Yazarla okurlar arasında köprü kuran aylık edebiyat dergisidir.

Yazar Uzm. Psk. Osman İlhan ile yazarlık üzerine söyleşi


Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?

Hep nefes almak için yazdım. Yazmak, içimde biriken ve başkalarına ulaşmasını istediğim bilgi, duygu ve düşüncelerin ifade bulduğu bir araç haline geldi. Hiç tanımadığım ve muhtemelen hayatım boyunca tanıyamayacağım insanların hayatlarına, yazılarım aracılığıyla konuk oldum. Yazmak, benim için basit bir uğraştan çok daha öteye geçti; yaşamam için nefes almak kadar vazgeçilmez bir ihtiyaç haline dönüştü.


İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?

İlk yazılarıma, lise yıllarımda kaleme aldığım şiir denemeleriyle adım attım. Kelimelerin duygularımı ifade etme gücünü keşfetmem ise oldukça küçük yaşlarda başladı. Zamanla, okulumuz Darüşşafaka’nın aylık edebiyat dergisinde şiirlerim yayımlanmaya başladı. Arkadaşlarım, yazılarımı okudukça benimle sohbet etmek için yanıma gelirlerdi. Şiirlerim, sosyal hayatımda adeta bir köprü vazifesi gördü. Bu dönemde artan duygu yoğunluğum, düşünsel yoğunluğumun da aynı oranda gelişmesine yol açtı. Öyle ki, 14 yaşında Arthur Schopenhauer eserlerini okuyacak kadar felsefe, sanat ve edebiyat alanlarında derinleşmeye başlamıştım. Hatta, okulumu felsefe olimpiyatlarında temsil edecek seviyeye ulaşacak felsefi okumalar yaptım. Tüm bu birikimler, beni klinik psikoloji alanında uzmanlaşmaya götüren yolun ilk taşlarını o yıllarda döşedi.


Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?

İlk kitabımı yazıp tamamlamak, yoğun bir çalışma sürecinin sonucuydu. Elde ettiğim sonuç beni gerçekten çok mutlu etmişti. Hayatım boyunca yazdığım onlarca denemenin bir noktada kitaba dönüşmesi ve bu sürecin bana kattığı deneyim tarif edilemez bir duyguydu. Kitabımı pek çok kişiye imzalayarak hediye etmek ve kütüphanelerinde kendi dünyamdan bir parçayı bırakmak ise ayrı bir mutluluk kaynağıydı.


Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?

Yurt içinde ve yurt dışında birçok kitap fuarına katıldım. Kelimelere can veren yazarlarla yüz yüze sohbet etmek, onların soyut yaratım süreçlerini bizzat dinlemek her zaman büyük bir keyif olmuştur. Tüm yaratıcı ortamlar gibi kitap fuarları da bana, ilham arayışındaki gezginlerin uğrak noktası gibi gelir. Bir düşünce, bir fikir ya da sanatsal bir esinti yakalamak için mola verilen köy yollarındaki o dinlenme tesislerini andırır adeta.


Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu gerçekten harika bir gelişme. Kitap yazma ve okuma kültürünün toplumun her kesimine ulaşması ve zamanla günlük bir alışkanlık haline gelmesi büyük bir önem taşıyor. Okuyan toplumların her alanda daha yaratıcı ve tatmin edici bir yaşam sürdüğüne her zaman inanmışımdır.


Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?

Yazarken genellikle deniz kenarındaki sakin ortamlardan ilham alırım. Hayatın hareketli olduğu semtlerde insanları izler, onların hallerini gözlemler ve bu süreçte sürekli veri toplamaktan keyif alırım. İnsanların en doğal anlarını, yaşam telaşı içinde koşuştururken yakalayabileceğimizi düşünürüm. Bu koşuşturmanın tam ortasında durabilmeyi başarırsak, o anların hikayesini fark edebiliriz. İnsanlar aceleyle geçip giderken, ben yanlarında sakinlikle bir karşıtlık yaratır ve ilhamı bu tezatın içinden bulurum. Duran, düşünebilen ve anın içinde sabit kalabilen bir zihnin farkındalık gücüne inanırım.


Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı? Étkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…

Pek çok yerli yazarımızın eserlerini okuma fırsatı buldum. Büyük ustaların kitaplarında sayısız ilhamın kapısını araladım. Oğuz Atay, Yaşar Kemal, Sait Faik Abasıyanık, Peyami Safa gibi daha birçok değerli edebiyatçımızı bu listeye ekleyebilirim.


Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?

Türk Edebiyatının kökleri, 13. yüzyılın sonları ve 14. yüzyılın başlarına kadar uzanan derin bir geçmişe sahiptir. Diğer alanlarda olduğu gibi, edebiyat da zamanla birikim sağlayarak bugüne kadar gelişimini sürdürmüştür. Ancak günümüzde edebiyatın bu köklü tarihî geçmişiyle paralel bir derinlikte ele alınmadığını düşünüyorum. Sığlaşma ve yozlaşma, çağımızın en büyük sorunları arasında yer alıyorsa, edebiyatımızın tarihî birikimi ve olgunlaşmış perspektifinden giderek uzaklaştığımızı üzülerek fark ediyorum. Özellikle değerli yazarlarımızın kült statüsünde sayılabilecek eserlerinin bugün televizyon dizileri aracılığıyla yeniden işlenmesi, bu durumun somut örneklerinden biri. Bu eserlerin yalnızca magazinsel yönleri öne çıkarılıyor ve bir süre gündemde kaldıktan sonra unutulup gidiyor. Dizilerin izlenip, eserlerin kitapları okunmadan hızlıca tüketilmesi de edebiyatımızın derinlikli yapısından uzaklaşıldığını açıkça gösteriyor.


Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?

Yaşamadığım bir duyguyu kaleme alabilirim. Empatiyle, eş duyumla o duyguyu hissedenin iç dünyasına konuk olabilirim. Onun hissettiği derinlikte olmasa da o duygunun izlerini, nefesini duyumsayabilirim. Belki psikolog olmam bu yeteneğimi daha da keskinleştirmiştir ama ilk gençlik yıllarımda bile insanların iç dünyalarındaki ağırlıkları hissetmenin yükünü omuzlarımda taşırdım. Bu ağırlığı kendi yüküm gibi sahiplenmeden, doğru kelimelerin sanatını kullanarak ve objektif bir dille anlatmayı bir ustalık olarak görürüm. Acı çeken bir insanın hikayesini aktarırken, onun acısıyla tükenmeden gözlemci bir yazar olarak anlatım yapmak gerçekten zordur. Evet, zordur; ama bir gerekliliktir, çünkü bu insanlığa dair bir meseledir. Birbirimizin hayatlarına tanıklık eden ve bu öyküleri paylaşan yine bizleriz. Biz, birbirimizi anlamak için gerekli sosyal ve sanatsal zekayla donatıldık. Böylece birbirimize destek, yoldaş, dost olduk. Hayatın engebeli yollarında birlikte ilerliyoruz.


Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?

Eskiler, insanın insanın aynası olduğunu söyler. Başkasını anlattığımda aslında kendimi, kendimi anlattığımda ise başkasını anlatıyorum. Hepimiz aynı hayat ateşinin közünde demleniyoruz. Aslında birbirimize o kadar aşinayız ki.


Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?

Genellikle eşime okurum. Hayatımı onunla paylaşırken, aynı zamanda duygu ve düşüncelerimi de paylaşmayı seviyorum. Benim en önemli ilham kaynağım eşim ve ailemdir.


Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz? “Ben olsam böyle yazardım.” dédiğiniz bir eser var mı?

Yazar arkadaşlarım, eserlerinin taslaklarını okutmaktan büyük keyif alırlar, ancak ben genellikle fazla yorum yapmaktan hoşlanmam. Çünkü onların ilhamla şekillendirdiği her ayrıntı benim için son derece kıymetlidir. Tabii, bazen anlatılmak isteneni daha etkili ifade edebilecek kelimeler önermekten de çekinmem. Teknik düzeltmeler yapabilirim, ancak duygunun ve anlamın derinliğine asla müdahale etmem, ettirmem.


Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?

Kitap evlerini ziyaret etmekten büyük keyif alırım. Kitap satın alırken kapak tasarımı benim için önemli bir detaydır. Ayrıca kitabın ismi, içeriği hakkında ipuçları veriyorsa bu da tercihimde belirleyici olur. Genelde okuma kitaplarından ziyade yerli ve yabancı kült kitaplara yönelirim. Bunun yanı sıra, Orhan Pamuk gibi günümüzü şekillendiren usta yazarların eserlerini okumaktan da ayrı bir zevk alırım.


Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?

Kalemle şiir yazmak bambaşka bir güzelliktir. O ilk ilham anlarının karalamaları, üzeri çizilmiş kelimeler ve mürekkep lekesiyle bölünen akışlar bana son derece doğal gelir. Hatta birçok üstadın el yazması eserlerini bulup okumaktan büyük keyif alırım. Yazılmamış pek çok şeyin belki mürekkebin arasında saklı olduğunu düşünerek, köşe bucak o metinleri incelemeye koyulurum. Adeta gizemli bir şifre arayan bir maceracı gibi hissederim. Elbette günümüz koşullarında ben de işlerimin çoğunu bilgisayar üzerinden yürütüyorum. Ancak kişisel günlüklerimi, psikoterapi notlarımı ve danışanlarımın seans bilgilerini hâlâ özenle el yazısıyla kaydetmeyi tercih ediyorum.


Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?

Okumak ve yazmak, yalnızca bir zaman geçirme uğraşı değil, aynı zamanda kendimizi keşfetme yolunda bir araç gibidir. Bu süreçte benliğimizi tanır, onarır ve belki de yeniden inşa etme fırsatı bulabiliriz. Bir dağın zirvesine çıkacak fiziksel gücümüz olmasa bile, o zirveye ulaşmış birinin yazdıklarını okuyarak, o yükseklik hakkında derin bir bilgi ve farkındalık kazanabiliriz. Okudukça ufkumuz genişler, bu genişleme içimizi ferahlatır ve bu ferahlıkla özgürleşiriz. Okumak, bir kuşun gökyüzünden dünyayı izlemesine benzer; bakış açımızı derinleştirir ve bize yaşamı daha yüksek bir perspektiften değerlendirme şansı sunar. O noktadan her şey o kadar küçük görünür ki artık korku yerini cesarete bırakır. Hayattan korkmaz, özgürlüğün kanatlarını açarız tıpkı gökyüzünde özgürce süzülen bir kuş gibi.

Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 08 Aralık 2025

Yorum Yaz
Ad Soyad :
E-mail :
Yorum :

Kutlu Yayınevi | göksel sözcükleriñ yayıncısı

2012'den bugüne hayallerinizi gérçekleştirirken yanınızdayız.