
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak, benim için hem büyük bir tutku hem de bir ihtiyaçtır. Beni farklı dünyalara taşıyan, o dünyalarda yaşamamı sağlayan bir kaçış yoludur. Bu nedenle, keyifle vakit ayırdığım ve kendime özel gördüğüm bir uğraştır.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Edebiyat öğretmeni olduğum için doğal olarak lisede de edebiyat bölümündeydim. O dönemlerde kompozisyonlar ve şiirler yazarak bu işe adım atmıştım. Aradan gerçekten uzun yıllar geçti. İlk ciddi yazı deneyimim, lise son sınıfta bir arkadaşımla birlikte yazdığımız bir piyesti. Ancak bitirme sınavları yaklaştığı için sahneye koyma fırsatımız olmamıştı. Daha sonra yazdığım ilk ciddi roman ise bir çocuk romanıydı fakat ne yazık ki onu da yayımlatamamıştım. Eğer kısmet olursa Kutlu ailem bu kitabı bastıracak. Şimdilik beklemekteyim…
İlk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okuyucu imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
Kitabımı ilk kez imzaladığım anın duygularını tarif etmek mümkün değil. Bunu ancak yaşayan anlayabilir. Yine de anlatmaya çalışayım: Öncelikle büyük ve zorlu bir işin üstesinden gelmiş olmanın verdiği bir başarma hissi yaşıyorsunuz. Ardından bununla gurur duyuyorsunuz. Ancak benim en yoğun hissettiğim duygu, garip bir mahcubiyet hissiydi.
Kitap fuarında neler yaşadınız? Binaya ilk girişinizden standa gelişinize değin yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Bundan birkaç yıl önce Antalya’da düzenlenen kitap fuarına gitmiştim. Bu, benim için ilk deneyimdi ve adeta bir festival atmosferine adım atmış gibi hissettim. Fuardaki stantları gezerken, gözlerim sevdiğim yazarlardan en az birkaçını görmeyi umuyordu. Onları ve tutumlarını yakından gözlemleme fikri beni heyecanlandırıyordu. Amacım kitap imzalatmak değildi; zaten sevdiğim yazarların neredeyse tüm kitaplarını kitabevlerinden alarak kütüphaneme kazandırmıştım.
Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının okuma kültürüne ne kadar katkıda bulunabileceği konusunda emin değilim. Okuma alışkanlığı kazanmak, birçok farklı faktörün etkisiyle şekillenebilir. Bu noktada, ailelerin okumaya daha fazla zaman ayırıp çocuklarına bu alışkanlığı kazandırmaya çalışmaları büyük önem taşıyor. Aynı şekilde, ilkokuldan itibaren öğretmenlerin düzenli olarak okuma günleri organize etmeleri, çocukların ilgisini çekecek kitaplar seçmeleri ve okumayı bir sorumluluk olarak hissettirmeleri gerekiyor.
Benim okumayı sevmemi sağlayanlar ilkokul öğretmenim ve babamdı. Küçük bir ilçede yaşıyorduk ve babam, her İstanbul’a gittiğinde bana kitap getirirdi. Bu sürprizlere bayılırdım. Genellikle Nobel ödüllü eserlerden seçerdi ve bu yüzden ilk okuduğum kitaplar klasikler oldu. Ortaokuldayken bu kitaplarla tanışmıştım.
Belki fuarlar, sundukları geniş seçenekler sayesinde okuma konusunda insanları teşvik edebilir.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Yazmaya başlamadan önce konuyu, ana fikri ve temayı belirleyip sağlam bir plan oluştururum. Yazarken ise özel bir yöntemim bulunmuyor; kendimi rahat hissettiğim zaman ve yerde yazarım. Bazen aklıma gelen bir düşünceyi hemen bir deftere not ederim. Çoğunlukla ise klavyenin başına geçip doğrudan yazarım. Klavyede daha başarılı olduğumu düşünüyorum ve genelde pek hata yapmam.
Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktınız…
Elbette benim de sevdiğim ve okumaktan keyif aldığım yazarlar var. Ancak bir yazarı örnek almak yerine, onun yazdıklarını rahatça okuyabiliyor, eğleniyor ve sıkılmıyor, elimden bırakamayıp kitabı kısa sürede bitiriyorsam, o yazarın tarzı bana hitap ediyor demektir. Ben de bu şekilde yazmaya özen gösteriyorum. Çok uzun paragraflar ya da gereksiz detaya boğulmuş olaylar, konudan uzaklaştırıp okuyucuyu sıkabilir diye düşünüyorum. Hafif mizah içeren kitaplar ise bana göre her zaman daha başarılıdır.
Etkilendiğim birçok yazar var. Yukarıda bahsettiğim ölçütlere uyanlardan birkaçını isimlendirecek olursam, geçmişten ve günümüzden toplamda üç isim verebilirim: Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ayşe Kulin ve mizahın büyük ustalarından Aziz Nesin.
Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
debiyat, 1800’ler ve 1900’lü yıllarda sanki daha fazla ciddiye alınıyordu diye düşünüyorum. Bunun sebebi yazarların azlığı olabilir, zira o zamanlar kitap yazmak ve bastırmak kesinlikle bugünkü kadar kolay değildi. Ayrıca insanlar, okumaya ve öğrenmeye daha açık bir tutum sergiliyor gibiydi. Yazarların karşılaştıkları birçok zorluğu ve sınırlı sayıdaki matbaanın ihtiyaca cevap vermekteki yetersizliğini de göz önünde bulundurmak gerek. Okuyucu kitlesi de oldukça sınırlıydı.
Günümüz koşullarına bakacak olursak, edebiyatla daha yakın bir ilişki içerisindeyiz gibi görünüyor. Artık çok daha fazla kitaba erişimimiz var, daha fazla yazarımız ve çeşitlilik gösteren konularımız mevcut. Edebiyat literatürümüz oldukça zengin bir hale geldi. Eskiden yazı makineleri ulaşılmaz gibiydi; o dönemlerde ben de ilk yazılarımı karbon kağıdı ile yazı makinesi kullanarak yazmıştım. Ancak bugün edebiyatın yaygınlaşması için her türlü imkana sahibiz. Örneğin, yaşadığım Marmara Adası’nda her yıl birkaç gün süren edebiyat etkinlikleri düzenleniyor. Bu etkinlikler, arkadaşlarımın büyük çabalarıyla hayata geçiriliyor ve bu durum bana büyük mutluluk veriyor. Her yıl bir veya iki ünlü yazarı davet ediyorlar. Marmara kökenli kıymetli yazarlarımız da var fakat isimlerini burada anmıyorum; unuttuklarım olursa kimseyi üzmek istemem.
Yayınevlerimizin sayısında da büyük bir artış var. Özellikle sizin “Kutlu Yayınevi” olarak yazarları yazmaya teşvik etme konusundaki çalışmalarınızı takdir ediyorum; gerçekten çok değerli bir hizmet sunuyorsunuz. Bütün bu gelişmeler çok sevindirici. Yaşlı bir yazar olarak bu güzel günlere tanıklık etmekten dolayı mutluyum.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Romanlarımda yarattığım kahramanlar, ilk üç kitabımda öğretmen mesleğindeydi. Onların hislerini iyi bildiğimden yazarken zorlanmadım. Ancak şu an üzerinde çalıştığım kitaplarda kahramanlarım oldukça farklı karakterlere sahip. Yaşadıkları duygular da doğal olarak çeşitlilik gösteriyor. Hayatları bambaşka; daha çok mistik ve derin duyguların içinde bulunuyorlar. Onların yerine kendimi koyarak hikayeyi yaşıyorum. Eğer okuyucuya heyecan hissettireceksem, önce benim bunu derinden yaşamam gerekiyor. Çok düşündüğüm zamanlarda rüyalarımın bana yol gösterdiğini fark ediyorum. Zaten daha önce pek çok duyguyu deneyimlediğim için bu süreç benim için çok da zor olmuyor.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Öykü ya da şiirlerimde doğrudan kendimden bahsetmem. Ancak anlatıcı ben olduğumda, zaten bir şekilde kendimden bir şeyler aktarıyorumdur. Yani başrolü üstleniyorum. Romandaki karakter benim bir yansımamdır, hatta gerçek ben olarak da kabul edilebilir.
Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yazdıklarımı, hem taslak aşamasında hem de tamamlandığında eşime mutlaka okuturum. Bazı bölümleri ise bizzat oğullarıma okur ve düşüncelerini alırım. Eleştiriye açık olurum. Eşim, mantık hatalarını ve düşük cümleleri tespit etmede oldukça başarılıdır. İşaretlediği yerleri düzelterek metni iyileştiririm. Bu süreçte eşim kitabın tamamını okumuş olur. En büyük motivasyon kaynağım ve destekçilerim, aynı zamanda hayranlarım ise eşim ve oğullarımdır.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? ‘’Ben olsam böyle yazardım.’’ Dediğiniz bir eser var mı?
Bir yazının, roman, makale ya da deneme fark etmeksizin, kurgusunu beğenmeme hakkına sahip olmadığımı düşünüyorum. Çünkü her yazarın kendi duygularını ve düşüncelerini aktardığı özgün bir dünyası vardır ve buna saygı gösteririm. Kurgu roman yazmak gerçekten zorlu bir süreçtir. Ancak anlatım tarzını beğenmeyebilirim. Okuma sırasında sıkıldığım ya da yarıda bıraktığım bazı eserler oluyor. Yine de eserlerden bahsederken, büyük bir emeğin harcandığını unutmamak gerek. Her yazarın kendine has bir üslubu bulunabilir; bu üslup bana hitap etmese de beğenenlerin olacağı kesin. Karmaşık ve dolambaçlı anlatım tarzı genelde bana uygun gelmiyor. Ancak isim vermek doğru olmaz diye düşünüyorum.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Üç yıl öncesine kadar kitabevlerine oldukça sık giderdim. O dönem Antalya’da yaşıyorduk. Ancak artık o keyfi aynı şekilde yaşayamıyorum. Kitabevlerinin yanı sıra iki farklı kütüphaneye de üyeydim ve oralardan da bolca kitap alır, okurdum. Yeni çıkan kitaplar her zaman ilgimi çekerdi.
Sevdiğim yazarların kitaplarını mutlaka alırım. Eğer yazarını tanımıyorsam, önce kitabın arka kapağını okurum. Bazen arkadaşlarımın önerilerini değerlendirir, öyle seçim yaparım. Ayrıca kitabın birkaç sayfasını okur, başından itibaren beni içine çekip çekmediğine bakarım.
Arkadaşlarıma önerebileceğim pek çok kitap var. Özellikle Ayşe Kulin’in biyografik romanlarını herkese tavsiye ederim. Bunun yanında tek bir roman önerisi yapmam gerekirse, “Tozlu Rüyalar Kitapçısı” olabilir. Oldukça ilginç bir konusu var, en azından benim için. Tabii ki zevkler farklıdır. Kitabın yazarı Cynthia Swanson.
Kalem mi klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Ben hem kalem hem de klavye kullanıyorum. Hangisiyle daha rahat ve verimli çalışıyorsanız, onu tercih etmelisiniz. Kendi adıma, klavyeyi daha pratik buluyorum.
Okuyucularınıza son sözünüz ne olurdu?
Okurlarıma son sözüm şu olsun: Beni okumayı tercih etmeniz, beğenileriniz ve eleştirileriniz, her zaman daha iyisini yapmak için bana motivasyon sağlar. Sizin okumanız, alabileceğim en değerli ödüldür. Sizden bir ricam var; lütfen sizler de yazın. Özellikle hayatta olan büyüklerinizin anılarını mutlaka kaydedin. İleride bu anılar, sizin için önemli bir kaynak olacak ve tarihe bir not düşmenizi sağlayacaktır. Varlığınız ve desteğiniz için teşekkür ediyorum.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 12 Aralık 2025
