Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Ömer Gökçe İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

    Yaklaşık dokuz yaşından beri yazıyorum. İlk şiirimi on üç yaşında yazmıştım. Yazmamın temel sebebinin, uğraştan öte büyük bir gereksinim ürünü olduğunu ifade etmek isterim.

    İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

      Tabii ki. Çocukluğumu ve gençliğimi yaşadığım şehir olan Halfeti ilçesi, iki bin yılının nisan ayında baraj suları altında kalmıştı. Bu durum beni fazlasıyla etkilemişti. Etkilenmiş olduğum bu olayın bende uyandırdığı hayal gücü ile oturduğum yerde gün ağarana kadar on altı sayfa yazmıştım. Sanki kalemim ile ruhum arasında kurulmuş gizli bir bağ ile yazıyormuş gibi hissettim bir an.

      Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

        Okurum ile aramda kırılmaz bir bağ olacağına, daha ilk kitabımı imzaladığımda inanmıştım. Ancak tekâmül süreci devam eden bir ömrümüzün olduğunu fark edip, kitapta iyi ya da kötü buldukları yerleri mutlaka benimle paylaşmalarını istemek, aklımdan geçen ilk düşünce olmuştur.

        Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

          Yaklaşık yirmi yıldır düzenli olarak birçok kitap fuarına katılmışımdır. Hiç kitap okumayan birinin bile bir kitap fuarını mutlaka ziyaret etmesini isterim. Her fuar ziyareti, ruhumda ayrı
          bir miladı yaşatmıştır adeta. Basiret ve feraset pencerelerinden birini daha açarım her kitap fuarında.

          Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

            Fuarların okuma kültürümüze doğrudan ya da dolaylı katkılarının olduğu düşüncesindeyim. Kitap fuarlarının hemen hemen her ilde düzenlenmiş olması, kitap okuma kültürümüzün ileri seviyeye giderek geliştiğinin en önemli göstergelerindendir, diyebilirim.

            Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

              Genelde çay içerim ama her seferinde sıcak bir şekilde masaya koyduğum çayımı, buz gibi olunca içebilirim. Bazen kendimi yazdığım çalışmaya hapsederek çay içmeyi bile unuturum. Elbette yazarken bir metot izlerim. Hiçbir edebî eserde karşılaşılmayan, sadece bana has bir yöntem kullanıyorum. Bunu “Hiroşima sentezi” olarak adlandırıyorum. Bu metodun açıklamasını belki on beş, yirmi kitap yazdıktan sonra okurlarımla paylaşabilirim. Ya da kim bilir, sonsuza kadar benimle kalır.

              Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

                Etkilendiğim bir Türk yazar var: Zülfü Livaneli. Belki de bu değerli yazarımıza bu kadar ısınmamın arkasında, benim de müziğe ilgi duymam yatıyor olabilir. Ben de müzikle ilgileniyorum. Amatör de olsa çalışmalarım var; şarkı sözlerim, bestelerim var. Ancak Zülfü Livaneli’nin edebiyata kazandırdığı üstün nitelikli eserlerine de üslubundan dolayı hayranlık duyduğumu itiraf etmek isterim. Yabancı yazarlar arasında ise üslubuna hayranlıkla baktığım Lev Tolstoy var. Tutku ile nasıl yazılır derseniz, galiba aklıma gelen ender yazarlardan biri olarak Tolstoy gelir.

                Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?

                  Aslında böyle bir soruyu cevaplama cüretine sahip olmam için edebiyat kulvarında hatırı sayılır bir ilerleme kat etmiş olmam gerektiğini düşünüyorum. Kaleme aldığım kitap sayısı şimdilik sadece iki. Basıma hazır olan altı çalışmam var. Edebiyatın günümüzde hak ettiği değere ulaşamadığını üzülerek ifade etmek isterim.

                  Teknoloji, edebiyatın ilerleyiş hızını yavaşlatsa da elini taşın altına koymuş değerli yazarlarımızın, edebiyatın hak ettiği değeri kazanması adına var gücüyle ter döktüğünü gözlemleyebiliyorum.

                  Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

                    Yaşamadığımız hiçbir duyguyu gerçekmiş hissiyatı vererek okurumuzla paylaşamayacağımız kanaatindeyim. Kaleme aldığım bütün çalışmalarımda, deneyimlemediğim hiçbir duyguyu okurumla paylaşmamışımdır. Eğer yaşamadığım bir duyguyu okurun hissetmesini sağlamak istiyorsam, o duyguyu ya yaşamak için uygun ortam bulmaya çalışırım ya da bu duyguyu yaşamış insanlarla küçük sohbetler yaparak özümsemeye çalışırım. Aksi hâlde yaşanmamış hiçbir duygunun karşıya aktarılırken okurun ruhuna samimiyetle işleyemeyeceğini düşünüyorum.

                    Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

                      Her edebî çalışmamda kendimi yeniden canlandırma fırsatı buluyorum. İlk göz ağrım olan “Son Saklambaç” isimli kitabımda Soner’i; henüz yayımlanmamış çalışmalarımda ise Halit ve Fırat isimlerini canlandırdım. Kendimle ilgili küçük ipuçlarını barındırıyor tabii ki bu karakterler.

                      Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

                        Eşime okutuyorum genellikle. Mutlaka üçüncü bir gözün, yazdığım çalışmaya daha objektif bir yargı ile yaklaşacağı kanaatindeyim. Buna eşimin eleştirmenlik yeteneğini de eklediğimiz zaman galiba kendimi biraz şanslı hissediyorum.

                        Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

                          Okuduğum her kitapta “Ben olsam bunu nasıl yazardım?” şeklinde bir soru sorsaydım kendime, herhâlde bütün kitaplarda minik değişikliklere giderdim. O zaman da kitap özgünlüğünü yitirip benleşirdi; yani yazarın kitaba kattığı ruh kaybolur, benim düşünceme bürünürdü diye düşünüyorum. Aslında kurgudan çok, kitabın gereksiz uzun tasvirlerle abartılarak şişirilmesine üzülüyorum. Ne yazık ki günümüzde tuğla gibi kalın olup da içeriği bakımından kâğıt israfı olan sayısız eser var. Okur cephesinde de durum farklı değil. Kalın kitapları sosyal medya malzemesi yapıp içeriği özümsememiş okurlarımız da yok değil. Belki de bu arz-talep dengesi, günümüz yazarlarını böylesine kalın ve içerik olarak sığ eserler ortaya koymaya itiyor.

                          Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

                            Zaman buldukça sahaflara giderim. Hiç kitap almasam da o koridorlarda gezinerek mutlaka o havayı teneffüs ederim. Popüler kültürün şablon bir düşüncesi vardır ne yazık ki: “Şu yayınevinin kitapları çok kaliteli oluyor, bu yayınevinin kitapları çok okunuyor.” şeklinde ciddi reklam bütçeleri ayrılarak yapılan içi boş algı çalışmalarından bahsediyorum. Sosyal medyada daha çok tanık olduğum bu duruma karşı, yayınevine bağlı kalmaksızın kitap araştırması yapıyorum. Kitabın görseli kadar içeriği ile de ilgileniyorum. Önsözden birkaç cümle, arka kapak yazısından birkaç cümle, okuyacağım kitap hakkındaki ortalama fikrimi belirliyor. John Steinbeck’in kaleme aldığı “Fareler ve İnsanlar” isimli kitap, ilk önerim olabilir. Toplum baskısı ve vicdanı arasında sıkışıp kalmış bir insanın ruhsal portresine tanık olunmasını isterim.

                            Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?

                              Aslında ben klavyeyi tercih ediyorum. Çünkü klavye ile daha hızlı yol kat ediyorum. Kalemle yazdığım metinleri tekrar dijital platforma aktarma zorunluluğu, on parmak klavye öğrenmeyi de gerekli kılıyor. Bu bakımdan kendimi şanslı hissediyorum. Eğer bir el yazması kitap yazma niyetinde değilseniz, bir an önce klavyenizi hızlandırın derim.

                              Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?

                                Okurlarımı çok özledim. Beni tanıyanlar ve yeni çalışmalarımı merakla bekleyenlere bir müjdem var. Net bir zaman belirtmemekle birlikte, bir roman ile bu hasreti bitirmek adına okurlarımla buluşmayı umut ediyorum. Saygılarımla.

                                Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 29 Nisan 2026

                                Yorum Yaz
                                Ad Soyad :
                                E-mail :
                                Yorum :

                                Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

                                2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.