Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Muhammed Işık İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

    Hani Yunus Emre diyor ya; “İlim, kendin bilmektir.” İşte yazarlığım önce kendime. Okuryazarım. Kendimi tanımak için okuyor ve yazıyorum. Bu bir gereksinim benim için. Yeni şeyler öğrenmemi sağlıyor. Öğrendiklerimi de paylaşmalıyım ki herkese öğrenme imkânı olsun.
    Bir de okuma ve yazmalarım “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” penceresinden olmalı değil mi?

    İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

      Tabii ki. Merhum Necip Fazıl Kısakürek’in “Çile”sini okuduğum lise yıllarıydı. Onun muhteşem şiirlerini okudukça zihnimde şimşekler çakıyordu. Bu yüzden çoğu şiirini ezberlemiştim. Okuyup hıfzettiğim bu şiirlerin etkisiyle yazmaya başladım.

      Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

        Çok güzel bir andı benim için. Heyecandı. Bekleyişti. Umuttu. Geleceğe yönelik planlamaydı. İlk okurum kitabımı aldığında, acaba okumak için mi ya da sosyal medyada paylaşmak için mi alıyor sorusu geldi aklıma. Benim için okuması önemliydi. Geri dönütlerde…

        Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

          Bulunduğum ilde açılan tüm kitap fuarlarına giderim. Farklı yayınevlerini gezerim. Yeni çıkan kitapları incelerim. Beğendiklerimi alırım. Kitaplar benim nefes alanım. Onları elime alıp dokunmam, incelemem ve okumam bana büyük keyif veriyor.

          Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

            Elbette kitap fuarlarının okuma alışkanlığı kazandırma yolunda motive edici etkisi vardır. Burada okurlara düşen, seçici olabilmektir…
            Popüler kültür etkisi altında yapılan okuma alışkanlığı, bizi olumlu yöne doğru değişim göstermeye yöneltmelidir. Okuduklarımız, bizim değerlerimize uygun olmalı; o değerleri bozucu etkilerden uzak olmalıdır. Popüler kültürün yıkıcı etkisinden kurtarmalıdır.
            Son yıllarda okurlarımızın, yazarlarımızın ve akademisyenlerimizin sayıları arttı. Bunlar olumlu gelişmeler. Tüm bu olumlu gelişmeler içinde “toplumsal okuryazarlık, toplum bilinci, toplumsal duyarlılık”, hâsılı toplumsal kültür istenilen düzeyde değil. O zaman soruyorum kendime: Bu okumalarımızda bir Mevlânâ, bir Hoca Ahmet Yesevî, bir Yunus Emre var mı? Onları okuyor ama anlamıyor muyuz? Bu okumalarımız Türkçemizi zenginleştiriyor mu? Bu sorulara vereceğim cevap maalesef olumlu olmuyor. O zaman okumalarımızda değişiklik yapma zamanı geldi demektir.
            Maalesef bilinçli okumalarımızda bir ilerleme yok. Köklerimizi öğrenmeden nasıl hayal kurabilirsiniz ki? Okuryazarlık bir bütünlük işidir. Temeli sağlam olmalı.

            Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

              Okumalarım sırasında zihnime düşen düşünceleri not almaya çalışırım. Öyle ki aklıma düşenin hepsini yazmaya çalışırım. Bu bana fikrî zenginlik kazandırıyor.
              Sonra yazdıklarımı sınıflandırıyorum, geliştiriyorum ve ilgili yere ekliyorum.

              Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

                Tabii ki. Hemen hemen her alanda örneklik teşkil eden büyük şair ve fikir üstatları vardır, bana yön veren. Öncelikle köklerimizde yer alan büyük ilim ve fikir âlimleri benim için ilk sıradadır: Mevlânâ gibi, Yunus Emre gibi, Gazâlî gibi, İbn Haldun gibi…
                Son yüzyılda ise merhum üstat Necip Fazıl Kısakürek gibi; Cemil Meriç gibi…

                Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?

                  Günümüzün zihinsel kirliliği edebiyatımıza da yansımış durumda. Hemen hemen her alanda yaşanan sömürgeci anlayış, edebiyat dünyamızı da etkilemiş durumda. Fikrî külliyatlarımız darağaçlarında! Onları buradan kurtarmak şart olmuş. Ufkumuzu açacak düşünceler üretebilmeliyiz. Belirli kalıplara sığdırılmaya çalışılan düşünce dünyamızı geliştirmek zorundayız. Çok az da olsa son on beş yılda bu alanda bir kıpırdanma mevcut. Bu da ümitvar olmamıza yetiyor.

                  Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

                    Yazarken o anı yaşıyorum zaten. Olaydaki duygular yapmacık değil, bizzat yaşadıklarım. Benden olmayanı benimmiş gibi yapamıyorum. O yüzden yaşamadığım bir duyguyu yazamıyorum. Bu bana tuhaf geliyor. Okurlarıma karşı yapmacık hissiyatlar içinde olamıyorum.

                    Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

                      Yazdıklarınız kendi döneminizi anlatır. Bu yönüyle tarihsel bilgi de içerir. Yaşadığınız dönemin olumlu ve olumsuz yönlerini yansıtır. Sevinçlerinizi, üzüntülerinizi yansıtır.

                      Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

                        Yazdıklarımı defalarca okurum. Bir okur gözüyle bakmaya çalışır, “Burası pek olmamış.” der, yeniden yazarım. İç kontrolü bitirdiğimde aileme, en yakın arkadaşıma okutmaya çalışırım. Onların düşünceleri önemli benim için. Ama çoğunlukla okur kaygısıyla yazmam. Okurlarım ne düşünür, ne söyler; onlar için şu bölümü değiştireyim gibi bir çaba içinde olmam. Çünkü her insanın düşüncesi, öngörüsü, bakışı ve gelişimi farklıdır.

                        Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

                          Herkesin kurgusu farklıdır. İyi ya da kötü, bu anlayış bazen görecelidir. Bu yüzden onun yerine kendimi koymak yerine, kendim olan kurgulara yönelirim.

                          Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

                            Düzenli olarak kitabevlerine gitmeye çalışırım. Kitap alırken seçiciyim. Fikir dünyamı geliştirecek eserleri seçmeye çalışırım. Okuyucum için “Şu kitapları okusun.” diyemem; zira okuma evrelerini bilmiyorum. İleri okumalar için köklerine dönmelerini, bir Mevlânâ’yı, Yunus Emre’yi okuyup anlamaya çalışmalarını önerebilirim.

                            Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?

                              Her ikisini de kullanmak lazım. Eskiden kalemi daha çok kullanırdım. Aklıma gelenleri daha hızlı yazmamı sağlardı. Ancak bu yazdıklarımı klavyeye dökmeye çalıştığımda yazdıklarımın çoğunu okuyamaz olduğumu fark ettim. Şimdi daha çok klavye diyorum. En azından yazdıklarımı okuyabiliyorum. Bazen düşünceler zihninizden öyle bir akar ki klavye ile bunları yazmaya çalışsanız yetiştiremezsiniz. Kalem bu yüzden daha hızlı oluyor. On parmak klavye biliyorsanız ve hızlı da yazıyorsanız, klavye daha avantajlı…

                              Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?

                                Âcizane, okuyucuma kendini öğrenebilmesi için Kur’an’ı ve tefsirini, hadisleri, Türk-İslam külliyatlarını okumayı tavsiye ederim. Köklerini unutmasınlar. Güncel fikriyatlardan haberleri olsun. Kendisini geliştirecek okumalar yapsınlar. Sohbet ortamları oluşturarak fikrî ve zihinsel dünyasını geliştirsinler.

                                Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 29 Nisan 2026

                                Yorum Yaz
                                Ad Soyad :
                                E-mail :
                                Yorum :

                                Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

                                2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.