Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Hüseyin Eren ile yazarlık üzerine söyleşi


Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

Şiir ve yazı, benim karmaşık ve zorlu yaşantımın sessiz bir yansımasıdır. Bazen bazı duygular dile dökülemez ya da dinleyecek birini bulamazsınız, ama kağıt ve kalem her zaman sizi anlamaya hazırdır. İnsan, içinden geçenleri yazmak ve ruhunu bu satırlara dökmek ister. İşte bu samimiyet, okurların ilgisini çeker. Sonuçta hayat, geçici ve yalnızca misafir olduğumuz bir yolculuk. Gün gelip veda trenine bindiğimizde, geride kalan tek şey anılar ve hatırlanmaktır. Yazdığım kitapların tarihe bir iz bırakması ve beni sevenlerin beni hatırlaması, benim için anlamlı ve değerli bir amaçtır.


İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

Lise yıllarında yazı yazmaya merak saldım. Arkadaşlarımla şiirler kaleme alır, yarım kalan dizeleri birlikte tamamlamaya çalışırdık. O dönemler radyolarda istek şarkıların sıkça çalındığı zamanlardı. Şiirlerimizi radyo programlarına gönderir, yanında istek şarkılar da talep ederdik. Şiirlerimiz radyo spikerlerinin sesinden dinlenirken, arkadaş çevremizde birbirimizin eserlerini yorumlardık.


İlk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okuyucu imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk imza günüme Mersin ev sahipliği yapmıştı. Tarif edilemez bir heyecan ve coşkuyla doluydum. İlk imzamı atarken içimden, “Hayallerin gerçekleşti, başardın!” diye geçirdim. Azim ve başarının önünde hiçbir engelin duramayacağına inandım. Yeter ki isteklerimizin peşinden kararlılıkla gidelim ve başkalarının olumsuz düşüncelerine kulak asmadan kendi yolumuzda yürümeye devam edelim.


Kitap fuarında neler yaşadınız? Binaya ilk girişinizden standa gelişinize değin yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitap fuarına girdiğimde içimde tatlı bir heyecan ve merak oluştu. Kalabalığın enerjisi ve etrafta dolaşan kitap kokusu hemen kendini hissettirdi. Binaya adım attığım anda farklı yayınevlerinin rengarenk stantları ve yoğun bir hareketlilik beni büyüledi. Yavaş yavaş standa doğru ilerlerken hem etrafı keşfetmenin keyfini çıkardım hem de katılacağım sohbetler ve karşılaşacağım insanlarla ilgili bir beklenti hissettim. Standa vardığımda ise tamamen fuar atmosferine kapıldığımı ve bu deneyimin ne kadar özel olduğunu fark ettim.


Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarları, okuma kültürüne önemli katkılar sağlayan etkinliklerdir. Ziyaretçiler, kitaplara karşı özel bir ilgileri olmasa bile, fuarın samimi atmosferi içinde bir kitap edinme ve okuma arzusu geliştirebiliyor. Farklı yazarlarla tanışmak, onlara sorular yöneltmek ve aldıkları anlamlı cevaplar sayesinde okuyucular kitaplara olan meraklarını daha fazla besliyor. Gençlerin kitap okumadığı yönündeki genel kanıya rağmen, fuarlardaki yoğunluk ve bu ortamı deneyimleme isteği, onların kitaplara yönelik ilgisinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Kitap fuarları, okur, yazar ve kitap arasında bir köprü kurarak oldukça değerli bir görev üstleniyor.


Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Müziğin ruhun besini olduğuna inanıyorum. Yazarken sıklıkla müzik açar ve o büyülü atmosfer içinde yazılarımı ve şiirlerimi oluştururum. Çoğu zaman, yazma isteğiyle dolup taşan ruhumu sakinleştirmek için elimdeki telefona yazmaya başlarım. İlk notlarımı genellikle burada biriktiririm.


Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktınız…
Elbette Hüseyin Nihal Atsız’ı örnek alıyorum. O, hayatı boyunca yazılarıyla mücadele etmiş, fakat düşünceleri yüzünden defalarca yolundan dönmeye zorlanmış; buna rağmen asla pes etmeyerek kendi doğrularını savunmaya devam etmiştir. En sevdiğim şiiri, sevdiği kadına yazdığı ancak kendisine geri dönen “Geri Gelen Mektup” adlı eseridir. Atsız’ın şiirleri ve romanları, daima bir mücadele ruhunu barındıran ve özgünlüğüyle ön plana çıkan eserlerdir.


Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
Günümüzde edebiyatın değeri bazen yeterince fark edilmemiş gibi görünebilir, ancak gençlerimizin okumaya olan ilgisi dikkate değer bir seviyede. Araştırma yapmayı seven, düşüncelerini cesaretle ifade eden ve bu konuda yazılar, makaleler ya da kitaplar kaleme alan birçok gencimiz var. Teknolojinin sunduğu imkanlarla bilgiye erişimin kolaylaşması, bilgiye aç ve okumaya meraklı bireylerin sayısındaki artışa önemli bir katkı sağlıyor. Böylece kendini ifade edebilen, araştırmaya hevesli bir nesil yetişiyor.


Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Kendi deneyimlerimde yaşamadığım bir duyguyu yazmam mümkün değil, çünkü tüm şiirlerim ve yazılarım, doğrudan benim bir parçamı yansıtır. Yine de, çevremdeki birinin benzer bir durumunu gözlemleyip o duyguyu içimde hissederek yazmayı deneyebilirim. Her duygu, bir şekilde birbiriyle bağlantı kurabilir. Bu bağlantı da okuyucunun metni daha doğal ve gerçekçi hissetmesini sağlar.


Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Evet, yazılarımın büyük bir kısmında kendimden bir iz bırakırım. Duygularım ve düşüncelerim, yazılarımın şekillenmesinde önemli bir rol oynar. İlk başlarda, hislerimi ve yaşadıklarımı kağıda dökmek amacıyla yazmaya başlamıştım. Şimdi ise çoğu yazımda kendime dair bir şeyler bulabilirsiniz.


Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
İlk yazılarımı genelde kız kardeşime okutup onun görüşlerini alıyorum. Grafiker olması ve yüksek bir görsel algıya sahip olması, yazdığım duyguları okuyucu perspektifinden değerlendirmesinde oldukça yardımcı oluyor. Bu süreçte yazım hataları, akıcılık ve öneriler konusunda da titiz davranmaya özen gösteririm. Onun geri bildirimleri, eserlerimin kalitesini artırmada önemli bir rol oynar. Kardeşim her zaman benim ilk okurum olmuştur.


Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? ‘’Ben olsam böyle yazardım.’’ Dediğiniz bir eser var mı?
Bazen bana hitap etmeyen kurgularla karşılaşıyorum, fakat yazma sürecinin ne denli zorlu olduğunu bildiğimden her zaman saygı duyarım. Bu durum, kendi yazılarımda daha özenli olmam gerektiğini hatırlatır.


Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Her hafta sonu kitapçıları ziyaret ederim ve yeni çıkan kitapları büyük bir heyecanla incelerim. Kitap seçerken öncelikli olarak yazara dikkat ederim. Özellikle Türk tarihi romanlarına karşı derin bir ilgim var. Önerilerime gelince, ilk sırada Hüseyin Nihal Atsız’ın etkileyici eseri Bozkurtların Ölümü yer alır.


Kalem mi klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Genelde telefondan yazmayı tercih ediyorum. Her an yanımda olması ve düzenleme kolaylığı sağlaması büyük bir avantaj. Kalem mi klavye mi diye soracak olursanız, benim cevabım kesinlikle klavyeden yana.


Okuyucularınıza son sözünüz ne olurdu?
Yapmaktan vazgeçmemeniz gereken işlerinize sıkı sıkıya sarılın. Çevrenizdeki kişiler ne yaparsanız yapın daima alay edebilir veya sizi incitmeye çalışabilir. Ancak verebileceğiniz en etkili cevap, bu yolda elde edeceğiniz başarı olacaktır.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 10 Aralık 2025

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.