Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Seyit Taşer İle Yazarlık Üzerine Söyleşi

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak, içinde yaşadığınız topluma kayıtsız kalamamakla ilişkilendirilebilir. Yazma eylemi sessiz gibi görünse de inandığınız doğruları yüksek sesle haykırabildiğiniz bir araçtır; yanlışa yanlış diyebilmenin özgürlüğüdür. İnancınızın gereğini bir nebze olsun yerine getirebilmenin mutluluğudur. Bir uğraş olarak yazmaya başladığımı söyleyebilirim; ancak yıllar geçtikçe yazmak bir gereksinime dönüştü. Yazmak, yazmayı gerektirecek bir şeyler olduğunda daha anlamlı bir hâl alır. “Hatırda kalmaz, satırda kalır.” sözü yazmak için önemli bir gerekçedir. Bulunduğunuz çağın, dönemin, bireyin ve toplumun bakış açıları ile yaklaşım biçimleri farklılık arz edebilir. Nesiller sonrasına hitap edebilmek gerekebilir. İletişimde kendinizi ifade edemediğinizi, anlaşılamadığınızı düşündüğünüz anlar olabilir. Dolayısıyla yazmak, kendinizi, düşüncelerinizi ve fikirlerinizi en güzel şekilde izah edebileceğiniz bir alan oluşturur.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Eğitimde dijital okuryazarlık, medya okuryazarlığı, hukuk okuryazarlığı gibi pek çok beceriden söz edilir. Ancak toplumsal açıdan bakıldığında kitap okuma oranının düşük olduğu bilinmektedir. Yazmak ise daha sonraki bir adım olarak değerlendirilmektedir. Yani kitap okuma oranı düşükse yazma oranı daha da düşüktür denilebilir. Eğitim sürecinde yazma eylemiyle çok sık karşılaşmazsınız. Ancak klasik sınavları, açık uçlu soruları ve kompozisyon yazmayı severdim. Özellikle lisansüstü çalışmalarımda yazmak artık bir uğraş hâline geldi. Daha sonrasında toplumsal alana projeksiyon tuttuğumda yazmayı bir gereklilik olarak görmeye başladım.

Kitabınıza ilk imza attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
Heyecanlandım. Aynı zamanda kitabımın okur tarafından nasıl değerlendirileceğine dair güçlü bir merak hissi oluştu.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden stantları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kütüphaneler, sahaflar, kitap fuarları ve kitaplarla bulunduğunuz her an ve mekân hiç şüphesiz değerlidir. Size mutlaka bir şeyler katar. Öğrenmek, bilgiye talip olmaktır. Yeni bir bilgi ya da özgün bir bakış açısı sunan kitapları gözden geçirmek bir arayıştır; adeta yitik bir şeyi arama süreci gibi ifade edilebilir. Özellikle kendinize katkı sağlayacağını düşündüğünüz kitaplara ulaşmak mutluluk vericidir.

Kitap fuarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarını binlerce kişi ziyaret etmektedir. Bu kişilerin geliş amaçlarını, niyetlerini ya da beklentilerini bilemeyiz. Ancak her hâlükârda kitapla buluşmak ve kitapla hemhâl olmak, okuma yazma kültürüne katkı sağlayacaktır.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Yazmaya başlamadan önce zihnimde bir tema ya da ana fikrin belirginleşmesi gerekir. Bu fikir netleştikten sonra onu güzel bir üslupla ifade etme süreci başlar.

Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız isimler…
Gazâlî, İbn Sînâ ve İbn Haldun gibi İslam âlimlerinin fikirleri ve eserleri benim için oldukça önemlidir. Maneviyat, inanç, uzlet ve insan düşüncesine etki eden unsurlar gibi konularda; hadis ve ayetlerle izah edilen içerikleriyle bu isimlerin eserlerinin günümüzde, hatta ilk ve ortaokullarda okutulması gerektiğini düşünüyorum.

Edebiyatın günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızın koşulları içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
Her ne kadar eğitim sürecinde yazma eylemi ikinci planda kalsa da şiir, roman veya hikâye gibi türlerde eserler üretilmeye devam ediyor. Yazdıklarını kitap hâline getirmeye çalışan pek çok kişi var. Ancak özgün çalışmalar üretmekte zorlanılan bir dönemdeyiz. Eser sayısı kadar nitelik ve özgünlük de göz önünde bulundurulmalıdır. Yazılanların yeni bir şey söylemesi önemlidir; aynı tema ve ana fikri tekrar eden yayınlar görülebilmektedir.

Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunun doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Yazarın samimi olması, okurun ilgisi üzerinde oldukça etkili bir ölçüttür. Örneğin, Nurullah Genç’in “Uyan Artık Yiğidim” şiirindeki duygu okurda güçlü bir karşılık bulur. Cemal Safi’nin “Peygamberin Gönlünü Alalım” naatı ya da Necip Fazıl Kısakürek’in “Allah Diyene” şiiri ve diğer eserleri, yaşanmış bir duygunun yansıması izlenimini verir. Bu durum, şiiri ya da edebî eseri güçlü kılar.

Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz ettiğiniz oluyor mu?
Birey ve toplumun fıtraten geliştirdiği çeşitli değişkenler olsa da insan olgusu ilk çağlardan itibaren benzer özellikler sergileyebilmektedir. İdeoloji, hayat felsefesi, iyi ve kötü arasındaki farklılıklar, esfeli sâfilîn ile eşref-i mahlûkat arasındaki çeşitlilikler elbette vardır. Bu bağlamda yazarın hissettiği duyguların okurda karşılık bulması, yazar ve okurun benzer bir noktada buluşması süreci daha verimli kılacaktır.

Yazdıklarınızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Yakın çevreme okutuyorum. Dinlerken tavırları, duruşları ve tepkileri daha doğal ve objektif olduğu için yazdıklarımla ilgili daha net geri bildirim alabileceğimi düşünüyorum.

Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dediğiniz bir eser var mı?
Kitabı ilk andan itibaren kelime kelime okumak yerine semantik çerçeveyi yakalamaya çalışırım. İlk göz gezdirişte buna dair ipuçları edinirim. Yetersiz ya da objektif görüşler içermediğini düşündüğüm çalışmalara vakit harcamamayı tercih ederim.

Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat edersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Fırsat buldukça giderim. Kitap alırken niteliğe önem veririm. Örneğin tarih alanında yazılmışsa belgelere dayalı ve özgün bir eser olup olmadığına bakarım. Şiir ise bende bir karşılık oluşturup oluşturmadığını, bir duygu uyandırıp uyandırmadığını sorgularım.

Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Planlı yazılarda klavye daha uygundur. Ancak yoğunlaştığım bir fikir ya da tema oluştuğunda bilgisayarı açma imkânım olmayabilir; o anda kâğıt ve kalemle yazarım. Daha sonra yazdıklarımı bilgisayara aktarırım.

Okurlarınıza son sözünüz ne olurdu?
Okurlar, popüler yayınların yanı sıra İslam âlimlerinin eserlerini de mutlaka okumalıdır. Güncel eserler arasında kaliteli ve nitelikli olanı ayırt edebilecek bir birikime sahip olunmalıdır. Popüler kültürün etkisinden uzaklaşıp öze dönmek gerekir. Tarihimize ve kültürümüze sahip çıkılmalıdır. Ayrıca sadırdan okumak önemlidir.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 18 Şubat 2026

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.