
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için vazgeçilmez bir ihtiyaç. İnsan, yazı sayesinde içinde biriken bilgi, duygu ve hayalleri bir şekle sokup bunları bir esere dönüştürdüğünde doğal olarak mutlu olur. Bir ressamın ya da heykeltıraşın yaptığı esere uzaktan hayranlıkla baktığını hayal edin; ne kadar güzel bir duygu, değil mi? İşte ben de eserlerime tam olarak bu şekilde bakıyorum. Yazarken büyük bir keyif ve istek duyuyorum. Gelen her türlü eleştiriyi, ister olumlu ister olumsuz olsun, memnuniyetle karşılıyorum.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Harika bir soru olmuş. İlkokul yıllarından başlayarak yirmi beş yaşıma kadar adeta deve yükü kadar kitap okudum. Öyle ki, doğuda öğretmenlik yaptığım sırada çalıştığım ilin kütüphanesindeki müdür, kitaplara olan ilgimi ve düzenli okumalarımı fark etmişti. Bana, “Hocam, sizi takip ediyor ve takdir ediyoruz. Normalde herkese günde yalnızca bir kitap veriyoruz ama sizin için bundan sonra herhangi bir sınır koymayacağız, istediğiniz kadar kitap alabilirsiniz,” demişti.
Bir akşamüstü, kendi kendime şöyle bir düşünce belirdi: Bunca yıl hep okuyup durdun, peki hiç yazmayı denedin mi? Dürüst olmak gerekirse ilk anda bu düşünce beni biraz ürküttü; insanın kendiyle yüzleşmesi kolay bir şey değil sonuçta. Ama içimden, “Artık vakti geldi, bir deneyelim,” diyerek boş bir kâğıt aldım ve bir konu üzerine deneme tarzında bir şeyler yazmaya koyuldum.
Yazmayı bitirdikten yaklaşık yarım saat sonra kâğıdı elime alıp yazdıklarımı okudum. Abartmak istemem ama ortaya çıkan yazı, birçok sıradan yazarın kaleminden çıkanlardan daha iyi görünüyordu; doğrusu beğenmiştim. İşte böylece benim için yazarlık süreci başlamış oldu.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Yazarlık yolculuğumda her seferinde bir adım daha ileriye gittim. İlk yazılarımı sadece arkadaşlarımla paylaşmamla başlayan süreç, o metinlerin radyoda okunmasıyla ve internet edebiyat sitelerinde defalarca “günün yazısı” seçilmesiyle devam etti. Usta kalemlerin yer aldığı platformlarda zorlu mücadeleler sonunda dereceye girmem, dergilerde ilk deneyimlerimi yaşamam… Her aşamada bir başarı kazanmadan bir sonraki adıma geçmedim.
İlk kitabımı yayımladığım gün çevremde büyük bir heyecan ve ilgi uyandı. Kitabı ücretsiz dağıttığım için kısa sürede yüzlerce kişiye ulaşmıştı; bu durum okuyucu sayısını da doğal olarak artırdı. İmza günleri ise benim için adeta bir şölene dönüştü. O coşkulu kalabalığı, imzanın enerjisini ve o günlerin heyecanını hâlâ unutamıyorum.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
İlk fuar deneyimimde oldukça ilginç anlarla karşılaştım. Stantları ziyaret eden milletvekilleri ve siyasi liderleri gören bazı yazarların, heyecan içinde onlara doğru koşarak fotoğraf çektirme telaşına girmeleri ya da okurlara ısrarla kitap satmaya çalışmaları beni oldukça şaşırtmıştı. Bu tür tavırlar, yazarlığın duruşuyla pek uyumlu görünmüyordu; o an, edebiyatın inceliğini ve zarafetini korumanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha fark ettim.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Gerçekten bunlar oldukça güzel gelişmeler. Kitapların okurlara ulaşacak şekilde ayağa kadar getirilmesi ve kültürün şehir şehir dolaşması insanı sevindiriyor. Belediyelerin bu tarz etkinlikleri kendi bölgelerine taşıması, hem toplum için kıymetli bir hizmet sunuyor hem de edebiyata verilen önemi ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra, o ildeki yerel yazarların stantlarda yer alması, onların tanınmasına ve okuyucularla bir araya gelmesine önemli ölçüde katkı sağlıyor.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Her yazar gibi, önce konuyu belirlerim ve ardından eserin temel yapısını oluştururum; giriş, gelişme ve sonuç bölümleriyle ana hatları çizerim. Daha sonra metni zenginleştirmek için detayları ekler, adeta metne hayat veririm. Yazdıklarımı defalarca gözden geçirir ve yeniden yazarım; ta ki içimde o “işte oldu!” hissi doğana kadar.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Yazarlık yolculuğumda beni derinden etkileyen isimler arasında Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Günbay Yıldız, Yavuz Bahadıroğlu, Sabahattin Ali, Tezer Özlü, Tomris Uyar, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu ve Haydar Ergüler gibi önemli Türk yazarlar ile Aleksandr Puşkin, Fyodor Dostoyevski, Victor Hugo, Yasunari Kawabata, Paul Auster ve Thomas Mann gibi dünya edebiyatına yön veren isimler bulunuyor. Bu yazarların eserleri, hem okuma serüvenimi zenginleştirdi hem de yazarlık pratiğimde bana rehberlik etti; düşünce dünyamı büyüterek kendi üslubumu keşfetmemde ilham oldu.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Günümüzde edebiyatın önemini anlayabilmek için öncelikle çağımızın gerçekliğini değerlendirmek gerekir: sürekli artan bir bilgi karmaşası. Bu koşullar altında edebiyat, bir yandan zorluklarla mücadele ederken diğer yandan kendi gücünü yeniden keşfetmeyi sürdürüyor.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
İnsan her duyguyu doğal olarak deneyimlememiş olabilir. Ancak bir yazar nihayetinde sanatçıdır; eserini oluştururken bilgi birikimini hayal gücüyle zenginleştirir ve evrensel değerlere sahip eserler meydana getirir.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Gezi ve anı türündeki yazılarımda genellikle kendi hayatımdan bölümler paylaşırım; yaşadıklarımı, gözlemlerimi ve tecrübelerimi yazıya aktararak okurların da o anların içinde bir yolculuğa çıkmasını hedeflerim.
Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Eskiden, tanıdığım ve çok kitap okuyan bazı arkadaşlarıma yazılarımı gösterirdim. Daha sonra Türkçe ve edebiyat öğretmenleriyle ortak çalışmalar yaptık. Ancak şimdi, bu alanda üst düzeyde tanıdığım kimse olmadığı için yazılarımı kimseye göstermiyorum.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?
İnsan, bir filmi izlerken veya bir eseri okurken kendi bakış açısıyla bir senaryo oluşturabilir. Ancak her sanat eseri, kendi bağlamında değerlidir; onu alıp başka bir forma sokmak bana göre anlamını yitirmesine neden olabilir.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Günümüzde teknoloji öyle bir noktaya geldi ki internet sayesinde her türlü kitaba kolayca erişim mümkün hale geldi. Artık kitapçılardaki sınırlı raflarda vakit harcamadan, birkaç tıklama ile aradığınız eseri bulabiliyorsunuz. Ancak, eğer kitaba dokunmanın, sayfalarının kokusunu hissetmenin veya raflar arasında dolaşmanın nostaljik hazzını sevenlerdenseniz, bunun ayrı bir yeri olduğu da bir gerçek. Özellikle dini ve tarihi kitaplara büyük ilgi duyuyorum; bu tür eserleri hem kendim okumaktan hem de başkalarına tavsiye ederek paylaşılan bir bilgi ve kültür zenginliği yaratmaktan büyük keyif alıyorum.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Klavye çağındayız bu yüzden herkes gibi bende klavye ile yazıyorum.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
2024 ve 2025 yıllarında iki kitap yayımladım. İlk fuardan kazandığım üç bin TL’yi, kenar mahalledeki bir okulda öğrencilere harçlık olarak dağıtmayı ve onlara kitaplarımı hediye etmeyi planladım. Okul müdürü bu düşünceme memnuniyetle yaklaştı fakat “Milli Eğitim’den izin almanız gerekiyor” diyerek durumu açıkladı.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 09 Şubat 2026
