Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Oylum Barak ile yazarlık üzerine söyleşi


Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

Yazarken kendimi en gerçek halimle buluyorum. Sanki eksik bir parçam tamamlanıyor.
Yazmak benim için bir uğraş değil, hayatın bir parçası; yemek yemek veya su içmek gibi, ihtiyaç duyduğum bir şey.


İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

Lise birinci sınıfta bir kompozisyon sınavıyla başladı. İlk dakikalarda kâğıda bakakaldım, aklıma hiçbir şey gelmedi. Sonra bir karakter belirdi zihnimde. Onunla birlikte hikâyenin içine girdim. O an yazının bana ait bir yolculuk olduğunu anladım.


Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz?

Heyecan, gurur, biraz da çekingenlik vardı. Çünkü daha yolun başında olduğumu biliyordum. Ama aynı zamanda ilk adımı atmanın mutluluğunu yaşadım. O an kendime, “Daha çok çalış, daha çok oku, daha çok yaz,” dedim.


Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

“İlk adımı attın, şimdi yol başlıyor” diye düşündüm.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Evet. Kitapların kokusu, insanların coşkusu, her standın arkasında saklı emeğin sıcaklığı. Hepsi bir arada insana kendini farklı ve özel hissettiriyor. Kitap olan her yer güzeldir, ancak fuarın atmosferi gerçekten bambaşka.

Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Katkısı olduğunu düşünüyorum ama daha çok okuma alışkanlığı olan kişilerin katıldığı bir etkinlik gibi geliyor. Öğrenciler ve gençler için kitaplara daha kolay ulaşmak demek. Çeşitlilik açısından da olumlu buluyorum.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Özel bir hazırlığım olmasa da bazı alışkanlıklarım var. Evde belirli köşelerde mutlaka bir defterim ve kalemim bulunur; dışarı çıktığımda ise çantamda her zaman bir not defteri taşırım. Aklıma gelen fikirleri anında not alırım, böylece hiçbir şeyin kaybolmasına izin vermem. Yazarken genellikle sessizliği tercih ederim ve tamamen o ana odaklanarak kendimi sürece bırakırım. Düzenli bir yapım olduğunu söyleyebilirim, ancak yazma konusunda kendimi katı kurallara hapsetmem. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim, çalışma defterim her zaman yanımdadır. Yazmaya başlamadan önce kahvemi hazırlamak bir ritüel haline geldi, çünkü bu benim için odaklanmayı kolaylaştıran küçük bir alışkanlık. Yazmak için belirlediğim zaman dilimine, önemli bir engel olmadığı sürece sadık kalırım. Çalışmaya başlamadan önce genellikle bir taslak hazırlar, karakterlerimi oluştururum; olay örgüsü ise çoğunlukla onların dinamikleriyle şekillenir. Ancak kendime keskin sınırlar koymam; örneğin belirli bir sayfa sayısı hedefiyle çalışmam. Yazı bazen planlandığı gibi değil, kendi akışında gelişir ve ortaya çıkar.

Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Özellikle bir yazar diyemem ama Rus edebiyatını, özellikle roman ve öykülerini çok severim. İnsan ruhunu derinlemesine işleyişi, karakterlerin iç dünyasına verdiği önem ve hayatı sorgulatan temaları bana ilham veriyor. Ayrıca deneme tarzı eserleri de okumaktan hoşlanırım; okurken kendi hikâyelerimde kullanabileceğim fikirler ve bakış açıları bulabiliyorum. Bu eserlerden beslenerek kendi karakterlerimi ve olay örgülerimi şekillendiriyorum.

Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirir siniz?
Bence edebiyatın kıymeti eskisi kadar bilinmiyor. Dijitalleşme, sosyal medya, hızlı tüketim alışkanlıkları insanların dikkatini çok daha kısa içeriklere çekiyor. Oysa bir kitabın, bir öykünün ya da bir şiirin içine girmek zaman, emek ve sabır istiyor. Bu yüzden edebiyatın derinliği göz ardı edilebiliyor. Ama tarihe baktığımızda da durum pek farklı değil; çoğu yazarın değeri yaşarken anlaşılmamış. Edebiyat, belki de daima biraz geç fark edilen bir değer olmuştur.

Bugün edebiyatın karşısında ciddi ekonomik ve toplumsal engeller var. İnsanlar geçim kaygısıyla daha çok pratik olana yöneliyor, yayınevleri de ticari kaygılarla daha çok satacak türlere ağırlık veriyor. Bu durum “edebi” ve “ticari” eserleri ayıran bir çizgi oluşturuyor. Yine de bu ayrışmaya rağmen edebiyat kendi değerini korumaya çalışıyor. Çünkü ne olursa olsun, iyi bir edebi eser her zaman okuyucusunu buluyor. Ben edebiyatın, hız ve yüzeysellik çağında bile bir sığınak olduğunu düşünüyorum; insanı yavaşlatan, düşündüren, kendiyle baş başa bırakan bir alan.


Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

Öncelikle yazacağım duygunun insan üzerindeki etkilerini gözlemlemeye çalışırım. Bir kişinin bu duyguyu yaşarken nasıl hareket ettiğini, ne tür tepkiler verdiğini, hangi seçimleri yaptığını anlamak önemli. Beden dili, mimikler, ses tonu gibi küçük ayrıntılar, duygunun gerçekliğini okuyucuya aktarır. Çevremde bu duyguyu deneyimlemiş kişilerle konuşurum, onların yaşadıklarını dinlerim. Sonrasında bu gözlemleri, karakterlerin davranışları ve diyaloglarıyla harmanlarım. Böylece metin hem samimi hem de inandırıcı olur; okuyucu sanki o duyguyu kendisi yaşamış gibi hisseder.


Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

Evet, yazmakta olduğum yeni kitabımda kendimden de söz ediyorum. Özellikle hislerimi, yaşadığım küçük anları ve gözlemlerimi karakterlerim aracılığıyla aktarmaya çalışıyorum. Bu sayede okuyucunun hikâyeye daha samimi ve yakın bir şekilde bağlanmasını hedefliyorum.


Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

Yazdıklarımı ilk olarak oğluma okuturum. Çünkü tarafsızdır, hiç çekinmeden eleştirir.


Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

Bir defasında bir kitabı yarıda bıraktım çünkü kurgusu bana hitap etmedi. Ama “ben olsam böyle yazardım” demedim; bir okur olarak saygımı korudum. Bazı eserler herkesin zevkine uymayabilir ve bu tamamen normal. O kitabı rafa kaldırdım, ama yazarın emeğine ve çabasına da saygı duydum.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Her fırsatta giderim. Eskiden yeni bir kitap alırken arka kapak yazısını okurdum. Kitabın akışı hakkında bir fikir edinmek isterdim. Şimdi daha çok dünya edebiyatını taramaya, farklı yazarları ve eserleri incelemeye çalışıyorum. Klasikler ve önemli eserlerin sıralamalarına göz atmak da alışkanlıklarım arasında.


Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

Yeni okumaya başlayanlar için ilgi alanları çok önemli. Bilim kurgu, macera, dram ya da romantik. Hangisine ilgi duyuyorlarsa onunla başlamalılar ki kitap okumaktan sıkılmasınlar. Düzenli okuyucular ise zaten hangi kitapları seçmeleri gerektiğini bilir; onlar için önerim, farklı türleri keşfetmeye açık olmaları olur.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
İkisi de. Kalem de klavye de benim için gerekli.


Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?

Okumaktan vazgeçmeyin; edebiyat insanı güzelleştirir ve dünyayı daha iyi anlamamızı sağlar.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 31 Ekim 2025

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.