
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak, benim için kendimi ifade biçimidir. Söyleyemediğim, dillendiremediğim bir takım duygu geçişlerinin zaman zaman ortaya çıkan bir tezahürüdür. Bu bazen kısacık bir hikâye de, bazen ise duygu yüklü bir şiirde kendini gösterir. Hayatımın içinden ve başıma gelen olaylardan esinlendiğim, başkalarının hayal gücünden feyz aldığım, günlük hayatın akışında bile etkilendiğim her şeyi yazabilirim. Benim kanaatimce yazmak bir gereksinimdir ve yaşanmışlıklardan beslenir. Gördüğünüz, şahit olduğunuz, etkilendiğiniz ama anlamlandıramadığınız, konuşurken doğru kelimeleri bulamadığınız ancak kalemi elinize alınca ya da bilgisayar klavyesinin başına geçince parmaklarınızın arasından ekrana düşmeye başlayan kelimeler sizin duygularınızdır, düşüncelerinizdir. Büründüğünüz karakterler, takma adlar veya suretler de illaki sizden bir esinti bir benzerlik taşır. Söze dökülmeyen duyguların insanın içinde ağırlaştığına inanıyorum. Yazı, bu ağırlığı hafifleten ve insanın kendine yaklaşmasını sağlayan bir alan açıyor. Bu yüzden yazmak, benim için bir tercih değil; zamanla kendiliğinden oluşan bir ihtiyaç hâlidir.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
İlk yazdığım anı net bir metin olarak değil, bir ihtiyaç duygusu olarak hatırlıyorum. İlk yazmaya başladığımda henüz lise öğrencisiydim. İçimde birikenleri kâğıda dökme isteğiyle başladım; başta bunun yazı olup olmayacağını da çok düşünmedim. Önceleri şiir ile başladığım serüvenime kısa hikâyeler ile devam ettim. Zamanla kelimelerin beni rahatlattığını, hatta yol gösterdiğini fark ettim. Yazmak, böylece plansız ama içten bir şekilde hayatıma girdi. Sonrasında ise bırakması zor bir alışkanlığa dönüştü.
Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
Kitabıma ilk imzayı attığım an, kelimelerin artık yalnızca bana ait olmadığını hissettim. Yazdıklarımın bir başkasının eline, hayatına dokunacak olması hem heyecan verici hem de sorumluluk yükleyiciydi. Bir okur kitabımı imzalamam için uzattığında ise ilk düşündüğüm şey, “Demek ki bu hikâye bir yerde karşılık bulmuş” oldu. O an, yazının sessiz ama gerçek bir bağ kurabildiğine bir kez daha inandım. Benim hayatımın kısa da olsa bir özetiydi ve çok değerliydi. Okurlarım ile bu duyguyu paylaştığım ilk andı ve hayal edemeyeceğim kadar güzel ve değerliydi.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitap fuarları benim için her zaman heyecan verici olmuştur. Binaya ilk girdiğim anda kalabalığın, kitap kokusunun ve seslerin oluşturduğu canlılık insanı hemen içine çekiyor. Stantları gezerken her kitabın ardında ayrı bir emek ve hikâye olduğunu düşünmek beni durup yavaşlamaya davet ediyor. Okurla ve yazarla aynı mekânda buluşmak, edebiyatın hâlâ canlı ve paylaşılabilir olduğunu hissettiriyor. Bu da insana umut veren bir duygu bırakıyor.
Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının okuma kültürüne önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Kitabın raflarda sessizce durmasından çıkıp insanlarla yüz yüze gelmesi, okurla bağ kurmasını kolaylaştırıyor. Kitap fuarlarının farklı illerde düzenlenmesi edebiyatın belirli merkezlerin dışına taşması açısından çok kıymetli. Bu tür etkinlikler, özellikle genç okurlar için kitabı ulaşılabilir ve canlı bir deneyime dönüştürüyor. Okuma alışkanlığını besleyen her adımın değerli olduğuna inanıyorum. Kitap fuarlarının hemen hemen her ilde düzenlenmesinde bir sakınca görmüyorum; hatta teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’miz sadece birkaç ilden oluşmuyor; birçok sarp yola, dağlara ve engin ovalara sahip ülkemizin en ücra köşelerine ulaşması için teşvikler yapılmalı, ödenekler çıkarılmalı, projeler hayata geçirilmeli ki herkes kitaba ulaşsın.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Yazarken katı bir yöntemim olduğunu söyleyemem. Genellikle zihnimde biriken duygular ve düşünceler kendiliğinden bir yol açıyor. Sessiz bir ortamda yazmayı tercih ediyorum; bu, kelimelerle daha rahat temas kurmamı sağlıyor. Metnin ritmini hissettiğimde ise yazı kendini yönlendirmeye başlıyor. Bu süreçte acele etmemek ve metne zaman tanımak benim için önemli.
Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Yabancı yazarlardan Stefan Zweig’in insan ruhunu sade ama derin bir biçimde ele alışını çok kıymetli buluyorum. Duyguları abartmadan, sessiz bir yoğunlukla aktarması benim için her zaman öğretici olmuştur. İnsan psikolojisini sade ama yoğun bir dille ele alışı beni etkileyen yönlerden biri. “Satranç” kitabını tavsiye edebilirim.
Yerli yazarlardan Ahmet Ümit, anlatı gücü ve okurla kurduğu güçlü bağ nedeniyle yazarlık yolculuğumda özel bir yerde duruyor. Hikâyeyi sürükleyici kılarken insan ruhunun derinliklerine inmeyi başarmasını çok değerli buluyorum. Ahmet Ümit’in anlatı kurma gücü ve okurla kurduğu güçlü bağ dikkatimi çekiyor. Ahmet Ümit’in “Patasana” kitabı favorim. Bu yönleriyle yazı yolculuğumda ilham aldığım yazarlardır.
Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
Günümüzde edebiyatın değeri değişen yaşam koşullarıyla birlikte farklı bir biçim alıyor. Hızlı tüketimin hâkim olduğu bir çağda edebiyat, insanı durup düşünmeye davet eden nadir alanlardan biri olmaya devam ediyor. Belki eskisi kadar yüksek sesle konuşmuyor ama daha derin ve kalıcı izler bırakıyor. Okurla kurduğu bağ, zamandan bağımsız bir anlam taşıyor. Bu nedenle edebiyatın çağımızda hâlâ vazgeçilmez bir yeri olduğuna inanıyorum.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Bir duyguyu birebir yaşamamış olsam da, ona temas etmenin mümkün olduğuna inanıyorum. Gözlem, empati ve insan hikâyeleri bu noktada yazara güçlü bir alan açıyor. Okuyucunun metni doğal hissetmesi için samimiyet çok önemli. Duyguyu zorla anlatmak yerine sezdirerek vermek, metni daha inandırıcı kılıyor. Okur, kendinden bir parça bulduğunda metin zaten gerçekliğini kazanıyor.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Yazdıklarımda doğrudan kendimden söz ettiğimi söyleyemem. Ancak her metinde yazanın izinin mutlaka bulunduğuna inanıyorum. Duygular, bakış açısı ve dünyayı algılayış biçimi satır aralarına kendiliğinden sızıyor. Bu da yazıyı daha sahici kılıyor. Okurla kurulan bağın da buradan beslendiğini düşünüyorum.
Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yazdıklarımı ilk olarak eşime okutuyorum. Onun metne dışarıdan ama çok dikkatli bir gözle bakabilmesi benim için çok kıymetli. Samimi ve dürüst geri dönüşleri, yazının güçlü ve zayıf yönlerini daha net görmemi sağlıyor. Fikirlerine güvenmem, metinlerimi geliştirme sürecinde bana önemli bir destek sunuyor. Bu nedenle yazdıklarımda onun katkısının ayrı bir yeri var.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?
Kurgusunu beğenmediğim bir metni okurken bunu kişisel bir ölçüt olarak değerlendirmeye çalışıyorum. Her yazarın anlatım biçimi ve tercihleri farklıdır. Okur olarak eleştirel bir mesafede durmak, yazar olarak da öğretici olabiliyor. “Ben olsam böyle yazardım” düşüncesinden çok, metnin neden o şekilde kurgulandığını anlamaya çalışmayı tercih ediyorum. Bu yaklaşımın yazı yolculuğuma daha fazla katkı sağladığına inanıyorum.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Kitabevlerine sık giderim; orada vakit geçirmek benim için besleyici bir alışkanlık. Kitap alırken dili, anlatım gücünü ve metnin bende uyandırdığı hissi ön planda tutarım. Arka kapak metni kadar, kitabın ilk birkaç sayfası da benim için belirleyicidir. Okuyucularıma tek bir kitap önermektense, kendi ruh hâllerine ve ilgi alanlarına hitap eden metinleri keşfetmelerini öneririm. Çünkü her kitap, doğru zamanda doğru okurla buluştuğunda anlam kazanır.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Bu konuda kesin bir ayrım yapmayı doğru bulmuyorum çünkü önemli olan kullanılan araçtan çok, metnin ruhunu yakalayabilmek. Kimi zaman kalemle yazmak düşünceyi yavaşlatıp derinleştirirken, klavye hız kazandırabiliyor. Yazının ihtiyacına göre her iki yöntem de işlevsel olabilir. Benim için esas olan, kelimelerle kurulan bağın kopmaması.
Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Kitabı okurken acele etmemelerini isterim. Her metnin kendi zamanı, kendi ritmi vardır ve bazen bir cümle insanın içinde uzun süre yankılanabilir. Okurun satırlar arasında kendine ait bir duyguya, bir soruya ya da küçük bir durup düşünme anına rastlaması benim için çok kıymetli. Yazdıklarımın herkes için aynı anlamı taşımasını beklemiyorum; tam tersine, her okurun kendi yolculuğunu kurmasını diliyorum. Eğer bu metin, okurun iç dünyasında küçük de olsa bir karşılık bulabiliyorsa, benim için amacına ulaşmış demektir.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 10 Mart 2026
