
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Duygularımı, düşüncelerimi ve hayallerimi ifade edebilmek için yazıyorum. Yazı, kendimi tanımak, dünyayı anlamlandırmak ve insanlarla bağ kurmak adına kullandığım bir araç. Bazen bir fikrin arkasında durmak, bazen de yalnızca içimi dökmek için yazıyorum. Aynı zamanda iz bırakmak ve düşüncelerimin kalıcı olmasını sağlamak amacıyla da yazıyorum. Kimi zaman da sadece keyif almak, rahatlamak ya da eğlenmek için kaleme sarılıyorum.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Çocukluğumdan bu yana, aklıma gelen her düşünceyi kısa bir söz ya da şiire dönüştürerek yazıya dökme alışkanlığı edindim. Bugüne kadar biriktirdiğim bu metinleri kalıcı hale getirip başkalarına aktarabilmek için düşüncelerimi bir kitapta toplama fikrine yöneldim.
Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
Gurur ve onur, kelimelerle ifade edilemez; ancak yaşanarak hissedilir.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Tabii ki kitap fuarlarına gittim, kitaplarını imzalayan yazarlarla sohbet etme fırsatı buldum ve bir gün ben de kitaplarımı yazıp onlar gibi imzalayacağımı hayal ettim. Ancak yazar olarak henüz herhangi bir fuara katılmış değilim.
Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Genel olarak zayıf olan okuma alışkanlığımızı düşündüğümüzde, özellikle dijital dünyada büyüyen yeni neslin bu alışkanlığı geliştirebilmesi için kitap fuarları büyük bir gereklilik taşıyor.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Aklıma yeni bir fikir geldiğinde, eğer dışarıdaysam hemen cep telefonuma not ederim ya da bazen kendime ses kaydı gönderirim. Gece yatarken ise yatak odamda her zaman bir kalem ve defter bulundurur, düşüncelerimi not alırım. Ancak “şimdi yazmam, sonra yazarım” dediğim anlarda, o fikirler genellikle aklımdan tamamen uçar gider.
Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Yabancı olarak Nietzsche, yerli düşünürlerden ise Mevlana benim en sevdiklerimdendir.
Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirir siniz?
Günümüzde dijitalleşmenin beraberinde getirdiği hızlı yaşam temposu, bilgiye erişimin yoğunlaştığı bir dönemi de beraberinde getiriyor ve bu durum edebiyat için yeni fırsatlar sunuyor. Dikkat sürelerinin giderek azaldığı bu dijital çağda, edebiyat hala derin düşünme süreçlerini teşvik etme ve duygusal bağlar kurma alanı yaratıyor. Ne var ki, eğlence sektörünün etkisi, edebiyatın bu önemli yönlerini zaman zaman gölgede bırakabiliyor. Öte yandan, internet, e-kitaplar, sesli kitaplar ve çevrimiçi paylaşımlar sayesinde edebiyat eserleri daha geniş kitlelerle buluşabiliyor. Ancak bu durum, niteliksiz içeriklerin artışı ve edebiyatın hızla tüketilen bir ürün haline gelmesi gibi riskleri de beraberinde getiriyor. Bu nedenle derinliği olan edebiyatın, popüler kültür baskısına karşı ayakta kalabilmesi için okuma alışkanlıklarının geliştirilmesi ve eğitim sisteminin bu hedefe yönelik adımlar atması büyük önem taşıyor.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Yazamıyorum, sanırım bu oldukça zor bir iş. Belki henüz tam anlamıyla edebiyatçı olma seviyesine ulaşamadık.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
İsimlerden bağımsız olarak, her şeyin tam anlamıyla içindeyim. Ben olmadığımda, eserim de var olamaz.
Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Genelde edebiyatla arası iyi olan, kitap okumayı seven dostlarıma okutmayı tercih ederim.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?
Aslına bakarsanız, kusursuz eser yoktur. Kusursuz eser çıkarmak isteyenler olur ama asla bitiremezler. Bırakın beni, eser sahibi bile genellikler eserinin kusurlarını bitirdikten sonra görür. Keşke söyle yapsaydım diyeceği birçok zayıf yönlerini dillendirmese de bilir. Bu durum gelişimin doğasında vardır.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Aslına bakılırsa günümüz dijital dünyasında kitapları almak için ne kitapçıya ne de kitap evlerine gidiyoruz. İnternetten inceliyor, internetten sipariş veriyoruz.
Kitap alırken genel olarak ilk başata ihtiyaç hissettiğim kitaba yönelirim, yani içerik ve konuya odaklanırım. Özet ya da arka kapak yazısı, kitabın içeriği hakkında fikir verir. Kitap ve yazarı için okur yorumlarını inceler, diğer okurların ne düşündüklerine bakarım.
Kitap önerisi okuyucuların ilgi alanlarına ve çağın ruhuna bağlı olarak değişir, ancak günümüz karmaşık dünyasını anlamak için geniş bir perspektif sunan, farklı disiplinlerden okuyuculara hitap eden ve düşündürücü bir eser olan Yuval Noah Harari’nin Sapiens: İnsanlığın Kısa Bir Tarihi kitabını öneririm.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Derin düşünce gerektiren yazılara önce kalem gerekir.
Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
En ünlü yazarlar, yazar olduklarını bilmeden, ben yazarım demeden, ilk eserini yazarken bir cümleyle başladılar. Aslında yazı yazmasını bilen herkes bir yazardır. Yazarlar, yaşayanların yaşadığını veya yaşayacağı hayali yazarlar. Bu durumda, yaşayan herkesin yazacağı bir şeyler vardır.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 31 Ekim 2025
