Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Mehmet Düzkar ile yazarlık üzerine söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Almadan vermek yalnızca Allah’a özgüdür derler. Ben ise kalbime düşenleri paylaşarak ferahlıyor ve yeni alanlar açıyorum. Alma verme dengesinde akışta olabilmek adına yazıyorum. Bir de şu açıdan bakılmasını isterim: Dünya denen bu deneyim yolunda geçtiğim yerlerde manzarayı beğenmişsem, okuyucumun da o yolda, o güzergâhta bir göz gezdirmesini diliyorum. Bu nedenle kayaları işaretliyorum. Buradaki alma verme dengemi ise manzarayı görüp yolu seçenlerle karşılaşarak yeniden keşfediyorum.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazımı hep şu şekilde tanımlarım; kalbimdeki heyecan ateşi harlıyordu ve yüksekken çakmağı yakmam gerektiğini hissediyordum.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
İlk imzamı atarken utangaçlık ile karışık bir duygu içindeydim; sanki beni hazır bir düzene katılmaya çağırıyor gibiydi. Etraf oldukça kalabalıktı, sanki benden önce gelenlerin karşısında ceketimi iliklerken buldum kendimi. Utancım bundandı. Ancak sonrasında her imza, bir hak edişin simgesine dönüştü.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Fuarlar, bir yazarın gerçek evidir; burada yazar ve okuyucu, duyguları kağıttan somut bir hale dönüştürür ve anlam derinleşerek yükselir.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Fuarın etkisi son derece büyük ve önemlidir; bu ateşi diri tutmak, insanlığın gelecek nesillere olan bir sorumluluğudur.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Bu soruya dair cevaplarım hiçbir zaman uzun sürmez, bu yüzden sözü size bırakıyorum.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Politik cevaplardan hoşlanmam. Bunu belirttikten sonra şunu söyleyebilirim ki, tüm yazarlar benim için çok anlamlı ve değerlidir. Hayatın akışında karşıma çıkan bir kitabın, algıma göre beni geliştirmesine izin veririm. En çok değer verdiğim yazar ise bilincimin gelişimine kapı aralayan o büyük yazardır: Hayat kitabının yazarı, Kur’an’ın ve tüm kitapların sahibi.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Edebiyatın günümüzdeki değeri, olması gerektiği gibidir ve iniş çıkışlarla varlığını sürdürerek bu şekilde devam edecektir.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Yaşamadığım bir duyguyu ne yazabilirim ne de o duyguyla ilgili bir soruyu cevaplayabilirim.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Öykülerimde kendime yer vermem; ancak kendimi anlattığım hikayeleri dostlarımla sohbetlerde paylaşırım. Okuyucuya ise kalbimdeki dünyayı sunarım, orada benlik ya da bayrak gibi kavramlara yer yoktur.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Genelde yazılarımı önce ilk editörüm okur, başlangıçta benimsediğim sistem de buydu. Enerji akışı uyum sağladığı için bu düzeni hiç değiştirmedim. Kendisine buradan selamlarımı gönderiyor ve teşekkürlerimi iletiyorum.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
Kurgusunu sevmediğim bir öykünün içinde kendimi bulduğumda, oradan uzaklaşırım. Bu durum, bir kitap okurken de, hayatta daldığım bir sohbet sırasında da aynıdır. “Ben olsam böyle yazardım” demem, çünkü bir öyküdeki öfke ya da yoğun duygu, bazen yazarın bir parçasını taşır. O zaman, bu öfkede ya da duyguda kendimden bir şeyler bulurum. O kişiye olduğu gibi yazara da zaman tanırım, yargılamam. Ancak eserine devam etmek ya da sohbeti sürdürmek konusunda seçimimi yaparım. Aslında bu iki şey birbirinden çok da farklı değil zaten. Bir yazarı okurken, onunla sohbet ediyormuş gibi hissedersin.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Okuyucuya önereceğim ilk adım, kitap seçiminde kalbinin yönlendirmesini takip etmesi ve zihninin sesini bir süreliğine susturması olurdu. Eğer kişi, bunu kendi içinde henüz geliştirememiş ve zihin ile kalp arasındaki ayrımı fark edecek bir seviyeye ulaşamamışsa, tüm eserlerin değerli olduğunu bilmeli ve ne okursa okusun bundan fayda sağlayacağı inancını kaybetmemeli.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Bu gerçekten harika bir soru. Yazılanlar kalpten geldikten sonra, ister çiviyle yazılsın ister başka bir şekilde, hiçbir şey fark etmez.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Okuyucularımı, bu dünyanın genel gerçekliğinden bir an olsun uzaklaştırarak başka gerçekliklerin de mümkün olabileceğini hissettirmeyi; hayal gücü dediğimiz yaratım kıvılcımını zihinsel durumlarında ve kalplerinde tutuşturmayı hedefliyorum. Toplumun dayattığı yanılsama benliklerinden sıyrılabileceklerini ve kendi zihin labirentlerinden özgürce çıkabileceklerini vurgularken, onlara bu yolculukta bir denge arayışına katılmaları için davette bulunuyorum. 7 kapının sırlarını keşfetmelerini, aradıkları anahtarların aslında önlerinde değil, sırtlarında olabileceğini göstermek istiyorum.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 31 Ekim 2025

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.