Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Derya Demir İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

    Yazmak benim için bir tercihten çok bir ihtiyaç. Zihnin içinde dolaşan, adı konmamış duyguların dışarıya çıkma biçimi. Bazen bir yük boşaltma, bazen de kendini yeniden kurma süreci. Uğraş kısmı disiplin gerektiriyor ama özünde yazmak, içsel dengeyi sağlama aracıdır.

    İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

      Net bir başlangıç anından çok, birikerek oluşan bir süreçti. İlk yazdığımda aslında “yazıyorum” bilincinde değildim. Bir şeyleri anlatma ihtiyacı vardı ve en uygun kanal buydu. Sonrasında bunun sadece geçici bir ifade değil, kalıcı bir dil olduğunu fark ettim.

      Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

        Bir tür somutlaşma hissi. Uzun süre zihinde ve duyguda var olan bir şeyin fiziksel bir nesneye dönüşmesi. O an gururdan çok sorumluluk hissi ağır basıyor. Çünkü artık o metin sadece bana ait değil; okurun zihninde yeniden şekillenecek.

        Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

          Kitap fuarı, yazının kolektif bir alana taşındığı yer. İçeri girildiğinde hissedilen şey biraz kalabalık, biraz da ortak bir bilinç. Herkesin farklı sebeplerle ama aynı zeminde buluştuğu bir alan. Yazının yalnızlığı ile okurun çokluğu arasında bir köprü gibi.

          Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

            Var, ancak tek başına yeterli değil. Fuarlar farkındalık yaratır, görünürlük sağlar. Ama okuma alışkanlığı süreklilik ister. Yani fuar bir başlangıç olabilir, devamı bireysel disiplinle gelir.

            Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

              Yazma sürecim iki aşamalı: önce dağınık, filtresiz bir üretim; sonra analitik bir düzenleme. İlk aşamada duygunun akışına izin veriyorum, ikinci aşamada ise mantık devreye giriyor. Bu denge, metnin hem samimi hem de tutarlı olmasını sağlıyor.

              Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

                Belirli bir yazarı taklit etmekten çok, farklı yazarlardan farklı yönleri almayı tercih ediyorum. Birinin dilindeki sadelik, diğerinin derinliği… Ama nihayetinde amaç, başkasının sesiyle değil, kendi sesimi bulmak.

                Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?

                  Edebiyatın değeri azalmadı, sadece biçim değiştirdi. Dikkat süresinin kısaldığı bir çağdayız; bu yüzden derinlik yerine hız tercih ediliyor. Ama insan doğası değişmediği için, edebiyatın anlam üretme işlevi hâlâ aynı derecede gerekli.

                  Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

                    Tam anlamıyla yaşamadığım bir duyguyu birebir yazdığımı söyleyemem; ama insanın içinde, başkasının duygusuna açılan bir alan var. Oraya empatiyle, dikkatle ve biraz da cesaretle girildiğinde, o duygu yabancı olmaktan çıkıyor. Ben daha çok o duygunun çevresinde dolaşırım: insan nasıl susar, nasıl bakar, nasıl kaçınır… Detaylar doğruysa, duygu zaten kendiliğinden yerini bulur. Okur da orada “bu benim de içimden geçmişti” diyebiliyorsa, metin doğallaşır. Çünkü bazen birebir yaşamak değil, gerçekten anlamaya çalışmak yeterlidir.

                    Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

                      Dolaylı olarak evet. Yazılan her metin, yazarın bir parçasını taşır. Ama bu birebir bir otobiyografi değil; daha çok parçaların farklı karakterlerde yeniden kurgulanmasıdır.

                      Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

                        Güvendiğim, eleştirel bakabilen birine. Çünkü yazının gelişmesi için onaydan çok yapıcı eleştiri gerekir. Dış göz, yazarın göremediği boşlukları gösterir.

                        Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

                          Eleştirel bir mesafe oluşuyor. “Ben olsam nasıl yazardım?” sorusu zihinde beliriyor ama bu aynı zamanda bir öğrenme fırsatı. Başarısız görünen metinler bile ne yapılmaması gerektiğini öğretir.

                          Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

                            Düzenli olarak giderim. Kitap seçerken ilk olarak diline, sonra içeriğin derinliğine bakarım. Popülerlik tek başına belirleyici değildir. Okuyucuya önereceğim ilk kitap ise genelde insanı düşünmeye zorlayan, yüzeyde kalmayan bir eser olur.

                            Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?

                              Bu bir araç meselesidir. Kalem daha yavaş ve düşünerek yazmayı teşvik eder, klavye ise hız kazandırır. İlk taslak için kalem, düzenleme için klavye daha işlevsel olabilir.

                              Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?

                                Metni sadece okumakla kalmayın, onunla tartışın. Çünkü edebiyat, tek yönlü bir aktarım değil; okurla birlikte tamamlanan bir süreçtir.

                                Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 29 Nisan 2026

                                Yorum Yaz
                                Ad Soyad :
                                E-mail :
                                Yorum :

                                Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

                                2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.