kitaplarını önerebilirim.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
İkisi de. Kalem daha samimi, klavye daha hızlı. Metin hangisini istiyorsa onu seçerim. İlham geldiğinde bilgisayar başındaysam hemen klavye ile yazarım. Yanımda kağıt kalem varsa tercih ederim. Artık akıllı telefonlarla birlikte, eğer bu iki seçenek de o an yanımda yoksa telefonumda notlar kısmına yazar, daha sonra aktarırım.

Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Bu satırlara kadar benimle yürüdüğünüz için teşekkür ederim. Okuduğunuz her kelime kadar hissettikleriniz de bana ait. Okumaktan, hissetmekten ve olumlu düşünmekten vazgeçmeyin. Bir cümle bazen bir hayatı değiştirebilir. Belki de o cümle bir gün sizi bulur. Yolumuz bir yerde kesiştiyse, bu benim için yeterince kıymetli.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 10 Mart 2026

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.