Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Murat Saban İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

    Yazıyorum çünkü yazmak düşüncelerimi düzenliyor. Bir nevi terapi, zihinsel bir egzersiz ve aynı zamanda oldukça keyifli. Yazmak benim için boşa harcadığım bir zaman değil; bilakis yapmak zorunda olduğum bir iş. Eserlerimi, geleceğe gönderdiğim bir mesaj şişesi gibi görüyorum. Bir gün biri o mesaj şişesinin kapağını açacak ve içinde ihtiyacı olanı bulacak. İşte beni mutlu eden düşünce bu.

    İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

      Aslında biz, birkaç arkadaş “bir eser yaratmalıyız” diye işe başlamıştık. Herkes kendince bir hikâye yazacak ve kitaba dönüştürecektik. Ama süreç içinde hepsi, yazmanın göründüğü kadar kolay olmadığını anlayarak pes etti. Ben devam ettim ve o tadı aldım.

      Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

        Maalesef henüz imza günlerine çıkamadım. Ama bir gün okurların bana kitabımı uzatıp imza istemesi fikri beni heyecanlandırıyor. Çünkü o an, kalemimden çıkan düşüncelerimin biriyle bağ kurduğunu gözlerimle görebileceğim. Umarım bir gün o da olur.

        Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

          Daha ilk adımımda, rengârenk bir âlemin kapılarından geçiyormuş gibi hissediyorum. Bir yanda bilim kurgu, diğer yanda fantastik kurgu… Her kitap standı sanki başka bir dünyaya açılıyormuş gibi. Bazılarını elime alıyorum, kapaklarını özenle açıp içine göz atıyorum. Bazıları için “Evet, bunu alıp mutlaka okumalıyım.” diyorum. Bilhassa yeni yazarların eserleri daha çok ilgimi çekiyor. O eserler, daha önce karşılaşmadığım türden yeni bir düşünce evreni gibi; sanırım keşfetmeyi seviyorum.

          Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

            Kitap fuarlarının okuma kültürümüze büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Çünkü fuarlar, insanları kitapla buluşturuyor; yeni yazarların görünür olmasını sağlıyor. Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başlaması ise çok değerli. Bu sayede okuma kültürü yalnızca büyük şehirlerde değil, ülkenin her köşesinde yaygınlaşıyor. Ben fuarları sadece kitap satışı olarak değil, yeni düşünce evrenlerinin keşfi ve kültürel bir ritüel olarak görüyorum.

            Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

              Yazarken kendime has bir yöntemim var. Önce düşüncelerimi düzenlerim, sonra onları sahnelere ayırarak yazıya dökerim. Sessizlik benim için önemli; zira zihinsel yapım sürecinde kafamın içi oldukça gürültülü oluyor. Üstelik sahnenin varyantlarını da hesaba kattığım düşünüldüğünde, bir sahneyi zihnimde kaç defa canlandırdığımı bilseniz sanırım bana “deli” derdiniz. Yazma aşamasını, zihinsel aktivitenin dışa vurumu olarak tanımlıyorum. Akışkanlığı yakalamak çok önemli; kelimeler, cümleler ve paragraflar, hepsi de birbirini tamamlayan bir bütünlük içinde olmalı. Çünkü kafanızın içinden geçenleri doğru bir şekilde yazıya aktaramazsanız, o sahnelerin büyüsünü tam olarak yansıtamazsınız. Dolayısıyla her yazar bir anlamda mimardır, diyebilirim.

              Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

                Elbette birçok yazarın eserlerini okudum ama yazarken örnek almak yerine kendi sahnelerimi kurmayı tercih ediyorum. Bir yazarın üslubunu her ne kadar beğensem de üslubumun ona benzememesine özellikle dikkat ediyorum. Özgünlük benim için çok önemli.

                Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?

                  Edebiyatın günümüzdeki değeri, hızla tüketilen içeriklerin karşısında kalıcı bir derinlik sunmasında yatıyor. Çağımızın koşulları içinde edebiyat, hem bireysel bir terapi hem de toplumsal hafıza işlevi görüyor. Ben edebiyatı yalnızca sanat değil, nesiller arası iletişim kanalı olarak görüyorum.

                  Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

                    Sanırım bu konuda bir problemim var. Aslında yazılarımda duyguları öne çıkaran bir üslubum yok. Daha çok zihinsel betimlemeye odaklıyım. Bir karakterin öfkelendiğini anlatmak için, öfkelendiğinde sergileyeceği davranışlar üzerinde duruyorum ve onun öfkelenmiş olduğu çıkarımını okuyucuya bırakıyorum. Bu yöntemle okur, duyguyu doğrudan benden değil, sahnenin içinden kendisi çıkarıyor. Yapmak istediğim şey genelde bir duyguyu anlatmak değil, daha ziyade karakter ile okur arasında bir bağ kurmak yönündedir. Ve ben bunda başarılı olabiliyor muyum, açıkçası tam olarak bilmiyorum.

                    Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

                      Kendimden doğrudan söz etmiyorum. Ama eserlerimde içimden bir parça her daim oluyor. Dokunmak istiyorum, kelimelerde buluşmak istiyorum. Çünkü benim için yazmak, aynı zamanda onu okuyan kişi ile iletişim kurmak anlamına geliyor. Buna bir nevi zihinsel rezonans koridoru açma isteği diyebiliriz. Düşünsenize, bir kitabın kapağını açıp okumaya başlamak, aslında o kitabın yazarının zihninin içinde dolaşmak gibidir.

                      Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

                        Bazen editör kullanırım, bazen de bir arkadaştan rica ederim. Eserin niteliğine göre daha genç bir zihne ihtiyaç duyduğum zamanlar da olabiliyor; böylesi durumlarda çocuklarım bana yardımcı oluyor. Bu işleme “baskı öncesi son okuma” diyoruz. Bunu yapmamın temel nedeni, kafamın içindekileri kâğıda tam olarak yansıtıp yansıtamadığımı anlamak. Şayet son okuma evresinde bu tür bir problem tespit etmiş isek, cümlelerimi ve bağlamlarımı yeniden gözden geçiriyorum.

                        Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

                          Var ama eser adı vermek çok doğru olmaz sanırım. Yeni yazarların yapabileceği kurgu hatalarını çoğu zaman tebessümle karşılarım. Onların hata yapmaları çok önemli değildir; çabaları önemlidir. Ancak “ustalık eserim” diye lanse edilenler ile besteller yapmış eserleri, üslup, bağlam ve anlatım teknikleri de dâhil olmak üzere çok yönlü incelemeye tabi tuttuğum olmuştur. Bu arada bazı ünlü yazarların gölge yazarlar kullandığını düşünüyorum. Çünkü eserler arasında öyle tutarsızlıklara rastlıyorum ki, inanın şaşırıyorum.

                          Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

                            Ayda bir uğramaya çalışıyorum. Yeni eserlere bakmanın yanı sıra o havayı teneffüs etmekten hoşlanıyorum. Kitap rafları arasında dolaşmak, türler arasında gezinmek gerçekten güzel bir duygu. Zaman öyle çabuk geçiyor ki, öğle vakti girdiğim bir kitabevinden çıktığımda hava kararmış olabiliyor. Kitap alırken ekseriyetle araştırma konularımda bana yardımcı olabilecek türde olanları seçiyorum. Mesela “Sadece Beni Sev” isimli romanımı kaleme almadan önce Gotlar ve Romalılar hakkında pek çok akademik makale okumuş ve konuyla ilgili kitaplar satın almıştım. Bu minvalde, retorik anlatım tarzıyla dikkatimi çeken Ammianus Marcellinus tarafından yazılan ve Samet Özgüler tarafından Türkçeye çevrilen “Roma Tarihi” isimli eseri, konuya ilgi duyan arkadaşlara tavsiye ederim.

                            Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?

                              Benim için araçtan çok yazının kendisi önemlidir. Kalemle yazmak ritüelistik bir iz bırakır, klavye ise düşünceyi daha hızlı sahneye taşır. Bence bu tercih, yazarın kendini nasıl daha özgün hissettiği ile alakalı bir seçimdir. Şayet şair olsaydım, şiirlerimi kendi el yazılarımla baskıya verirdim. Ama el yazım oldukça kötüdür ve ben de bir şair değilim. Bu yüzden klavyeyi tercih ediyorum.

                              Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?

                                Herkese teşekkür ediyorum.

                                Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 29 Nisan 2026

                                Yorum Yaz
                                Ad Soyad :
                                E-mail :
                                Yorum :

                                Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

                                2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.