Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Hasan Yurduşen İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
İnsan kitap okumanın tiryakisi olduğu gibi kitap yazmanın da tiryakisi olabiliyor. Düşüncelerimiz, hissettiklerimiz ancak yazdıklarımız ile nefes alıyor. Yazdıkça olgunlaştığımızın farkına varıyoruz. Düşüncelerimiz kalemin ucunda gizleniyor ve yazdıkça ortaya çıkıyor. Güncel olaylar, yaşanmışlıklar ve biriktirdiğimiz cümleler birleşerek bizlere doyumsuz hikâyeler sunuyor. Yazma konusunda çok kabiliyetli olduğum belki söylenemez ama yazma azmi ve kararlılığımı asla bırakmadım. Belki yaş olarak kitap yazmak konusunda biraz geç kalsam da başlamak yazmanın sonsuzluğudur. Kitap yazma becerisi çevreyi incelemek ve merak etmekle başlar. Benim için yazmak bir uğraşken sonraları gereksinim hâlini almıştır.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Kitap yazma fikri, gazete köşelerine yazı yazmam ve şiir ile başladı. Aslında her insan yaşamını ve yaşanmışlıklarını kaleme almış olsaydı kim bilir ne tecrübeler kazanır, ne dersler çıkarırdık. Öğretmenliğimin ilk yıllarında hem yazılarım hem de şiirlerim ile kırılmış bir cam parçasını topluyor gibi o yıllara ait duygularımı bir araya getirmeye çalıştım. Belki bir duygusal anımda, belki de içimden gelen bir coşkuyla ilk şiirimi yazdım. İlk kitabımı çıkardım. Sonra bu kitap yazma tutkum gelişti ve tatlı bir alışkanlığa dönüştü diyebilirim.

Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
“Benim bu kitap? Bu ilk kitap imzalatan kişi benim okurum mu?” dedim. O anki heyecanımı anlatmaya kelimeler yetmez. Gelecek nesillere bir eser bırakacağımın ilk temeli oldu bu imza. Yazdığım kitaplar bazen bir sevginin, bazen de eleştirinin, kavganın, duygunun, mücadelenin, özlemin, sevişmenin adı oldu. Bazı şiirler, hikâyeler ve romanlarıma dokunduğunuzda yüzünüzde güller açarken bazıları da elinizi kanatacaktır. Belki de kimsesizliğin, yalnızlığın eseridir yazılarım.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Okul yıllarımdan gençlik yıllarıma, gençlik yıllarımdan bugüne kadar birçok kitap fuarına gittim. Kitap fuarına gitmek, o mekânın havasını solumak benim için yaşamın bir parçası olmuştur. Hele bu fuarlara bir yazar ve şair olarak katılmak daha anlamlı ve daha heyecan verici olmuştur. Kendinizi önemli bir kişi gibi hissediyorsunuz. Aslında siz de o fuarı gezen yazar ve okuyuculardan farklı değilsiniz. Tek farkınız, duygu, düşünce ve fikirlerinizi kâğıda döküp tüm insanlarla paylaşabiliyor olmanız.

Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının; çocuklarımızın, gençlerimizin ve tüm insanların kitapla tanıştığı ve okuma alışkanlığı kazanmalarına bir nebze de yardımcı olan alanlar olduğunu düşünüyorum. Sosyal medya ve teknolojinin bu kadar geliştiği bir zamanda gelecek nesillere kitabı sevdirmenin ve o kâğıt ile gazete kokusunu alarak okumanın ne kadar zevkli olduğunu onlara benimsetmemiz gerekiyor. Kitap yazmak benim için nefes almaksa, kitap fuarlarını gezip ortamın tozunu yutanlar için de okumak nefes almak gibi önemli olacaktır. Hayatta en büyük korkum bir kitabı okuyamaz duruma gelmektir. Okumak ruhumuzun açlığını giderdiği gibi insana huzur da verir. Okuduğumuz her kitapta ve kahramanlarda onların bir parçası olduğumuzu da görürüz. Her insan başlı başına bir roman ya da bir tiyatro oyuncusu değil midir? O hâlde bu fuarların artarak her ilde ve her ilçede yaygınlaşması kültürümüzün de gelişmesine olağanüstü katkı sağlayacaktır. Okuma aşkı ve açlığı duyan her insana ulaşmanın bir yolu da bu olacaktır.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Hep sorarlar bana bu şiirleri ve yazıları nasıl yazıyorsun diye. Oysa benim için yazı yazmanın ya da yazacak bir konu bulmanın zorluğu olmamıştır. Şiirlerimi yazarken öyle ilham gelmesini de beklemem. Aklıma gelen bir kelimeyi, bir cümleyi hemen not alırım ve bunun üzerine şiirlerimi inşa ederim. Bazen bu kelimeler, mısralar zaman mekân dinlemez; her an gelebilir aklıma. Hikâye ve romanları ise yaşanmışlıklardan ya da bir gazete köşesinde gördüğüm bir haberden, televizyondan veya sosyal medyadan duyduğum bir olaydan esinlenerek oluştururum. Şiir, hikâye veya roman yazarken kendimi hiçbir zaman yazar ya da şair olarak düşünmedim. Sadece yüreğimde var olan duyguları kâğıda dökmek istedim. Okuyucumun bu kitapları okurken değişik duygu ve yorumlarını da katmaları bana cesaret ve yazma şevki verir. Kısa ve öz mısralarla ya da cümlelerle çok şey anlatmak istedim. Hayatımızın özlemlerini, hasretlerimizi, anılarımızı, duygu ve düşüncelerimizi estetik yönüyle anlatmaya çalıştım. Hani derler ya “organik”, ben de organik olmaya özen gösterdim. Bazen dizelerimde süslü kelimeler kullanırken bazen de isyan ve yaralarımıza merhem olacak sözler kullandım. Birazcık da olsa ruhumuza huzur verdiğim, anılarımızın yeniden canlanmasına sebep olduğum dörtlüklerim ve paragraflarım da oldu. Tutkularımızın ve hayallerimizin gizli ve örtük kalan yanlarını da ortaya dökmek için okuyuculara cesaret vermeye çalıştım. Yetişkinler için, sevdalılar için, özlemler ve hasretler için, ayrılıklar için, haykırış ve isyanlar için, öğüt vermek için, çocuklar için, hayatımızdaki önemli gün ve haftalar için, Anadolu’m ve yurdum için dörtlükler ve yazılar kaleme aldım.

Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Daha önce de belirttiğim gibi kendimi hiçbir zaman bir şair ya da yazar olarak görmedim. Amatörce yazmaya başladığım şiir ve yazılar ile duygu ve düşüncelerimi, yaşadığım tecrübeleri okuyucularla paylaşmak ve gelecek nesillere bir eser bırakmak amacı taşıdım. Çocukluğumdan bu yana dünya klasiklerinde yer alan yazarları ve ülkemizin yazarlarını hep takdir etmiş ve onlara özenmişimdir. Türk yazar ve şairlerinden Reşat Nuri Güntekin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Namık Kemal, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Ahmet Ümit, Orhan Pamuk, Nazım Hikmet, Mehmet Akif Ersoy, Cemal Süreya, Orhan Veli Kanık ve Cahit Sıtkı Tarancı gibi örnek alacağım birçok yazar ve şair olmuştur.

Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
Edebiyat, duygu ve düşüncelerimizi ve hatta deneyimlerimizi anlatmaya yardımcı olur. Aynı zamanda empati yapmamızı da geliştirir. İnsanlar arasındaki ilişkileri güçlendirir. Dünya görüşümüzü şekillendirir. Okuyucuların farklı insanlar ve kültürlerle ortak bir anlayış geliştirmelerine katkı sağlar. Çağımızın en büyük eksikliği edebiyata ve sanata duyulan ilgisizliktir. İnsanlar okuyup yazdığı ya da sanatla uğraştığı zaman dünyaya barış ve sevgi egemen olur. Toplumsal varoluşun, millî kimliğin düşünce ve sanat alanında gelişmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması ancak edebiyata verilecek önemle gerçekleşir.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Duygusuz olmak hiçbir insan için mümkün değildir. Yaşamadığımız bir duyguyu empati yaparak yazabiliriz. Ancak bu duyguyu tam anlamıyla okuyucuya geçirebilmek emek ister, tecrübe ister, yaşanmışlıklar ister. Yaşamadığımız bir olaydan duygusal olarak derin bir şekilde etkilenebiliriz. Duygulardan arınmış mantıklı kararlar verebilmek için yazacağımız o olayı tekrar tekrar yaşamalı ya da yaşamadığımız olayı yaşanmış gibi okuyucuya aktarabilmeliyiz. Yazdığınız yazılar, şiirler, metinler ve romanlarda geçen duyguları okuyucuya doğalmış gibi hissettirdiğimiz anda yazar olma yolunda büyük adımlar atmış oluruz. Bu duyguyu daha önce yaşamış olan okurlar zaten doğalmış hissine en önce kapılanlar olacaktır.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Bazı öykü, şiir ve anı kitaplarımda direkt olarak ya da isim olarak kendimden bahsetmesem de anlatıcı niteliğinde yaşamımdan, duygu ve düşüncelerimden söz ediyorum. Bunun da tüm yazarlar tarafından ister istemez kaleme alındığını düşünüyorum. Çünkü yazarlık biraz da kendi hayatımızın, tecrübelerimizin ve yaşantılarımızın temeli değil midir?

Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yazdığım kitapları önce eşime, daha sonra editörüm olan Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni kardeşime okuturum. Benim okurlara yansıtamadığım duygu ve düşünceleri bazen onlar bana hatırlatır. Dışarıdan bir okur gözüyle yazılarımı değerlendirirler. Yazım yanlışları ve kullandığım dil hakkında bana yol gösterirler.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?
Hiçbir yazarı olumsuz yönde eleştirmem. Aksine olumlu yönde eleştiriler yapar ve onları daha güzel, daha iyi yazmaya teşvik ederim. Büyük ve dünyaca ünlü olmuş yazarları eleştirmek yerine onlardan feyz almaya çalışırım. Kurgusu beğenilmeyen eserler zaten okuyucu tarafından benimsenmez ve okunan kitap bir türlü bitmez. Kimi zaman bu kitaplar yarım bırakılır ya da kütüphanemizin bir köşesinde tozlanmaya terk edilir. Kurgusu ve konusu beğenilen, sizi alıp götürüp olayın içerisine çeken kitaplar ise defalarca okunur. Tabii ki zaman zaman okuduğum kitapların bazı bölümlerini ve sonunu ben olsam şöyle yazardım dediğim oluyor. Ama bunu belirli bir eser üzerinden söylemem mümkün değil.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Sokağa her çıkışımda olmasa da şehrin merkezî yerlerine ya da alışveriş merkezlerine gittiğimde mutlaka kitabevlerine uğrarım. Yeni çıkan kitaplar benim ilgimi çok çeker. Bunun yanı sıra eski eserlerden, Türk ve dünya klasiklerinden almayı da ihmal etmem. Kendi kitabım diye söylemiyorum; benim ilk öğretmenlik yıllarından derleyip kitap hâline getirdiğim anılardan oluşan “Askıda Anı” kitabını tüm öğretmenlerimizin ve okurlarımızın okumasını tavsiye ederim. Bu kitabı okudukları zaman “öğretmenlik buymuş” diyecekler ve mesleklerine daha sıkı sarılıp saygınlığından ödün vermeyeceklerdir.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Elbette kalem ile yazılan el yazması eserlere paha biçilmez. Ancak artık günümüzde teknolojinin ilerlediği bu çağda kalem ile yazmanın çok handikapları ve engelleri var. Karbon kâğıdı kullanıp iki nüsha yazmaya çalıştığımız yılları, teksir makinesini ve daktilo ile yazdığımız yılları unutmadık. Bu gibi kalem ya da diğer makinelerle yazım yanlışı asla kabul edilemezdi. Geriye dönüş ya da düzeltme yapmak imkânsız olurdu. Oysa bilgisayar ve klavye ile yazı yazmak hem daha kolay hem de her an yanlışlarını düzeltme ve geriye dönme şansı sunuyor. Üstelik yazdığın yazılar yayınevlerine hazır gittiği için gerekli kontroller yapıldıktan sonra baskı aşamasında da kolaylık sağlamaktadır. Bu nedenle klavye ile yazılmalı diyorum.

Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Her zaman her yerde okuyun. Okumak zihnimizi ve kelime dağarcığımızı geliştirdiği gibi kültürel yönden gelişmemizi de sağlar. “Çok gezen mi bilir, yoksa çok okuyan mı?” sözünün bence cevabı çok okuyandır. An gelir her şey biter ama anılar, şiirler, öyküler, romanlar, köşe yazıları, makaleler, araştırmalar ve akademik yayınlar her zaman evimizin en güzel duvarlarında asılı kalırlar ya da lambalarımızın ışığından süzülürler.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 10 Mart 2026

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.