
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
2002 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra hidrolik sektörüne girdim. Bu sektörde hidrolik sistemlerle ilgili bilgilerin oldukça sınırlı olduğunu ve güvenilir kaynaklara ulaşmanın zor olduğunu gördüm. Kendimi yabancı kaynaklar ve yurt dışı eğitimlerle geliştirdikten sonra, ülkemizdeki bu bilgi açığını kapatmak amacıyla hidrolik sistemler ve hidrolik devre elemanları üzerine kitap yazmaya karar verdim.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazdığım anı elbette anımsıyorum. Aslında büyük bir planla başlamadım; içimde birikenleri kâğıda dökmek istedim sadece. “Bir deneyeyim” diye açtığım o ilk sayfa, farkında olmadan beni yazmaya başlatan andı.
Cümleler ilerledikçe, sanki uzun süredir susan bir tarafım nihayet konuşma fırsatı bulmuş gibi hissettim. O gün attığım küçük adım, bugün hâlâ sürdürdüğüm yazma yolculuğunun başlangıcı oldu.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Kitabıma ilk imzayı attığım anda içimde tarif etmesi zor bir duygu vardı; hem gurur hem de hafif bir şaşkınlık. “Demek gerçekten oldu,” diye geçirdim içimden. Yıllardır yaptığım işlerde olduğu gibi burada da emeğin karşılığını görmek çok farklı bir histi.
Bir okur kitabımı imzalatmak için bana uzattığında ise aklımdan ilk geçen düşünce şuydu: “Yazdıklarım birine ulaşmış ve bir değer üretmiş.” Bu hem mutluluk hem de sorumluluk duygusu oluşturdu. İnsanların ortaya koyduğum işe değer vermesi gerçekten çok kıymetliydi.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Maalesef bir kitap fuarına katılma fırsatım olmadı; ancak üniversitelerde söyleşi ve sempozyumlara katıldım. Bu tür organizasyonlarda binaya ilk adımımı attığımda içimi güçlü bir heyecan kapladı. Sanki bilgiyle dolu büyük bir dünyanın kapısından içeri giriyormuşum gibi hissettim.
Kalabalığın enerjisi, farklı alanlardan insanların bir araya gelişi ve bilgi paylaşımının atmosferi insanı etkiliyor. Bu ortamlar benim için sadece anlatmak değil, aynı zamanda dinlemek ve öğrenmek anlamına geliyor.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bence kitap fuarlarının okuma kültürümüze kesinlikle katkısı var. İnsanların kitapla fiziksel temas kurması, yazarlarla birebir iletişim kurabilmesi ve farklı türleri keşfetmesi önemli bir fark yaratıyor.
Son yıllarda fuarların birçok ile yayılması da oldukça olumlu bir gelişme. Kültürel etkinliklerin yalnızca büyük şehirlerle sınırlı kalmaması, kitaplara erişimi artırıyor. Ne kadar çok insan kitaba temas ederse, toplumun düşünsel gelişimi de o ölçüde güçlenir.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Yazmaya başlamadan önce kısa bir hazırlık yaparım. Bazen bir kahve eşliğinde ana fikri notlarla toparlarım.
Yazım aşamasında akışı bozmamaya çalışırım. İlk etapta cümlelerin mükemmel olmasını önemsemem; önemli olan düşüncenin ortaya çıkmasıdır. Sonrasında metni tekrar ele alır, düzeltir ve sadeleştiririm. Önce düşünceyi serbest bırakmak, sonra metni temizlemek benim yöntemim diyebilirim.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Hem yerli hem yabancı yazarlardan etkilendiğim isimler oldu. Dili sade ama etkisi güçlü olan yazarlar özellikle ilgimi çekiyor. Doğallık ve samimiyet benim için önemli.
Yabancı yazarlarda ise akıcı anlatım ve güçlü kurgu dikkatimi çekiyor. Ancak birebir bir yazarı örnek almak yerine, farklı yazarların güçlü yanlarından ilham alarak kendi üslubumu oluşturmaya çalışıyorum.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyatın değerinin azaldığını düşünenler var; ancak ben aksini düşünüyorum. Hız çağında edebiyat, insanın kendisiyle baş başa kalabildiği nadir alanlardan biri hâline geldi.
Dijital gürültü içinde insanı yavaşlatan, düşündüren ve iç dünyasına döndüren bir sığınak gibi. Okuyan daha bilinçli okuyor, yazan daha seçerek yazıyor. Bu nedenle edebiyatın değeri kaybolmadı; aksine daha derin bir anlam kazandı.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Yaşamadığım bir duyguyu da yazabilirim; çünkü yazmak empati kurma becerisine dayanır. Bir duyguyu birebir yaşamamış olsam bile gözlemleyebilir, başkalarının deneyimlerinden beslenebilirim.
Okuyucunun bunu doğal hissetmesi için önce o duyguyu kendi içimde gerçek kılmam gerekir. Yapay ve süslü ifadelerden kaçınır, sade ama samimi bir dil kullanırım. Okur samimiyeti hissettiğinde metin doğal ve inandırıcı olur.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Yalnızca ön söz kısmında kendimden bahsediyorum. Kitabın diğer bölümlerinde kişisel anlatıma yer vermiyorum; odağım tamamen teknik ve mesleki içerik üzerine oluyor.
Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yazdıklarımı ilk olarak eleştirisine güvendiğim birine okutuyorum. Çünkü insan kendi metnine alıştığında hatalarını fark edemeyebiliyor.
İlk okurun samimi ama objektif olması benim için önemli. Amacım sadece beğenilmek değil, metnin daha güçlü hâle gelmesi.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Kurgusu zayıf bir çalışma okuduğumda önce hayal kırıklığı hissederim. İyi bir fikir, güçlü bir yapı ile desteklenmediğinde potansiyelini kaybediyor.
Elbette “Ben olsam farklı yazardım” dediğim eserler oldu. Ancak bir eseri ortaya koymanın da cesaret gerektirdiğini bilirim. Bu yüzden eleştirirken emeğe her zaman saygı duyarım.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Fırsat buldukça kitabevlerine giderim. Raflar arasında dolaşmak benim için zihinsel bir mola gibidir.
Kitap alırken konunun beni içine çekip çekmediğine, anlatım dilinin sadeliğine ve yazarın üslubuna dikkat ederim. Okuyuculara ise hem duygu hem düşünce barındıran, dili akıcı ve öğretici eserleri öneririm.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
İkisinin de yeri ayrı. Kalemle yazmak daha yavaş ve daha içten bir süreçtir; düşünceyi olgunlaştırır. Klavye ise hız ve düzen sağlar.
Genellikle ilk fikirleri kalemle not alırım; metni toparlama ve düzenleme aşamasında klavyeyi tercih ederim.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Okuduğunuz her satırda yoluma eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.
Eğer kelimelerimde kendinize dokunan bir yer bulduysanız, yazmamın gerçek nedeni de zaten buydu.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 16 Şubat 2026
