Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Sena Baş İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

Konuşmayı sevmem yazmayı sevdiğim kadar, çünkü konuşurken konular çok daha kolay dağılabiliyor ve söylenenler zamanla unutulabiliyor. Ayrıca belki klasik bir ifade olacak ama kendimi yazarak daha iyi ifade edebildiğimi düşünüyorum.

Hele birde benim gibi ufak yaşlarda “r” harfini telaffuz edemediği için dalga konusu olmuşsanız, yazmaya yönelmek oldukça pratik bir çözüm yolu hâline geliyor. (Not: Artık “r”lerle bir derdim yok. )

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

İlginç bir huyum vardır benim. Bir işe başlarken karmaşık duygular hissederim; fakat zaman ilerledikçe, özellikle de sona yaklaştığımda içimde bir heyecan belirir ve kalbimi bir mutluluk kaplar. “Başlamak bitirmenin yarısıdır” denir ya; bu yüzden başlamak önemli, bitirebilmek ise benim için çok daha kıymetlidir.

İlk satırları yazmaya başladığım gün de benzer karmaşık duygular içindeydim. Ama artık başlamıştım ve oldukça kararlıydım. Tek yapmam gereken kendime zaman tanımak ve bu süreci aceleye getirmemekti. Bu yüzden kendime küçük hedefler koydum. Çünkü ele aldığım konu, aceleye gelmeyecek kadar derin ve değerliydi.

Bu seçimi yapmama vesile olan şey ise uzun süre insanları, toplumları ve özellikle gençleri gözlemlemem oldu. Ardından hem kendi davranışlarıma hem de çevremdekilerin tutumlarına bir anlam yükleme arzusu içimde giderek güçlendi.

Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

Bu benim ilk yazarlık tecrübem olduğu için henüz resmî bir imza gününe katılmadım. Ancak katıldığım bir etkinlikte kitabımla ilgilenen kıymetli kişilerle sohbet edip kitabımı bizzat teslim etme fırsatım oldu. Ben de edindiğim bu güzel tecrübenin tadını çıkardım.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

Kitap fuarlarını bir okuyucu olarak çok severim. Çok fazla kitabı inceler ve her defasında o çeşitliliğin karşısında büyülenirim. Ama nedense sonunda kendimi çoĝu zaman çocuk ve gençlerle ilgili kitapların bulunduğu standların yanında bulurum ve hiç elim boş çıkmam.

Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bence kesinlikle var. Kitaplar zaten başlı başına birer sanat ve kültür eseridir.

Özellikle fuarlarda yer alan çocuk etkinlik alanları ile farklı toplumların, derneklerin veya kuruluşların tanıtım standlarını çok etkili ve gerekli buluyorum. Böylece fuarlar, her yaştan ve her kesimden insanın ilgisini çekebilen kültürel buluşma noktalarına dönüşüyor.

Üstelik ailece ziyaret edilebilecek bir ortam sunmaları da fuarların en güzel yanlarından biri.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

Tabiatı çok sevdiğim için yeşilliklerin ve kuş seslerinin olduğu bir ortam bulduğumda bunu mutlaka değerlendirmeye çalışırım.

Ayrıca konuları zihnimde diri tutmak adına farklı notlar ve görseller biriktirdiğim “hazine sandıklarım” var. Örneğin resimler, işaretlediğim kitaplar, not defterleri gibi…

Yazmak istediklerim ise zaten sürekli zihnimde belirli bir mesai harcadığından, bazen birkaç hafta ara versem bile, yeniden klavye başına oturduğumda kısa sürede odaklanabiliyorum.

Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

Belirli bir isim vererek tek bir yazardan etkilendiğimi söyleyemem. Ancak akıcı bir üsluba sahip olan, sıra dışı düşüncelerini cesurca paylaşabilen ve bu düşüncelerini örneklerle temellendirebilen yazarları kendime rol model olarak alıyorum.

Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?

Herkes edebiyata ilgi duymak zorunda değil elbette, ancak günümüzde birçok dilde kelime hazinesinin giderek fakirleşmesi beni üzüyor.

Zira benim için edebiyat yalnızca metinlerin çeşitliliğinden ve içeriğinden ibaret değil; kelimelerin doğru, yerinde ve incelikle kullanılmasını da kapsıyor.

Bu nedenle gurbette büyüyüp eğitim alan biri olarak kendime bir hedef belirledim: Türkçemi geliştirmek ve Türk edebiyatıyla bağımı güçlendirmek.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

Kendim yaşamadığım bir duyguyu yazabilmem için o duyguya vesile olan olayı çok iyi gözlemlemiş olmam gerekir. Ayrıca farklı örnekler ve kaynaklar arasında bağlantı kurarak o duyguyu anlamaya çalışırım. Ancak bu şekilde gerçek bir empati kurabileceğimi düşünüyorum.

Aksi hâlde ortaya çok kurgusal veya önyargılı bir metin çıkabilir. Bu yüzden yeterince anlayamadığım bir konuysa ya yazmamayı ya da bilgim dâhilinde daha kısa ve temkinli bir şekilde ele almayı tercih ederim.

Bu nedenle roman yazmayı da pek düşünmem; çünkü ben daha çok insanların gerçek hikâyelerine dokunmaktan yanayım.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

Evet, zaman zaman hayat deneyimlerime yer veriyorum ve özellikle yeri geldiğinde duygularımı yansıttığımda oluyor.

Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

Yazdıklarımı ilk etapta kimseye okutmuyorum aslında. Ancak ele alacağım konuları önce ailemle, ardından arkadaşlarım ve yakın çevremle konuşmuş oluyorum mutlaka.

Ayrıca yazdıklarımla özdeşleşebilmek benim için çok önemli. Bu yüzden bir adım daha ileri gidip yazdıklarımı zihnimde canlandırmaya çalışıyorum. Sağ olsun, adı gibi kıymetli olan kızım da hayallerimi kâğıt üzerinde görselleştiriyor. Böylece hem kızımla hem de kitabımla aramdaki bağ daha da güçleniyor, hamdolsun.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

Kurgusunu beğenmediğim bir çalışmayı okuduğumda genellikle metinden uzaklaşıyorum. Özellikle dünya düzeninden ziyade insanları, belirli bir kitleyi ya da insanların kişiliklerini sert bir dille eleştiren yazarların kitaplarını okuyamıyorum. Hele ki eleştirilen noktada herhangi bir çözüm ya da yapıcı bir öneri sunulmuyorsa, o metin bana daha da uzak geliyor.

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz “Nereye gidiyor bu gençlik?” sorusu da buna bir örnek. Bana göre bu tür yaklaşımlar kolaylıkla felaket tellallığına dönüşebiliyor. Oysa gençliğin ruh hâlini anlamaya çalışan, onların dünyasını anlatan eserleri büyük bir ilgiyle okuyorum.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

Her fırsatta giderim. Hatta bazen orada zamanı unuttuğum bile olur. Lakin sanılmasın ki gece gündüz kitap okuyorum. Evimde de öyle çok fazla kitap yoktur; çünkü faydalandığım kitapları genellikle hediye ederim.

Bunun sebebi ise okuduğum kitapları derinlemesine sindirmek istememdir. Eğer yazarın anlattıkları bana hitap etmişse, o konuyla ilgili dergiler ya da farklı kısa metinler okur; aynı konu üzerine filmler ve videolar da izlerim. Böylece kitabın içeriğiyle daha güçlü bir bağ kurabildiğimi düşünüyorum.

Tavsiye edebileceğim nokta da şu olur: Elinize aldığınız kitabın sayfalarını karıştırdığınızda size kalben dokunan cümleler buluyorsanız, bilin ki bu bir tesadüf değildir, çünkü tıpkı canlılar gibi, kitaplar da insanın dostu olabilir.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?

Kalem, herkesin yanında bulunması gereken değerli bir araçtır. Kısa notlar alırken ya da hatıra yazarken tercih edilmesi gereken özel bir değeri vardır. Ancak zamanımız da oldukça kıymetli; bu yüzden klavyenin sağladığı pratiklik beni daha çok cezbediyor.

Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?

Klişe sözler söylemeyeceğim; “kitap okumayı alışkanlık hâline getirin” gibi.

Bir kitabevine ya da bir kütüphaneye girin. Mutlaka size göz kırpan bir kitap olacaktır. Hemen okumaya başlamasanız bile onu alın; evinizin rafında dursun, çantanızda sizinle gezsin. Zamanı geldiğinde o kitabı zaten elinizde bulacaksınızdır.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 24 Nisan 2026

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.