
Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak, benim için çocuk yaşlarda şiirle başlayıp, ortaokul ve lisede makalelere yönelen bir tutku oldu.
İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Elbette hiç unutmadım. İlkokul 5. sınıfta yazıp okuduğum bir şiir, bende yazma isteğini adeta yeniden alevlendirdi diyebilirim. İlkokul öğretmenim Nilüfer Hanım’ın bana moral vermesi ve ortaokulda da beni desteklemeyi sürdürmesi, hem güç verdi hem de yazma tutkumun daha da artmasını sağladı.
Kitabınıza ilk imza attığıñız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için size kitabınızı uzattığında aklınızdan géçen ilk düşünce ne olmuştu?
Okurlara kitabınızı imzalarken aklınızdan geçen ilk düşünce şöyleydi: Uzun yıllar boyunca yazdığım halde, kitabımı bastırmak bir türlü nasip olmamıştı. Ancak kızımın çabaları sayesinde geçen yıl, ilk kitabım Kutlu Yayınevi’nde Gökbey Bey’in desteği ve teşvik dolu yaklaşımı ile yayımlandı. İlk imza günümü DITIB camisinde gerçekleştirdiğimde, hayallerimin gerçek olması ve büyük bir sevgi dolu kalabalığın tezahürleri karşısında yaşadığım mutluluk tarif edilemezdi. Ömrümde tattığım en güzel duyguydu bu! Hayal kuran herkesin böylesine özel bir anı deneyimlemesini diliyorum.
Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
Kitabım Ekim ayında yayımlandı. Ancak birkaç ay içinde tükendiği için fuarlara katılamadım. İnşallah, basıma hazır olan yeni kitabım yayımlandığında gitmek ve o güzel duyguyu yaşamak kısmet olur.
Kitabım Ekim ayında yayımlandı. Ancak birkaç ay içinde tükendiği için fuarlara katılamadım. İnşallah, basıma hazır olan yeni kitabım yayımlandığında gitmek ve o güzel duyguyu yaşamak kısmet olur.
Kitap fuarınıñ okuma kültürümüze katkısı var mı? Soñ yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Aynı etkinlik Almanya’da da devam ediyor. Doğrusu, sağlık sorunlarım olmasa her etkinliğe katılmak isterdim. Fuarlara halkın yoğun katılımını sağlamak için bazı kolaylıklar getirilse iyi olur diye düşünüyorum. Eminim, yapılan tanıtımlar kültür ve okuma oranlarını olumlu yönde etkileyecektir.
Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yöntemiñiz var mı?
Zihnim dinç olduğu zaman, sabah namazından önce birkaç saat emek veririm. Yöntemim ise yanımda ya da çantamda mutlaka kâğıt ve kalem bulundurmak. Böylece, anında kısa notlar alırım. Yaşanan gerçekleri, ki bu çoğunlukla gurbetçilerin hayatıdır, kaydetmek önemli. İnsan gördüklerini ve yaşadıklarını yazsa, en güzel canlı kitap ortaya çıkar.
Kendinize örnek aldığınız yérli veya yabancı bir yazar var mı?
Gençlik yıllarımda yabancı yazarlarla tanıştım; Dostoyevski, Alexandre Dumas ve Victor Hugo bu dönemde ilgimi çeken isimlerdi. Yerli yazarlarımızın romanları ve eğitici kitapları ise her zaman ufkumu genişleten birer kaynak oldu.
Yurt dışında hem yerli hem yabancı okuyucular tarafından büyük bir ilgiyle takip edilen Yaşar Kemal’in “İnce Memed” romanı unutulmaz eserlerden biri.
Kendi kütüphanemde ise özellikle Şule Yüksel Şenler’in “Huzur Sokağı” başta olmak üzere diğer eğitici kitaplarının özel bir yeri var. Hayranlıkla okuduğum bu değerli yazar, Allah rahmet eylesin.
Edebiyatıñ günümüzdeki değeri üzerine ne düşünüyorsunuz? Çağımızıñ koşulları içindeki yérini nasıl değerlerdirirsiniz?
Her ne kadar ülkede yaşamıyor olsam da izlenimlerim pek iç açıcı değil. Elbette 55 yıl önceki haliyle aynı olmasını beklemek mümkün değil; hayat sürekli bir değişimden ibaret. Edebiyat ve teknoloji alanında pek çok olumlu ve olumsuz süreçler yaşandı. Bunun yanı sıra, gençlerimizin hem yurtiçinde hem de yurtdışında kültürel asimilasyona uğradığını düşünüyorum.
Köklerinden uzaklaşan toplumların önce ahlaki değerlerde çöküş, ardından da kültür ve dini kayıplarla tamamen çöktüğünü görmekteyiz. Bu nedenle, Z Kuşağı gibi kategorilere ayırmadan, ön yargılardan sıyrılarak gençlere sahip çıkılması gerektiği düşüncesindeyim.
Yaşamadığınız bir duyguyu yazabilir misiniz? Böylesi bir metni okuyucunuñ doğalmış gibi hissetmesini nasıl sağlardınız?
Şimdiye kadar kaleme aldığım makaleler, hayatın içinden hikayeleri içeriyor ve çoğunluğu benim yaşadığım tecrübelerden oluşuyor. Düşler Ülkesi Almanya’da biz gurbetçilerin vatan özlemini, dramını, gözyaşlarını ve sevdiklerimize duyduğumuz hasreti abartısız bir şekilde dile getirdiğim yazılardır.
Öykü ya da şiirlerinizde kendinizden söz éttiğiniz oluyor mu?
Her ne kadar anlatımlarım farklı karakterlere hayat verse de, neredeyse her hikayede hayatımdan bir paragrafa rastlanır.
Yazdıklarıñızı ilk kime okutuyorsunuz? Niçin?
Daha önce kitapları kendime sesli okurdum, ancak maalesef kronik hastalıklar artınca şimdi kızım bana okuyor ve birlikte değerlendirme yapıyoruz.
Kurgusunu beğenmediğiniz bir çalışmayı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz?
Herkesin emeğine sonsuz saygı duyarım. Her yazar, sahip olduğu değerlerle bir bütünü oluşturur. Yazı yazmak, insanın ruhundaki gizli cevherleri ortaya çıkarmaktır. Bir yazarın ruhuna tam anlamıyla erişemeyeceğime göre eleştiri yapmanın da pek bir anlamı olmadığını düşünüyorum.
Kitabevlerine ne sıklıkla gidersiniz? Kitap alırken nelere dikkat édersiniz? Okuyucularınıza önereceğiniz ilk kitap ne olurdu?
Herkesin kitap okuma seviyesi farklı olduğu için, önerilerimi yaşına ve eğitim düzeyine göre şekillendiririm. Maneviyatını arayan genç bir kıza Şule Yüksel’in “Huzur Sokağı” eserini tavsiye ederim. Eğer karşımda çaresizlik içinde bir anne varsa, Raif Cilasun’un “Bir Annenin Feryadı” kitabını öneririm. Psikolojik bunalım yaşayanlara ise Nevzat Tarhan’ın eserleri uygun olur. Gurbet hasreti ve vatan özlemi çekenlere “Düşler Ülkesi Almanya” kitabını sunarım.
Kalem mi, klavye mi? Hangisiyle yazılmalı?
Teknolojiye hakim olanlar için klavye elbette daha pratik bir seçenek. Ancak, benim gibi 75 yaşındaysanız, en güzeli yine de kalem ve kâğıt. Bu akıllı telefonlarla bir türlü barışamadım. Köroğlu’nun sözü geliyor aklıma: Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu. Bilgisayar çıkınca da kalem ve kâğıt geri plana itildi. Yanlış anlaşılmasın, serzenişim bizim gibi klavyeye alışamayanlara.
Okurlarınıza son sözüñüz ne olurdu?
Bolca okuyalım… Televizyon ve sosyal medya artık hayatın bir parçası haline geldi; ne yazık ki okuma oranları üzerinde olumsuz bir etkisi var. Oysa hayat düşündüğümüzden de kısa…
Artık yaşlılık ceketini giymiş biri olarak gençlere şu tavsiyeleri vermek istiyorum: Hedeflerimizi büyütürken, güzel amellerimizi küçültmeyelim. Sonsuza dek kalacağımız ahiret yurduna hazırlıksız gitmeyelim. Bu dünyada da iyilikle iz bırakmaya çalışalım; bir yetimin başını okşayalım. Eğer bunu yapamayacak durumda da değilsek, en azından bir gül bahçesinden gül veremiyorsak, bir gülümseme verelim. Çünkü Peygamber Efendimiz der ki, “Gülümsemek de bir sadakadır.”
Kalpler kırmayalım, sevelim ve sevilelim. Özümüze, tarihimize dönelim, köklerimizi unutmayalım.
Bu anlamlı söyleşi için yazarlarına değer veren Kutlu Yayınevi’ne ve tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi iletmek isterim.
Kategori : Genel - Etiketler : - Tarih : 06 Şubat 2026
