Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Hasan İşçi İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Bir eser ortaya koymak ve bu eserin insan ömründen daha uzun olacağını bilmek, insanın ölüme olan başkaldırısıdır. Neredeyse tüm edebî ve sanat eserleri yok oluşa bir direnç olarak ortaya çıkmıştır. Ben de belki yok olmaya olan korkumdan, belki de varlığımın anlaşılması ve bilinmesi için yazıyorum. Yazmak bir uğraş veya gereksinim olmamalı ya da olamaz. Eğer bir gereksinim olsaydı insanlığın büyük bir bölümünün yazar olması gerekirdi. Edebiyat ancak kuvvetli bir entelektüel birikimin neticesi olabilir.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Net olarak hatırlamamakla birlikte sanırım yazmaya ilk defa ortaokulda bir kompozisyon yarışması ile başladım. Tabii o zamanlar yazı işini bu kadar ciddiye alıp hayatımın merkezine koyacağımı bilmiyordum. Edebî bir eser üretmeye ise ancak ilk yetişkinliğimde başladım. Okumakla elde edilen belirli bir doygunluktan sonra ancak birkaç cümle yazmaya cesaret edebildim.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Aslına bakılırsa imza atmayı pek de önemsediğim söylenemez. Hatta zorunlu olmadıkça kitapları imzalamıyorum. Özellikle yerel yazarların okur kitlesi daha kısıtlı olduğu için çoğu tanıdık kimselerden oluşuyor. Dolayısıyla imza atarken benim için çok özel bir an olmuyor.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet, çok defa birkaç farklı şehirde kitap fuarına ziyaretçi olarak katıldım. Memleketimizde kitabın konuşulduğu, tartışıldığı, satıldığı veya bulunduğu her alan benim için kutsal. Çoğu zaman da fuarlar kalabalık oluyor, bu çok iyi bir şey. Buna rağmen ülkece kitap okuma verilerimiz emsalimiz olan diğer ülkelerle kıyaslandığında komik derecede düşük.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kesinlikle hem okuma kültürüne hem de genel olarak kültüre katkısı vardır. Her ilde fuar düzenlenmesini gönülden destekliyorum. Ancak burada yine bir itirazda bulunmam gerekiyor. Fuarlara giriş kesinlikle ücretsiz olmalı. Hatta her bir katılımcı yayınevi ziyaretçilere kitaplar hediye etmeli. Şüphesiz bunu yapanlar vardır ama bu bir gelenek hâline getirilmeli. Ayrıca fuarları bir rant aracı olarak görmemek gerek. En azından okuyucu, yazar ve yayınevi üçgeninin ortak bir alanda bulunması zaten yayınevleri için bir fırsattır diye düşünüyorum.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Mutlaka seyahate çıkarım. Okumak kadar farklı dünyaları da keşfetmek gerekir. Böylece hem okuyup hem dünyayı tanımış oluyorum.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Knut Hamsun ve Orhan Veli benim en sevdiğim yazarlardandır ve bana rehber olmuşlardır. Hamsun yalnızca yazılarımı değil, hayatımı da derinden etkilemiştir. Açlık adlı bir başyapıtı ortaya koymuştur. Bu romanı okuduktan sonra hayatımın değiştiğini söyleyebilirim. Tabii ki her değişim pozitif yönlü veya yüksek ivmeli olmuyor. Orhan Veli ise yurdumun şairidir. Bambaşka bir şair. Hem hayranıyım hem de takipçisi. Onun yazdığı şiirler başucumda ve aklımda durur.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Sanat ve edebiyat alıcısı olmasa da var olacaktır. Modern dünya sanatı çokça değiştirdi ama edebiyata pek bir şey yapamadı. Bugün de o meşhur soruyu sorabiliriz: “Sanat sanat için midir, sanat toplum için midir?” Edebiyatın değeri ortaya konan eserlerle doğru orantılıdır. Günümüz yazarlarından çok fazla okumuyor olsam da en azından geçen yüzyılın yazarları bizi hâlâ kaliteli eserlerle besleyecek kadar üretim yapmış. Umarım günümüz yazarlarından da bu derece sağlam temelli eserler ortaya koyanlar çıkar.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Yazar olmak yaşadığını yazmak değildir. Bu, okuyucular tarafından çokça düşülen bir yanılgıdır. Yazarın bizzat yaşadığı veya yakından şahit olduğu bir şeyi yazdığını düşünürler. Bu düşünce tamamen yanlış değildir elbette. Ancak yazarlar yaratıcılığın ustalarıdır. Ben de tıpkı diğer yaratıcı yazarlar gibi bir duyguyu bizzat yaşamadan da yazabiliyorum. Bu insan olmanın bir getirisi.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Her bir eserimi dünyayı algılayış biçimimden yola çıkarak oluşturuyorum. Kendi imbiğimden geçirip saf bir öz elde etmeye çalışıyorum. Hal böyle olunca kendimden bir şeyler katmamak mümkün değil. Yalnızca salt kendimi anlattığım metinler ise çok sık ortaya çıkmıyor. Yazı ve edebiyatın evrensel olduğuna inandığım için bireysel özelliklerimi sıralamak yazıyı dar bir çerçeveye almak olur.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Aslında bu büyük bir sorun. Ne yazık ki etrafımda edebî anlamda sağlam fikir alabileceğim kişi sayısı çok kısıtlı. Bazen ailemden birilerine fikirlerini soruyorum. Bazen de yakın arkadaşlarıma metinlerin taslaklarını gösteriyorum. Tabii ki edebî bir metni benim istediğim gibi okuyup eleştirmelerini beklemeden.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Evet, kurgusunu ya da içeriğini beğenmediğim eserler oluyor. Bunlar çoğunlukla günümüz yazarlarından. Ama bu yazarlar hâlâ hayatta olduğu için zan oluşturmaması adına klasikleşmiş eserlerden örnek vereyim. En belirgin ve eleştirdiğim eser Tutunamayanlar. Öyle ki bu kitap nasıl oldu da bu kadar popüler oldu anlamış değilim diye düşündüm. Hatta kitabı yaklaşık 350–400 sayfa okuyup yarıda bıraktım. Maalesef Atay çalışmasının çatısını, temelini nereye koymuş belli değil gibi geliyor bana.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Fırsat buldukça kitabevi ziyareti yaparım. Hatta sahaflara uğramak beni daha da memnun eder. Her bir alışveriş merkezinde kitabevi olması da güzel bir gelişme. Birçoğu klasikleşmiş olmak üzere yüzlerce kitap okumuşumdur. Bu kitapların bazılarının sadece adını hatırlıyorum, bazılarının ise hikâyesi az çok aklımda dolaşır. Önceki sorularda Açlık kitabından bahsettiğim için okuyucular o kitabı da dikkate alabilir. Bunun yanında okuyucuların bilmesi gerektiğini düşündüğüm bir başka kitabı önerebilirim: Akdeniz – Panait Istrati.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Kalemle yazmak ne kadar romantik ve çekici gelse de akılcı değil; en azından düzyazı için. Şiir yazıyorsam genelde kalem kullanırım. Diğer türlerde ise mutlaka bir klavye olmalı. Düşündüklerinizi aynı hızla yazamıyorsanız yazmanın ahengi kaçar. Hızı ve etkinliği açısından klavye daha verimli. Bunun dışında gelişen teknoloji sayesinde artık akıllı cihazları da kullandığım oluyor. Ben dikte ediyorum, teknolojinin yardımıyla ufak tefek hatalarla da olsa yazı kolayca oluşuyor.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Yazmak eski moda gibi görünse de aslında hâlâ çok güçlü ve etkileyici bir eylem. Aradan geçen bin yıllar bile kitabı ve edebiyatı yok edemedi. Okumanın şekli biraz değişmiş olabilir ama kitap hâlâ çok kutsî bir unsur. Okumak hem bizi hem de dünyayı değiştirir.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 10 Mart 2026

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.