Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Mahmut Kızılaslanoğlu ile yazarlık üzerine söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
İnventas vitam iuvat excoluisse per artes şeklinde ifade edilen bu antik vecize, “Hayatı bilim ve sanatla geliştirmek güzeldir” anlamını taşır ve benim hayatımdaki temel prensiplerden biridir. Yazmak ise bu ilkeye uygun şekilde, hem kişisel hem de toplumsal bir fayda alanı yaratmaktadır. Yazmak, bir nöroetkinlik olarak, psikolojime olumlu etkiler sağlarken aynı zamanda içsel huzurumu artırıyor. Bununla birlikte, yazdıklarımı başkalarıyla paylaşmak, onların kültürel ve zihinsel gelişimlerine katkı sağladığını bilmek beni daha da mutlu ediyor. Bu yüzden yazı yazmak, yalnızca keyif alınan bir uğraş değil; aynı zamanda bir ihtiyaç halini almış durumda. Psikologların danışanlarına “Aklınızdaki düşünceleri bir kâğıda dökün ve rahatlayın” önerisinde bulunduklarını biliyoruz. Ben de bir yazar olarak, yazmayı hem zihinsel bir detoks hem de mental bir doygunluk aracı olarak görüyorum. Dergilere köşe yazıları yazmak, üniversiteler için akademik makaleler kaleme almak ya da kitaplarımda edebi cümleler kurarak düşüncelerimi paylaşmak, benim için değer üretmenin ve mutlu olmanın bir yolu.


İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazılarım şiirlerdi. Özellikle lise yıllarında yazdığım şiirlerin, okulun aylık dergisinde yayımlanması, yazma konusunda beni daha da teşvik etti. Öğretmenlerimin önerileri ve güzel el yazım sayesinde, şiirlerimi el yazımla kaleme almaya başladım. Zamanla edebiyat ve sanat üzerine yazdığım metinler de sürece dahil oldu ve bu, yazarlık anlamında ilerlememe katkı sağladı.


Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
Elbette harika bir his. Kitabımın ilk basımının birinci kitabını ben aldım. İkinci ve üçüncü basımlarını ise benim için çok değerli olan iki insana imzalayarak hediye ettim. Üniversite ve kültür merkezlerinde, eğitimlerimin sonunda ellerinde benim kitaplarımla yanıma gelerek imza ve üstüne de fotoğraf çekilme istekleri beni ayrıca mutlu ve motive ediyor.


Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
İstanbul’da yaşamanın getirdiği avantajla birçok kitap fuarına katılma fırsatım oldu. TÜYAP ve diğer İstanbul kitap fuarlarına vakit buldukça gider, hem kitap satın alır hem de düzenlenen etkinliklere katılırım. Kitaplar benim için sadece birer okunacak materyal değil, adeta bir yaşam biçimidir. Bu açıdan bakıldığında Walter Benjamin’in şu ifadesi benim düşüncelerimi tam anlamıyla yansıtır: Kitaplar yalnızca okumak için değil, aynı zamanda onlarla birlikte yaşamak içindir. Bu yaklaşım o kadar doğrudur ki, kitap sayfalarında yer eden güzel kokulardan ‘Bibliosmia’ adı verilen o hoş duyusal deneyime, kitabın basımı için özel olarak seçilen kâğıtların dokusuna kadar her detay okuyucuyla fiziksel bir bağ kurar. Tüm bu unsurlar, kitaplarla sadece yaşamak değil aslında zaman içinde onlarla birlikte yaşlanmak gerektiğini hissettiren önemli detaylardan biridir.


Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının, insanların okuma kültürlerini olumlu yönde etkilediğine inanıyorum. Özellikle büyük kentlerde düzenlenen bu tür etkinlikler, sadece okuyucuların kitap sevgisini besledikleri bir alan değil, aynı zamanda bu mekânları sosyo-kültürel birer deneyim olarak da yaşadıkları yerler haline geliyor. Kitapların kendine has kokuları, kapaklarının renkleri ve tasarımları görsel unsurlar olarak insanları etkilerken, bu ortamlarda bir araya gelinen kültürlü bireyler de sosyal aidiyet duygusuna katkıda bulunuyor. Bunun yanı sıra, kitap fuarlarını bir sanat galerisi ya da müze gibi gezilip görülebilecek, aynı zamanda içerikleriyle bilgi ve ilham alınabilecek etkileşim merkezleri olarak görmek de mümkündür.


Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Ben daha çok sanat, estetik ve güzellik üzerine olan yazıları yazmayı tercih ediyorum. Ve tüm bu saydıklarımın insan bedenine, beynine ve hatta ruh haline olan pozitif yanlarını yaşamayı tercih ediyorum. Güzel bir kahve eşliğinde kelimelerimi seçerek cümlelerimi oluşturmak benim çok hoşuma gidiyor. İstanbul’da yaşıyor olmamın da bana çok özel motivasyonlar sunduğunu söyleyebilirim. Özellikle; vapur gezintileri, boğaz manzaralı kafe oturmaları ve Yıldız Parkı gibi yeşili ve sessizliği bol olan yerlerde, en azından fikir aranjörlüğü yapmak üretkenliğimi artırıyor.


Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
En sevdiğim yazarlar arasında Orhan Pamuk ve Necip Fazıl Kısakürek bulunuyor. Özellikle bu yazarların kullandığı benzetim tekniklerini oldukça beğeniyorum.


Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyat, şiir ve hatta düz yazıların, okuyucunun ruh hali ile fiziksel performansı üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Öyle ki Norveç’teki madenci işçilerin yerin yüzlerce metre altına kurulmuş bir kütüphaneden faydalanması ya da uzun yol şoförlerinin molalarında kitap okurken çekilen fotoğrafları, kitapların insanlar üzerindeki pozitif etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Milli tenis sporcumuz Zeynep Sönmez’in, yoğun bir uluslararası tenis maçı sırasında ünlü filozof Descartes’ın *Ruhun Tutkuları* kitabını okuması, edebiyata dair bir eserin insan psikolojisi üzerindeki rehabilite edici yönüne güzel bir örnek teşkil etmektedir. Her ne kadar genel kanı olarak çok okuyan bir toplum olmadığımız ifade edilse de ben bu düşünceye katılmıyorum. Özellikle elektronik kitap okuma uygulamaları, yapay zekâ destekli okuma sistemleri ve diğer dijital okuma araçlarının genç nesil okuyucular arasında giderek daha fazla tercih edildiğini düşünüyorum. Fiziksel kitapların yerini tam anlamıyla dolduramasalar da bu tür dijital kaynaklar, şiir, edebiyat ve düz yazının okunup yaygınlaşmasına katkı sağlayan en önemli unsurlar arasında yer almaktadır.


Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Yaşamadığım ve deneyimlemediğim bir duyguyu asla yazmıyorum.


Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Yazmış olduğum sanat ve estetik kitabında kendi deneyimlerimden ve fikirlerimden bahsederek, insanlarında bu deneyimlerden haberdar olmasını istiyorum.


Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Hemen hemen her alanda yazan kişilerden oluşan bir sosyal grubumuz var. Bir şeyleri son şeklini vermeden ve her detayı paylaşmadan önce genelde onların fikirlerini de alarak ilerlemeye özen gösteririm. Özellikle yaşça ve tecrübe bakımından benden daha ileri olan yazarların düşünceleri, benim için her zaman değerli bir yol gösterici olmuştur.


kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?
Böyle bir düşüncem olmadı. Her yazarın kendine has kültürel örüntüleri ve özgün kimlik kartları var. Ne kadar çok çeşitlilik olursa o kadar çok verimlilik olur düşüncesindeyim.


Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Özellikle, hafta sonları gezintilerim ve tatil dönemlerinde bulunduğum merkezin kitabevlerine mutlaka uğrarım. Ben ‘’eski ama eskimemiş olan yazarların kitaplarıyla birlikte yeni ama insanı yenileten kitapların’’ yazarlarını keşfetmeyi seviyorum.


Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Genelde kalemle yazmayı tercih ediyorum. Kalemle yazmak, beynimdeki farklı alanların ortak bir paydada harmanlanmasını sağlıyor. Duygu, düşünce ve deneyimlerimin içinde olduğu bu topyekûn zihin durumumu kâğıt üzerine dökmek, üretkenliğimi daha çok artırıyor.


Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Okumak! Ve hep okumak…
Antik bir bilgenin söylediği gibi.
‘’Otium sine litteris mors est’’
Gerçekten de edebiyatsız geçen zaman ölümcül değil midir?

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 05 Aralık 2025

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.